17 Eylül 2026 saat 14.52 itibarıyla açıklanan fiyatlarda motorinin litresi Konya’da 102,59 TL’ye çıktı. İstanbul Avrupa Yakası’nda aynı ürün 100,31 TL, Ankara’da 101,43 TL ve İzmir’de 101,71 TL seviyesinde. Böylece Konya ile İstanbul Avrupa Yakası arasındaki fark litre başına 2,28 TL’ye ulaştı.
| Şehir | 17 Eylül 2025 | 17 Eylül 2026 | Yaklaşık yıllık değişim |
|---|---|---|---|
| İstanbul Avrupa | 54,25 TL | 100,31 TL | %84,9 |
| Ankara | 55,19 TL | 101,43 TL | %83,8 |
| İzmir | 55,53 TL | 101,71 TL | %83,2 |
| Konya | Eylül 2025’te yaklaşık 56,23 TL* | 102,59 TL | yaklaşık %82,4 |
*Konya için 2025 rakamı 17 Eylül’e ait birebir aynı gün verisi değil, Eylül 2025 dönemindeki şehir fiyatından alınan yaklaşık karşılaştırmadır.
Ortaya çıkan tablo çarpıcı: Bir litre motorinin fiyatı sadece bir yılda neredeyse ikiye katlandı.
50 litrelik depo artık 5 bin lirayı geçti
Sürücünün cebindeki karşılık daha da belirgin.
| Şehir | 2025’te 50 litre | Bugün 50 litre | Yaklaşık ilave yük |
|---|---|---|---|
| İstanbul Avrupa | 2.712,50 TL | 5.015,50 TL | 2.303 TL |
| Ankara | 2.759,50 TL | 5.071,50 TL | 2.312 TL |
| İzmir | 2.776,50 TL | 5.085,50 TL | 2.309 TL |
| Konya | yaklaşık 2.811,50 TL | 5.129,50 TL | yaklaşık 2.318 TL |
Başka bir ifadeyle geçen yıl yaklaşık 2 bin 800 liraya doldurulabilen 50 litrelik dizel otomobil deposu, bugün Konya’da 5 bin 129 liraya doluyor.
Bu artış yalnızca otomobil sahibini ilgilendirmiyor. Türkiye’de yük taşımacılığının, şehirlerarası ulaşımın, tarım makinelerinin ve ticari araçların önemli bölümü motorin kullanıyor. Bu nedenle mazottaki yükseliş nakliyeden tarlaya, market rafından servis ücretlerine kadar geniş bir maliyet zinciri oluşturuyor.
Peki bir yılda ne değişti?
Motorindeki yüzde 80’i aşan yükselişi açıklayan en güçlü göstergelerden biri uluslararası petrol fiyatı.
17 Eylül 2025’te Brent petrolün kapanış fiyatı 67,95 dolar düzeyindeydi. 17 Eylül 2026 sabahında ise Brent, önceki güne göre gerilemesine rağmen 103,95 dolar seviyesindeydi. Yani dolar bazında petrol fiyatı yaklaşık bir yılda yüzde 53 arttı.
Aynı dönemde Türk lirası da dolar karşısında değer kaybetti. 17 Eylül 2025’te TCMB dolar satış kuru yaklaşık 41,30 TL iken, 17 Eylül 2026’da dolar yaklaşık 48,62 TL seviyesinde bulunuyor. Artış yaklaşık yüzde 17,7.
İki değişken birlikte hesaplandığında tablo çok daha açıklayıcı hale geliyor.
| Gösterge | Eylül 2025 | Eylül 2026 | Değişim |
|---|---|---|---|
| Brent petrol | 67,95 dolar | yaklaşık 103,95 dolar | %53,0 artış |
| Dolar/TL | yaklaşık 41,30 | yaklaşık 48,62 | %17,7 artış |
| Bir varil petrolün TL karşılığı* | yaklaşık 2.807 TL | yaklaşık 5.054 TL | %80,1 artış |
*Brent fiyatının dolar/TL kuru ile çarpılmasıyla elde edilen, rafineri ve pompa fiyatı olmayan karşılaştırmalı maliyet göstergesidir.
