Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Fazla kilolu her 10 kişiden 7’sinde karaciğer yağlanması görülüyor

Kilo fazlası veya obezitesi bulunan kişilerin yüzde 70’inde, diyabetlilerin ise yüzde 90’ında görülen karaciğer yağlanması, uzun süre belirti vermeden ilerleyerek kronik hepatit, siroz ve karaciğer kanseri riskine kadar uzanabilen ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, hastalığın özellikle ileri siroz gelişmeden önce yaşam tarzı değişiklikleriyle büyük ölçüde geriletilebildiğini belirtti.

Kilo fazlası veya obezitesi bulunan kişilerin yüzde 70’inde, diyabetlilerin ise

Karaciğer hücrelerinin içinde yağ damlacıklarının birikmesiyle ortaya çıkan karaciğer yağlanması, günümüzde hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, obezite, diyabet ve insülin direncinin yaygınlaşmasıyla birlikte giderek daha sık görülüyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, karaciğer yağlanmasının uzun yıllar boyunca belirgin şikâyet oluşturmadan ilerleyebildiğine dikkat çekerek, erken dönemde alınacak önlemlerin önem taşıdığını vurguladı.

Polat, ileri siroz gelişmemiş hastalarda doğru beslenme, düzenli egzersiz ve gerekli durumlarda destek tedavileriyle karaciğer yağlanmasının büyük ölçüde geriletilebildiğini söyledi.

Her 10 diyabetliden 9’unda görülüyor

Karaciğer yağlanmasının basit yağ birikiminden daha ileri düzey karaciğer hasarına kadar farklı tablolarda görülebildiğini belirten Prof. Dr. Polat, metabolik yağlı karaciğer hastalığında yağ birikimine inflamasyon ve hücre hasarının da eşlik edebildiğini ifade etti.

Hareketsiz yaşam, masa başı çalışma ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının obezite, diyabet ve insülin direncinin görülme sıklığını artırdığını kaydeden Polat, şu bilgileri verdi:

“Kilo fazlası olan veya obezite sınırına giren kişilerin yüzde 70’inde, diyabetlilerin ise yüzde 90’ında karaciğer yağlanması görülüyor. Özellikle MASH olarak adlandırılan metabolik yağlı karaciğer hastalığı; obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve ürik asit yüksekliğiyle seyreden metabolik sendromun bir bileşeni. Bu tablo aynı zamanda kalp ve damar hastalıkları açısından da risk oluşturuyor.”

Hastalık yıllarca belirti vermeden ilerleyebiliyor

Karaciğer yağlanmasının uzun süre sessiz ilerleyebileceğine dikkat çeken Polat, yıllar içinde karaciğer hücrelerinde oluşan hasarın fibrozis olarak adlandırılan tamir dokusunun gelişmesine yol açabileceğini belirtti.

Bu sürecin karaciğerin küçülmesine ve sertleşmesine neden olabileceğini ifade eden Polat, hastalığın ilerleyen aşamalarda portal hipertansiyon ve siroza kadar ulaşabileceğini söyledi.

Polat, siroz geliştikten sonra ise hastalığın sebebinden bağımsız olarak karaciğer kanseri gelişme riskinin arttığını vurguladı.

Tedavinin vazgeçilmez ikilisi: Hareket ve doğru beslenme

İleri siroz gelişmemiş hastalarda karaciğer yağlanmasının yaşam tarzı değişiklikleriyle büyük ölçüde geriletilebildiğini kaydeden Polat, tedavinin temelinde düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenmenin bulunduğunu söyledi.

Karaciğer yağlanmasının kökeninde çoğu zaman insülin direncinin yer aldığını ifade eden Polat, insülin direncinin azaltılmasında kasların aktif biçimde çalıştırılmasının önemli olduğuna dikkat çekti.

Vücuttaki çizgili kasların önemli bir bölümünün bacaklarda bulunduğunu belirten Polat, düzenli yürüyüş ve bisiklete binmenin önemli faydalar sağlayabileceğini söyledi.

Karaciğer enzimleri yüksek olan bazı hastalarda ise hekim değerlendirmesiyle insülin direncinin azaltılmasına yönelik ilaçlardan ve bazı destek tedavilerinden yararlanılabileceğini belirtti.

Fazla meyve tüketimi de yağlanmaya katkı sağlayabiliyor

Karaciğer yağlanmasında yalnızca yağlı yiyeceklerin sorumlu tutulmaması gerektiğini belirten Polat, fazla tüketilen şekerli gıdaların da karaciğerde yağa dönüşebileceğini söyledi.

Meyvelerin içeriğinde bulunan fruktozun aşırı tüketilmesi halinde karaciğer yağlanmasına katkıda bulunabileceğine işaret eden Polat, özellikle hamur işi ve çok yağlı yemeklerin sınırlandırılmasını, Akdeniz tipi beslenmenin tercih edilmesini önerdi.

Karaciğer yağlanmasının yalnızca fazla kilolu kişilerde görülmediğini de belirten Polat, hastaların yaklaşık yüzde 10’unda obezite ve metabolik sendrom bulunmadan da yağlanma ortaya çıkabildiğini, bu kişilerde bazı genetik mutasyonların etkili olabileceğini aktardı.

Basit tetkiklerle takip edilebiliyor

Karaciğer yağlanmasının tanı ve takibinde çeşitli temel tetkiklerden yararlanıldığını söyleyen Polat, karaciğer fonksiyon testleri, ultrasonografi ve insülin direnci ölçümlerinin önemli bilgiler verdiğini kaydetti.

Karaciğer enzimleri sürekli yüksek seyreden veya risk grubunda bulunan kişilerde ise FibroScan yöntemiyle karaciğerde oluşan hasarın ve yağlanmanın derecesinin değerlendirilebildiğini ifade etti.

“Karaciğer vücudun temizlik merkezi”

Karaciğer sağlığının genel sağlık açısından büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Zülfikar Polat, karaciğerin vücutta sürekli çalışan temel organlardan biri olduğuna dikkat çekti.

Polat, “Karaciğer yedi gün 24 saat durmaksızın çalışan bir organ. Vücudumuzun adeta temizlik merkezi ve fabrikası. Gastrointestinal sistemden gelen besinleri ve metabolitleri alıyor, işliyor, detoksifiye ediyor ve vücuda yararlı hale getirerek kan dolaşımına veriyor. Bu nedenle beslenme düzeni, kilo kontrolü ve düzenli egzersiz yaşamımızın bir rutini haline gelmeli” dedi.