Ülkemizde son yıllarda böbrek taşı şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısı artıyor. Uzmanlar, genetik yatkınlığın yanı sıra yetersiz su tüketimi, aşırı tuzlu ve protein ağırlıklı beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, obezite ve bilinçsiz takviye kullanımının böbrek taşı oluşumunda etkili olduğunu belirtiyor.
Acıbadem Kadıköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran, böbrek taşının yalnızca geçici bir ağrı sorunu olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Baran, doğru takip edilmeyen taşların zamanla kalıcı böbrek hasarına neden olabileceğini, erken tanı ve bilinçli izlemle böbrek kaybının önlenebileceğini vurguladı.
12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Baran, toplumda böbrek taşıyla ilgili yaygın ancak yanlış inanışların ciddi risk oluşturduğunu belirterek, doğru bilinen 10 yanlışı sıraladı.
Uzmanlara göre, böbrek taşı sadece şiddetli ağrı yaptığında tehlikeli olmuyor. Ağrısız seyreden, “sessiz taş” olarak adlandırılan oluşumlar da zaman içinde böbrek fonksiyonlarını bozabiliyor. Özellikle geyik boynuzu tipi büyük taşların hiç belirti vermeden ilerleyerek kalıcı hasara yol açabileceği ifade ediliyor.
Toplumda sıkça dile getirilen “bira böbrek taşını düşürür” inanışının da bilimsel dayanağı olmadığı belirtiliyor. Doç. Dr. Baran, taş tedavisinde alkolün yerinin olmadığını, biranın geçici olarak idrar miktarını artırsa da vücudu susuz bırakabileceğini ve böbrek sağlığını olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Uzmanlara göre bu süreçte en doğru tercih su tüketimi.
Her böbrek taşının ağrıya yol açmayabileceğini belirten uzmanlar, böbrekte sabit kalan ve idrar kanalında tıkanıklık oluşturmayan taşların çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğini kaydediyor. Bu nedenle yalnızca ağrıya göre değerlendirme yapılmasının yanıltıcı olabileceği ifade ediliyor.
Bol su içmenin böbrek taşı riskini azaltmada önemli olduğu ancak tek başına tüm taşları düşürmeye yetmeyeceği de vurgulanıyor. Uzmanlara göre taşın boyutu, bulunduğu yer ve hastanın metabolik durumu tedavi yöntemini belirliyor. Küçük taşlarda sıvı tüketimi destekleyici olurken, büyük taşlarda müdahale gerekebiliyor.
Doç. Dr. Baran, özellikle 5-6 milimetreden büyük taşların çoğu zaman kendiliğinden düşmediğini belirterek, bu tür durumlarda cerrahi ya da girişimsel tedavinin zorunlu hale gelebileceğini söyledi.
Taş ağrısının geçmesinin de her zaman taşın düştüğü anlamına gelmediği belirtiliyor. Uzmanlara göre taş yer değiştirdiğinde ya da idrar yolundaki tıkanıklık azaldığında ağrı hafifleyebilir. Ancak taşın gerçekten düşüp düşmediği ancak görüntüleme yöntemleriyle doğrulanabiliyor.
“Taş kırdırmak böbreğe zarar verir” inanışının da yanlış olduğuna dikkat çeken Baran, doğru hasta seçimiyle uygulanan taş kırma işlemlerinin kalıcı böbrek hasarına neden olmadığını, uygun hastalarda bu yöntemin güvenle kullanılabildiğini ifade etti.
Açık ameliyat korkusunun da güncel tedavi yöntemleriyle büyük ölçüde geride kaldığını belirten uzmanlar, günümüzde böbrek taşlarının büyük bölümünün kapalı, endoskopik ve lazer destekli yöntemlerle tedavi edildiğini, bu sayede hastaların kısa sürede günlük yaşama dönebildiğini bildiriyor.
Uzmanlar, bir kez taş düşürmenin ya da ameliyat olmanın yeniden taş oluşumunu engellemediğini de hatırlatıyor. Taşın içeriğinin analiz edilmesi, 24 saatlik idrar incelemesi ve gerekli kan testleriyle kişiye özel önleyici plan hazırlanmasının tekrar riskini azaltmada önemli olduğu vurgulanıyor.
Bitkisel ürünlerin böbrek taşını hızlıca eritip düşürdüğü yönündeki inanışın da gerçeği yansıtmadığı ifade ediliyor. Doç. Dr. Baran, böbrek taşlarını doğrudan ve hızlı biçimde eriten bitkisel ya da medikal bir tedavinin bulunmadığını belirterek, içeriği standart olmayan bu ürünlerin mide-bağırsak sorunlarından elektrolit dengesizliğine, karaciğer ve böbrek üzerinde ek yüke kadar çeşitli riskler taşıyabildiğini söyledi.
Uzmanlar, böbrek taşı tedavisi ve korunma sürecinin kulaktan dolma bilgilerle değil, bilimsel değerlendirme ve hekim takibiyle yürütülmesi gerektiğini belirtiyor.