Bu hesaplama son derece önemli. Çünkü motorinin pompa fiyatındaki yıllık yükseliş yüzde 83-85 civarındayken, petrolün TL cinsinden kaba maliyet göstergesi de yaklaşık yüzde 80 artmış durumda.
Dolayısıyla bugünkü fiyat patlamasını yalnızca vergi zammı olarak açıklamak rakamlarla örtüşmüyor.
Savaş Türkiye’yi neden bu kadar hızlı vuruyor?
2026’da Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar küresel enerji piyasasında olağanüstü bir arz sorunu oluşturdu. Uluslararası Enerji Ajansı, Hürmüz Boğazı’ndaki taşımacılığın neredeyse durma noktasına gelmesiyle yaşanan gelişmeyi küresel petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kesintisi olarak tanımlıyor.
Normal koşullarda Hürmüz’den günde yaklaşık 15 milyon varil ham petrol ile 5 milyon varil petrol ürünü geçiyor. Bu miktar dünya petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık geliyor. Kesintiler petrolü 100 doların üzerine taşırken özellikle motorin gibi rafine ürünlerde fiyat baskısı çok daha sert oldu.
“Bu savaşlardan dünyada en fazla Türkiye etkileniyor” sonucuna ulaşmak için ülkeleri aynı yöntemle karşılaştıran yeterli veri bulunmuyor. Ancak Türkiye açısından kırılganlığın yüksek olduğu tartışmasız bir gerçek: Çünkü Türkiye kullandığı petrol ve doğal gazın büyük bölümünü hâlâ dışarıdan alıyor.
Bu nedenle savaş yalnızca petrolün dolar fiyatını artırmıyor. Türkiye açısından aynı maliyet bir de döviz kuru üzerinden TL’ye çevriliyor. Petrol yükseldiğinde Türkiye petrol fiyatı şokunu, dolar/TL yükseldiğinde ise bunun üzerine kur şokunu birlikte yaşıyor.
“Gabar petrolü, Karadeniz gazı çıkıyor; fiyat neden düşmüyor?”
Son yıllarda yerli petrol ve doğal gaz üretimi gerçekten önemli ölçüde arttı. Bu artışı yok saymak doğru değil.
2024’te Türkiye’nin ham petrol üretimi yaklaşık 5,3 milyon ton, doğal gaz üretimi ise 2,3 milyar metreküp seviyesindeydi. 2025’te ham petrol üretimi 6,68 milyon tona, doğal gaz üretimi de resmi yıllık veride 3,11 milyar metreküpe yükseldi.
Ancak aynı dönemde ithalat ortadan kalkmadı; tersine yıllık toplamda arttı.
| Enerji kalemi | 2024 | 2025 | Değişim |
|---|---|---|---|
| Yerli ham petrol üretimi | 5,3 milyon ton | 6,68 milyon ton | yaklaşık %26 artış |
| Ham petrol ithalatı | 30 milyon ton | 31,94 milyon ton | yaklaşık %6,5 artış |
| Yerli doğal gaz üretimi | 2,3 milyar m³ | 3,11 milyar m³ | yaklaşık %35 artış |
| Doğal gaz ithalatı | 52,2 milyar m³ | 58,34 milyar m³ | yaklaşık %11,8 artış |
2024 verileri 2025 verileri
Dolayısıyla “yerli üretim yok” demek yanlış olduğu gibi, “yerli üretim sayesinde Türkiye artık enerjide dışa bağımlı değil” demek de doğru değil.
2025 yılı verilerine göre Türkiye’nin ham petrolde ithalata bağımlılığı yüzde 83, doğal gazda ise yaklaşık yüzde 95 seviyesinde.
