Kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon insanın yaşamını yitirmesine neden oluyor. Türkiye’de de ölümlerin önemli bir bölümünü kalp ve damar hastalıkları oluşturuyor.
Uzmanlara göre tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet ve kronik stres gibi değiştirilebilir risk faktörleri kontrol altına alındığında kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebiliyor.
İleri yaş, erkek cinsiyet ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü ise değiştirilemeyen risk faktörleri arasında yer alıyor.
Kalp krizi daha genç yaşlarda görülebiliyor
Türkiye’de kalp krizinin Avrupa ülkelerine göre ortalama 10 yıl daha erken görüldüğü belirtiliyor.
Tüm koroner kalp hastaları içinde 40 yaş altı bireylerin oranının geçmişte yüzde 10-15 seviyelerinde olduğu, son yıllarda ise yüzde 15-20’ye çıktığı ifade ediliyor. Kalp krizi geçirenlerin yaklaşık yüzde 18’inin 50 yaşın, yüzde 11’inin ise 45 yaşın altında olduğu belirtiliyor.
30’lu yaşlarda, hatta 20’li yaşların sonlarında ciddi damar tıkanıklığı ve kalp krizi vakalarının görülmesi, risk faktörlerinin erken yaşlardan itibaren takip edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Kimler daha yüksek risk altında?
Kalp ve damar hastalıkları açısından riskin daha yüksek olduğu gruplar arasında 40 yaş ve üzerindekiler, hipertansiyon, diyabet veya yüksek kolesterolü olanlar, fazla kilolu ve obez bireyler, sigara ve tütün ürünü kullananlar, ailede erken yaşta kalp hastalığı veya ani ölüm öyküsü bulunanlar, hareketsiz yaşam sürenler, menopoz sonrası kadınlar ve kronik stres altında olanlar bulunuyor.
Bu gruplardaki kişilerin düzenli sağlık kontrolü yaptırması ve risk faktörlerini yakından takip etmesi önem taşıyor.
Yaşam tarzı değişiklikleri riski azaltıyor
Kalp sağlığının korunmasında en etkili adımların başında tütün ve tütün ürünlerinin tamamen bırakılması geliyor.
Bol sebze ve meyve tüketilmesi, tam tahılların tercih edilmesi, baklagiller, kuruyemiş ve balık gibi sağlıklı protein kaynaklarına ağırlık verilmesi öneriliyor. Doymuş yağ, ultra işlenmiş gıdalar, fazla tuz ve eklenmiş şeker tüketiminin azaltılması da kalp sağlığı açısından önem taşıyor.
Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapılması, sağlıklı vücut ağırlığının korunması ve alkol tüketiminin sınırlandırılması da öneriler arasında yer alıyor.
Bu yaşam tarzı değişikliklerinin kalp ve damar hastalıklarına bağlı riskleri önemli ölçüde azaltabileceği belirtiliyor.
Erken tarama ve takip önemli
Hipertansiyonun düzenli olarak taranması, kolesterol değerlerinin erken yaşlardan itibaren takip edilmesi, diyabet ve kan şekeri kontrolünün sağlanması kalp sağlığını korumada kritik rol oynuyor.
Özellikle 40 yaş ve üzerinde düzenli kardiyovasküler risk değerlendirmesi yapılması öneriliyor. Ancak aile öyküsü, sigara kullanımı, obezite, yüksek tansiyon veya diyabet gibi ek risk faktörleri bulunan kişilerin daha erken yaşlarda da kontrol yaptırması gerekebiliyor.
Kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelede bireysel önlemlerin yanı sıra toplum genelinde tuz ve trans yağ tüketiminin azaltılması, tütün kontrolünün güçlendirilmesi ve hipertansiyon ile diyabetin erken tanısına yönelik uygulamaların yaygınlaştırılması da önem taşıyor.





