15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü öncesinde prostat kanserine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük, hastalığın erken dönemde herhangi bir belirti vermeyebileceğine dikkat çekti.
İdrar yaparken zorlanma, gece sık idrara çıkma, idrar akımında zayıflama veya kesik kesik işeme gibi yakınmaların toplumda sıklıkla prostat kanseriyle ilişkilendirildiğini belirten Küçük, bu şikayetlerin çoğu zaman iyi huylu prostat büyümesi gibi başka nedenlerden de kaynaklanabileceğini ifade etti.
“Şikayet yoksa prostat sağlıklıdır” düşüncesi yanıltıcı
Prostat kanserinin özellikle erken evrede sessiz ilerleyebildiğini vurgulayan Küçük, herhangi bir yakınması bulunmayan erkeklerin de yaşları ve kişisel risk faktörleri doğrultusunda değerlendirilmesinin önem taşıdığını söyledi.
Bu nedenle şikayetlerin ortaya çıkmasının beklenmemesi, kişinin risk durumuna göre uygun zamanda üroloji değerlendirmesine başvurması gerekiyor.
PSA yüksekliği tek başına kanser anlamına gelmiyor
Prostat kanserinin değerlendirilmesinde kullanılan önemli araçlardan biri PSA kan testi olarak öne çıkıyor.
Ancak PSA değerinin tek başına kanser tanısı koydurmadığını belirten Küçük, yaş, aile öyküsü, önceki PSA sonuçları, klinik muayene ve gerektiğinde görüntüleme yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
PSA seviyesinin iyi huylu prostat büyümesi, prostat iltihabı ve farklı nedenlerle de yükselebileceğine dikkat çekilirken, tek bir normal PSA sonucunun da prostat kanserini kesin olarak dışlamadığı belirtildi.
Aile öyküsü riski artırabiliyor
Prostat kanseri riski yaşla birlikte artarken, özellikle baba veya erkek kardeş gibi birinci derece yakınlarında prostat kanseri bulunan erkeklerde risk daha yüksek olabiliyor.
Bu nedenle her erkeğe aynı yaşta aynı testlerin uygulanması yerine, tarama ve değerlendirme sürecinin kişinin risk profiline göre planlanması önem taşıyor.
MR ve biyopsi tanıda önemli rol oynuyor
Prostat kanseri şüphesinin değerlendirilmesinde günümüzde daha gelişmiş yöntemlerden yararlanılıyor.
Gerekli hastalarda;
- PSA testinin yeniden değerlendirilmesi,
- Klinik risk analizi,
- Çok parametreli prostat MR’ı,
- Uygun vakalarda biyopsi
birlikte kullanılabiliyor.
Bu yaklaşım sayesinde gerçekten tedavi edilmesi gereken hastaların daha doğru belirlenmesi amaçlanıyor.
Her prostat kanseri ameliyat gerektirmiyor
Prostat kanseri tanısı konulması her hastanın ameliyat olması gerektiği anlamına gelmiyor.
Tedavi kararı; hastalığın evresi, risk grubu, tümör özellikleri, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yaşam beklentisine göre kişiye özel olarak veriliyor.
Düşük riskli bazı hastalarda aktif izlem tercih edilebilirken, bazı hastalarda radyoterapi veya cerrahi tedavi seçenekleri gündeme gelebiliyor.
Robotik cerrahide amaç yalnızca tümörü çıkarmak değil
Cerrahi tedavinin gerekli olduğu hastalarda robotik cerrahi önemli seçeneklerden biri olarak kullanılıyor.
Robotik sistemlerin yüksek çözünürlüklü görüntüleme ve hassas hareket imkanı sağladığını belirten uzmanlar, uygun hastalarda idrar tutma ve cinsel fonksiyon açısından önemli anatomik yapıların korunmasının hedeflendiğini ifade ediyor.
Ancak robotik cerrahinin tek başına başarı garantisi olmadığı; doğru hasta seçimi, cerrahi planlama ve cerrahın deneyiminin de büyük önem taşıdığı vurgulanıyor.
Erken tanı yaşam kalitesini de etkiliyor
Prof. Dr. Küçük, özellikle ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan erkeklerin kişisel risklerini doktorlarıyla değerlendirmesi gerektiğini belirtti.
Prostat kanserinde erken tanının yalnızca hastalığın seyrini değil, uygulanabilecek tedavi seçeneklerini ve tedavi sonrasındaki yaşam kalitesini de olumlu yönde etkileyebileceği ifade ediliyor.