Asıl mesele burada ortaya çıkıyor.
Üretim artıyor fakat ekonominin toplam enerji ihtiyacı o kadar yüksek ki ithalat hâlâ belirleyici konumda. Yerli petrol üretimindeki artış dışarıya ödenecek faturayı bir miktar azaltabilir; ancak yüzde 83 ithalat bağımlılığının bulunduğu bir piyasada dünya petrol fiyatından bağımsız bir motorin fiyatı oluşturacak büyüklüğe henüz ulaşılmış değil.
Karadeniz’den çıkarılan doğal gaz ise motorinin doğrudan hammaddesi değil. Bu üretim doğal gaz ithalatını ve enerji faturasını azaltma potansiyeline sahip olsa da, motorinin pompa fiyatını doğrudan aşağı çeken bir mekanizma değil.
“İthalat geçen yıllarla aynı” mı? Son rakamlar daha karmaşık
İthalat konusunda da tek cümlelik bir tablo yok.
2025 yıllık verisinde hem ham petrol hem doğal gaz ithalatı 2024’e göre artmış durumda. Buna karşılık 2026 Temmuz verilerinde toplam petrol ve petrol ürünleri ithalatı yıllık bazda yüzde 6,9 azalarak 4 milyon 520 bin 968 tona geriledi. Ham petrol ithalatı ise yüzde 0,32 artarak 2 milyon 931 bin 690 tona çıktı. Motorin ithalatı yüzde 16,28 azalarak 1 milyon 146 bin 509 tona düştü.
| Temmuz 2026 göstergesi | Yıllık değişim |
|---|---|
| Toplam petrol ve petrol ürünleri ithalatı | -%6,9 |
| Ham petrol ithalatı | +%0,32 |
| Motorin ithalatı | -%16,28 |
| Yurt içi motorin satışları | +%6,87 |
| Yerli motorin üretimi | +%4,42 |
Fakat ithalat miktarının bazı kalemlerde azalması, ödediğimiz faturanın da azaldığı anlamına gelmedi.
Türkiye’nin enerji ithalatı için ödediği tutar Temmuz 2025’te 5,149 milyar dolar iken Temmuz 2026’da 5,826 milyar dolara çıktı. Yıllık artış yüzde 13,1 oldu. Aynı dönemde ham petrol ithalat miktarı yalnızca yüzde 0,3 artmıştı.
Yani sorun yalnızca “kaç ton petrol ithal ettik?” değil; o petrolün birim fiyatının ne kadar yükseldiği.
Peki hükümetin sorumluluğu nerede başlıyor?
Motorindeki yükselişi tartışırken siyasi iktidarın hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi davranmak da ekonomik mekanizmayı eksik okumak olur.
Akaryakıt üzerinden alınan vergilerin tutarını belirleyen düzenlemeler kamu otoritesinin kararı. Kur istikrarı, enflasyonla mücadele, bütçe politikası, enerji tedarik stratejisi, stratejik stok politikası, rafineri ve ulaştırma altyapısı ile dışa bağımlılığı azaltacak uzun vadeli enerji yatırımları da hükümetlerin doğrudan politika alanında bulunuyor.
Bu nedenle vatandaşın karşılaştığı nihai pompa fiyatında hükümet politikalarının önemli bir sorumluluk alanı bulunuyor.
Ancak mevcut bir yıllık tabloya bakıldığında dikkat çekici bir gerçek daha var: Eylül 2026’daki motorin ÖTV’si geçen yılın aynı dönemindeki ÖTV’den çok daha düşük.
