Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Suriye Ordusu Halep’in doğusunda ilerliyor: Deyr Hafir’de kontrol sağlandığı açıklandı

Suriye Ordusu, Halep’in doğu kırsalındaki Deyr Hafir’de “tam askerî kontrol” ilan ettiğini duyurdu. SDG’nin üst düzey ismi Mazlum Abdi ise birliklerin sabah saatlerinden itibaren Fırat’ın doğusuna yeniden konuşlanacağını açıkladı. Sahadaki hareketlilik, Meskene hattına doğru yeni bir güç kaymasına işaret ediyor.

Suriye Ordusu, Halep’in doğu kırsalındaki Deyr Hafir’de “tam askerî kontrol”

Suriye’de Fırat hattında dengeleri etkileyebilecek bir gelişme yaşanıyor. Suriye Ordusu, resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada Halep’in doğu kırsalında Deyr Hafir’in “tam askerî kontrol altına alındığını” bildirdi; El-Cerrah (al-Jarrah) askeri havaalanı üzerinde de kontrol sağlandığını duyurdu. Açıklamada, birliklerin Rakka kırsalındaki Dibsi Afanan kasabasına doğru ilerlemeye başladığı ve yüzlerce SDG unsurunun kendilerini orduya teslim ettiği belirtildi.

Resim

Ajanslar: Deyr Hafir ve Cerrah üssünde kontrol değişimi

Associated Press’in aktardığına göre, SDG’nin çekilme sürecinin ardından Suriye hükümet güçleri Deyr Hafir’in çevresine girdi; kasaba ve yakındaki Cerrah hava üssünde kontrolün Suriye ordusuna geçtiği belirtildi.

 

SDG: “Güçler Fırat’ın doğusuna yeniden konuşlanacak”

Geri çekilmenin zamanlamasına ilişkin en net ifadeler SDG cephesinden geldi. Reuters’a göre Mazlum Abdi, Halep’in doğusundaki temas hattından çekilerek unsurların Fırat’ın doğusuna yeniden konuşlanacağını, bunun sabah saatlerinde başlayacağını açıkladı.

AP’nin haberinde ise çekilme kararının, sahada tırmanma riski ve yürütülen temasların ardından geldiği; ABD’li yetkililerin de süreçte arabuluculuk/temas trafiği yürüttüğüne dair bilgiler yer aldı.

“Kapalı askerî bölge” ve M15 hattında tahliye koridoru

SANA ve bölgesel kaynaklara göre Suriye Ordusu, 13 Ocak’ta Deyr Hafir ve Meskene başta olmak üzere Fırat’ın batısındaki bazı alanları “kapalı askerî bölge” ilan etti; sivillerin güvenli tahliyesi için M15 kara yolunda “insani koridor” açıldığını duyurdu.

Al Jazeera da aynı hatta Suriye ordusunun “kapalı askerî bölge” kararına ve sahadaki yeniden konuşlanmaya dair ayrıntıları haberleştirdi.

Sıradaki hat: Meskene ve Fırat’ın batısı

Ajanslar, Deyr Hafir’de kontrol sağlandığı açıklamasının ardından Meskene ve Fırat’ın batısındaki bazı yerleşimlere doğru ilerleme hazırlığına dikkat çekti.

Sahada güçlerin Fırat’ın doğu-batı ekseninde yeniden konumlandığı bu süreç, Halep doğu kırsalındaki güvenlik düzenini ve Fırat hattındaki siyasi-askerî pazarlıkları doğrudan etkileyebilecek nitelikte görülüyor. Özellikle Deyr Hafir–Meskene hattı, Halep kırsalından Fırat koridoruna uzanan geçişte kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.

“Tek bayrak–tek devlet” hattı: Fırat’ın doğusunda SDG’ye alan daralıyor

Tek bayrak–tek devlet ilkesi açısından bakıldığında, Fırat’ın batısında yaşanan geri çekilme yalnızca bir hat düzeltmesi değil; SDG’nin Fırat’ın doğusundaki varlığının da orta vadede sürdürülemez hale geleceğinin işareti olarak okunuyor. Çünkü Şam yönetimi, ülke toprakları üzerinde merkezî otorite dışında “paralel” bir askerî-siyasi yapılanmayı kalıcılaştıracak hiçbir formülü kabul edebilir bir noktada değil. Bu tabloya göre Deyr Hafir–Meskene hattındaki kontrol değişimi, “Suriye’nin toprak bütünlüğü” başlığının sahada yeniden tesis edilmesi yönünde daha geniş bir sürecin başlangıcı niteliği taşıyor.

Türkiye’nin resmî yaklaşımı da bu çerçevede net: Suriye’nin kuzey ve doğusunda, özellikle ABD ve bazı Batılı ülkelerin sağladığı silah ve siyasi koridorla oluşan fiilî yapı, ülkenin üniter yapısına ve bölgesel güvenliğe dönük risk üretiyor. SDG’nin “Batı’ya güvenerek” inşa ettiği bu alanın, zaman içinde bir tür otonomi/özerklik zeminine taşınması ihtimali; hem Suriye devlet aklı hem de Türkiye’nin ulusal güvenlik perspektifi açısından kabul edilebilir görülmüyor. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde baskının iki kanaldan artması beklenebilir: Masada “entegrasyon ve merkezî otoriteye dönüş” dayatması, sahada ise temas hatlarının daraltılması ve kritik arterlerin Suriye devleti tarafından devralınması.

Bu noktadan sonra denklem basitleşiyor: Ya SDG, Suriye devletinin sınırları ve kurumları içinde eriyen bir modelle (silahlı unsurların tasfiyesi/entegrasyonu ve idari yetkilerin geri devri) masada adım atacak; ya da bu dönüşüm, sahadaki güç dengeleri üzerinden zorlanacak. Şam’ın, ülke topraklarında “başka bir bayrak” algısı üretecek, dış destekle ayakta duran bir güvenlik mimarisine izin vermeyeceği; Türkiye’nin de terörle mücadele ve sınır güvenliği başlıklarıyla bu sürecin hızlanmasını destekleyeceği bir evreye girildiği görülüyor. Bu nedenle Fırat’ın doğusunda SDG varlığının “mevcut haliyle” devam etmesi, hem siyasal hem askerî olarak giderek daha düşük bir ihtimal haline geliyor.

Uluslararası beklenti: Kapsayıcı yurttaşlık ve anayasal reform

Uluslararası arenada ise Şam’dan beklenen tablo, güvenlik başlığının ötesine taşan bir “siyasi normalleşme ve kapsayıcı devlet” inşası olarak öne çıkıyor: Devlet kimliğinin tüm toplulukları kucaklayacak şekilde yeniden tanımlanması, bu çerçevede “Arap” vurgusunun daha kapsayıcı bir yurttaşlık anlayışıyla güncellenmesi; ülkenin yalnızca bir “Doğu bloku” refleksiyle değil, modern dünyayla uyumlu kurumlar ve hukuk devleti standartlarıyla yönetilmesi isteniyor. Bu hedefin merkezinde, serbest ve rekabetçi seçimlerin güvence altına alındığı, Suriye vatandaşlarının tamamının seçme-seçilme hakkının korunduğu ve eşit yurttaşlık ilkesini açık biçimde teminat altına alan bir anayasal çerçeve bulunuyor. Dil, din veya etnik kökeni ne olursa olsun her Suriyelinin, Suriye Devleti’nin eşit vatandaşı olduğu bir düzenin kurulması; hem iç barışın kalıcılaşması hem de dış dünyayla ilişkilerin sürdürülebilir zemine oturması açısından kritik görülüyor.