Bebek sahibi olmak isteyen kadınlarda en sık kaygı yaratan başlıklardan biri olan AMH testiyle ilgili önemli uyarılar geldi. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Op. Dr. Ali Osman Koyuncuoğlu, düşük AMH değerinin halk arasında çoğu zaman yanlış yorumlandığını belirterek, bunun annelik ihtimalinin sona erdiği anlamına gelmediğini ifade etti.
Uzmanlara göre AMH testi yumurtalık rezervini gösteren önemli bir parametre olsa da tek başına kesin sonuç vermiyor. AMH değerinin adet döngüsüne, ölçüm zamanına ve kullanılan laboratuvar yöntemlerine göre değişebildiğini belirten Koyuncuoğlu, düşük değerin yalnızca doğurganlık süresinin zaman açısından kısaldığını gösterdiğini kaydetti.
Düzenli adet görmek tek başına yeterli değil
Toplumda yaygın olan “Düzenli adet görüyorsam doğurganlığımda sorun yoktur” düşüncesinin her zaman doğru olmadığını belirten Koyuncuoğlu, yumurtalık rezervi tükenmiş bazı kadınların bile 3 ila 7 yıl boyunca düzenli adet görebildiğine dikkat çekti. Bu nedenle adet düzeninin tek başına güvenilir bir gösterge olmadığı vurgulandı.
Doğurganlığın daha sağlıklı değerlendirilebilmesi için AMH testinin yanı sıra ultrasonografi ile yumurta sayısının incelenmesi ve adet döngüsünün ikinci günü yapılan FSH testinin birlikte ele alınması gerektiği ifade edildi. Bu çok yönlü yaklaşımın daha gerçekçi sonuçlar sunduğu belirtildi.
Yüksek AMH her zaman avantaj sağlamıyor
Uzmanlar, AMH değerinin yüksek çıkmasının da tek başına güvence anlamına gelmediğini belirtiyor. Burada en önemli belirleyici unsurun kadın yaşı olduğuna dikkat çeken Koyuncuoğlu, yaş ilerledikçe yumurtalarda kromozomal hataların arttığını ve bunun gebelik şansını doğrudan etkilediğini söyledi. Yumurta sayısı yeterli olsa bile ileri yaşta genetik olarak sağlıklı yumurta elde etme ihtimalinin düşebildiği ifade edildi.
Erken önlem çağrısı
Özellikle 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınların düzenli jinekolojik kontrollerini aksatmaması gerektiğini belirten Koyuncuoğlu, adetin ikinci veya üçüncü günü yapılan FSH testi ile ultrasonografik değerlendirmelerin önemine işaret etti. Kariyer planı nedeniyle evlilik ve anneliği ertelemeyi düşünen kadınların yumurta rezervlerini düzenli olarak takip ettirmeleri gerektiği, kritik sınırda azalma görülmesi halinde yumurta dondurma stratejisinin gündeme alınabileceği ifade edildi.
Ailede erken menopoz öyküsü bulunmasının da önemli bir risk faktörü olduğu, birkaç yıl içinde yumurta sayısında belirgin düşüş görülmesi halinde mutlaka üreme sağlığı uzmanından destek alınması gerektiği belirtildi.
Yumurta dondurma doğurganlık için zaman kazandırabiliyor
Modern yaşam koşullarının çocuk sahibi olma yaşını ileri taşıdığına dikkat çeken Koyuncuoğlu, yumurta dondurma yönteminin kadınlara önemli bir zaman kazanımı sunduğunu ve bir tür doğurganlık sigortası olarak değerlendirilebileceğini söyledi. 35 yaş altında yumurta rezervi azalan, ailede erken menopoz öyküsü bulunan veya yumurta azalmasına yol açabilecek kronik hastalığı olan kadınların yasal olarak yumurta dondurabildiği, ayrıca 38 yaş ve üzerindeki kadınların da başka bir kriter aranmaksızın bu yönteme başvurabildiği belirtildi.
Ancak burada hangi yaşta ve kaç yumurtanın dondurulduğunun büyük önem taşıdığı vurgulandı. Uzman değerlendirmesine göre 35 yaş altında en az 15, 35-40 yaş arasında yaklaşık 30, 40 yaş üzerinde ise yaklaşık 40-45 yumurtanın dondurulmasının sağlıklı gebelik şansını artırdığı ifade edildi. Az sayıda yumurta dondurmanın biyolojik saati durdurduğu düşüncesinin doğru olmadığı da özellikle vurgulandı.