3 Temmuz 2025 sonrasında motorindeki maktu ÖTV litre başına 12,9973 TL seviyesine yükselmişti.
13 Ağustos 2026’da alınan yeni kararla ise motorindeki ÖTV ağustos sonuna kadar sıfırlandı; Eylül ayında 3 TL/litre olarak belirlendi. Ekimde 6 TL, kasımda 9 TL, aralıkta 12 TL ve 1 Ocak 2027’den itibaren 13,9006 TL uygulanması kararlaştırıldı.
| Dönem | Motorin ÖTV’si |
|---|---|
| Eylül 2025 | 12,9973 TL/litre |
| 13-31 Ağustos 2026 | 0 TL/litre |
| Eylül 2026 | 3 TL/litre |
| Ekim 2026 | 6 TL/litre |
| Kasım 2026 | 9 TL/litre |
| Aralık 2026 | 12 TL/litre |
| 1 Ocak 2027 ve sonrası | 13,9006 TL/litre |
Bu tablo, çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Motorinin bugün 100 TL’nin üzerine çıkmasının ana nedeni mevcut ÖTV seviyesi değil. Hatta son vergi kararı, küresel maliyet artışının tamamının pompaya yansımasını geçici olarak sınırlayan bir unsur haline gelmiş durumda.
Buna karşılık hükümetin daha geniş ekonomik sorumluluğu özellikle kur kanalında devam ediyor. Çünkü Türkiye petrolü dolar üzerinden satın alıyor. Dolar/TL’deki yaklaşık yüzde 18’lik yıllık yükseliş, Brent’teki yüzde 53’lük artışı TL cinsinden çok daha ağır hale getiriyor.
Dolayısıyla tartışmayı “her şey dış güçlerin ve savaşın sonucu” veya “her kuruş vergi zammından kaynaklanıyor” şeklinde iki uçtan okumak ekonomik gerçeği yansıtmıyor.
Fiyatın gerçek denklemi: Dünya fiyatı + kur + vergi
Türkiye’de akaryakıt fiyatı oluşturulurken uluslararası Akdeniz piyasasındaki ürün fiyatları ile döviz kuru temel maliyetleri belirliyor; üzerine ÖTV ve diğer düzenleyici kalemler geldikten sonra KDV ile nihai pompa fiyatı oluşuyor.
Bugünkü motorin krizini bu nedenle üç ayrı başlık altında okumak gerekiyor:
Birincisi küresel enerji şoku. Ortadoğu’daki savaş ve Hürmüz Boğazı kaynaklı arz sorunu petrolü 100 doların üzerine taşıdı ve özellikle motorin fiyatını küresel ölçekte sert biçimde yükseltti.
İkincisi Türkiye’nin kur ve dışa bağımlılık sorunu. Dolar/TL bir yılda yaklaşık yüzde 18 yükselirken ham petrolde dışa bağımlılık hâlâ yüzde 83. Dünya fiyatındaki her artış bu nedenle çok hızlı biçimde Türkiye’nin maliyetine dönüşüyor.
Üçüncüsü kamu politikası. Vergi oranları ve ekonomik istikrar politikaları hükümetin kontrol alanında. Eylül 2026’da ÖTV’nin geçici biçimde 3 TL’ye indirilmiş olması mevcut fiyat artışını frenliyor; ancak kurun istikrara kavuşturulamaması ve uzun yıllardır süren yüksek enerji ithalat bağımlılığı, dış şokların vatandaşın cebine çok daha ağır yansımasına yol açıyor.
Yerli enerji üretimi önemli ama henüz fiyatı belirleyecek ölçekte değil
Gabar’daki petrol ve Karadeniz’deki doğal gaz üretiminin artması Türkiye açısından önemsiz değil. Yerli üretimdeki her artış, aynı miktarın ithal edilmesi ihtiyacını azaltma ve cari açığı sınırlama potansiyeli taşıyor.
Ancak mevcut rakamlar, kamuoyunda zaman zaman oluşan “artık kendi petrolümüzü ve gazımızı üretiyoruz, dünya fiyatından etkilenmemeliyiz” beklentisini doğrulamıyor.
Türkiye 2025’te 6,68 milyon ton ham petrol üretirken 31,94 milyon ton ham petrol ithal etti. Doğal gazda 3,11 milyar metreküplük üretime karşılık 58,34 milyar metreküp ithalat gerçekleştirildi.
Bu ölçek farkı kapanmadığı sürece dünya petrol ve gaz fiyatları Türkiye için temel belirleyici olmaya devam edecek.
Asıl soru: Petrol yeniden 70 dolara inse pompada aynı hızda düşüş görülecek mi?
Bugün ortaya çıkan tablo, önümüzdeki dönem için yeni bir soruyu beraberinde getiriyor.
Petrol 2025 Eylülünde 68 dolar civarındaydı. Bugün yaklaşık 104 dolar. Savaş sona erer, Hürmüz trafiği normale döner ve Brent yeniden 70-80 dolar bandına gerilerse, Türkiye’de motorin fiyatının ne ölçüde ve ne hızla aşağı geleceği yakından izlenmeli.
Çünkü 2026 sonuna kadar motorin ÖTV’sinin her ay 3 TL artırılması kararlaştırılmış durumda.
Başka bir ifadeyle küresel petrol fiyatı düşse bile, ekim, kasım ve aralık aylarında devreye girecek kademeli ÖTV artışları bu düşüşün pompaya aynı ölçüde yansımasını sınırlayabilir.
İşte kamu politikası açısından asıl tartışma burada başlıyor.
Vatandaş, küresel fiyat yükseldiğinde artışı çok hızlı hissediyorsa; küresel fiyat düştüğünde da aynı hızda indirimi görüp görmediği şeffaf biçimde takip edilmeli. Vergi politikasının amacı yalnızca bütçeye gelir sağlamak değil, olağanüstü dış şok dönemlerinde üreticiyi, çiftçiyi, taşımacıyı ve tüketiciyi koruyacak dengeyi de kurmak olmalı.
Sonuç: 100 liralık motorinin tek bir faili yok, ama Türkiye’nin kırılganlığı yılların politika meselesi
Konya’da 102,59 liraya ulaşan motorinin hikâyesi tek başına bir “zam haberi” değil.
Bir tarafta petrolü 100 doların üzerine çıkaran olağanüstü bir savaş ve küresel arz krizi var. Diğer tarafta dolar/TL’deki yükseliş, yüzde 83’lük petrol ithalat bağımlılığı ve yüzde 95’lik doğal gaz ithalat bağımlılığı bulunuyor. Bunun üzerine vergi sistemi ve iç ekonomik koşullar ekleniyor.
Mevcut rakamlar, bugünkü 100 liranın üzerindeki motorin fiyatını yalnızca hükümetin yaptığı bir vergi zammına bağlamayı desteklemiyor; çünkü Eylül 2026’da motorinden alınan ÖTV geçen yılın aynı döneminin yaklaşık dörtte biri düzeyinde.
Ancak bu durum hükümetin ekonomik ve enerji politikasındaki sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Verginin seviyesi, kur istikrarı, enflasyon, enerji arz güvenliği, yerli üretimin büyütülmesi ve dış şokların vatandaşa ne ölçüde yansıtılacağı siyasi iktidarın doğrudan politika alanları.
Bir yılda motorinin yüzde 80’in üzerinde pahalanmış olması, Türkiye’nin küresel savaş ve enerji krizlerine karşı hâlâ ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.
Yerli petrol ve doğal gaz üretimindeki artış olumlu bir gelişme; ancak ithalat bağımlılığını fiyatları dünya piyasasından koparacak ölçüde azaltmış değil.
Bugün vatandaşın gördüğü 102,59 TL’lik Konya motorin fiyatı, savaşın, 104 dolarlık petrolün, yaklaşık 49 liralık doların ve Türkiye’nin yıllardır çözülemeyen enerji ithalat bağımlılığının aynı pompa ekranında buluşmuş hali.





