Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Tekrarlayan sorunların nedeni “öz-yalan” olabilir: Kendine dürüstlük psikolojik sağlamlığı güçlendiriyor

İnsan zihni, kaygı, suçluluk, hayal kırıklığı ve acı verici gerçeklerle başa çıkabilmek için zaman zaman gerçekleri farkında olmadan çarpıtabiliyor. “Öz-yalan” olarak adlandırılan bu mekanizma kısa vadede rahatlama sağlasa da kronikleştiğinde sorunların çözümünü geciktirebiliyor ve sağlıklı karar alma süreçlerini zorlaştırabiliyor.

Bu haberin fotoğrafı yok

İlişkilerde, iş yaşamında veya günlük hayatta aynı sorunların farklı kişilerle tekrar etmesi, benzer hayal kırıklıklarının sürekli yaşanması ya da kişinin kendisini devamlı haklı çıkarmaya çalışması, fark edilmeyen bir “öz-yalan” mekanizmasına işaret edebiliyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikoloğu Gizem Karpat, insanların kendilerini korumak amacıyla gerçekleri farkında olmadan çarpıtmasına neden olan öz-yalan mekanizması, bu durumun belirtileri ve döngüden çıkmanın yolları hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Öz-yalan nedir?

Kişinin kendisine yalan söylemesinin psikolojide “öz-yalan” ya da “self-deception” kavramıyla ele alındığını belirten Klinik Psikolog Gizem Karpat, bu mekanizmanın kişinin psikolojik dengesini korumaya yönelik olduğunu söyledi.

Karpat, öz-yalanı şöyle açıkladı:

“Öz-yalan; bireyin kaygı, suçluluk, hayal kırıklığı ya da acı verici gerçeklerle başa çıkabilmek için bazı durumları farkında olmadan çarpıtması veya görmezden gelmesidir.”

Bu mekanizmada amacın dış dünyadaki bir kişiyi aldatmak olmadığını ifade eden Karpat, kişinin kendi psikolojik bütünlüğünü korumaya çalıştığını dile getirdi.

“Kısa vadede zihni rahatlatan bir amortisör görevi görse de uzun vadede sorunların gerçekçi bir şekilde çözülmesini geciktiren bir yapıya bürünebilir.”

İlk aldatılan kişinin kendisi oluyor

Öz-yalan ile bilinçli inkâr arasındaki en önemli farkın kişinin farkındalık düzeyi olduğunu belirten Karpat, öz-yalanda bireyin gerçeği tam olarak fark etmeden kendisini daha katlanılabilir bir duruma inandırdığını kaydetti.

Karpat, şunları söyledi:

“Öz-yalan süreçlerinde kişi gerçeği tam olarak fark etmeden kendisini farklı, daha katlanılabilir bir gerçekliğe inandırır. Yani ilk aldatılan kişinin kendisi olduğu bir süreç işler. Bilinçli inkârda ise kişi aslında gerçeğin gayet farkındadır ancak ego bütünlüğünü korumak adına onu kabul etmek istemez ya da dış dünyaya ifade etmekten kaçınır.”

Birinde gerçeğe ilişkin farkındalığın oldukça sınırlı olduğunu, diğerinde ise kişinin gerçeği bilmesine rağmen ondan uzak durmaya çalıştığını ifade eden Karpat, her iki mekanizmanın da zorlayıcı duygularla baş etme çabasından kaynaklandığını söyledi.

Zihin gerçekleri neden çarpıtır?

İnsan zihninin yalnızca yaşananları olduğu gibi kaydetmek için değil, psikolojik konforu ve bütünlüğü korumak için de çalıştığını belirten Karpat, bazı gerçeklerle yüzleşmenin ağır duygusal sonuçları olabileceğine dikkat çekti.

Büyük bir kayıp, başarısızlık, reddedilme veya suçluluk duygusuyla karşılaşan kişinin zihninin, yükü hafifletmek amacıyla gerçekleri olduğundan farklı yorumlayabildiğini ifade etti.

Karpat, şöyle konuştu:

“Zihin bu duygusal yükü azaltmak için gerçeği bükerek olduğundan farklı yorumlayabilir. Biz buna psikolojide bilişsel çelişkiyi azaltma çabası da deriz. Bu mekanizma akut dönemlerde koruyucu bir kalkan olabilir fakat kronikleştiğinde kişinin sağlıklı kararlar almasını ve gerçekçi değerlendirmeler yapmasını ciddi şekilde zorlaştırır.”

Kişi kendi oluşturduğu gerçeğe inanabilir

Kişinin kendisine yalan söylediğini fark edip etmemesinin savunma mekanizmalarının gücüne göre değişebileceğini dile getiren Karpat, bazı kişilerin gerçeği bilinçli şekilde görmezden geldiğini, bazılarının ise oluşturdukları yeni gerçekliğe samimiyetle inandığını söyledi.

Karpat, şu ifadeleri kullandı:

“Bazı insanlar gerçeği bilinçli bir şekilde halının altına süpürdüklerinin ve görmezden geldiklerinin farkındadır. Bazıları ise bunu büyük ölçüde bilinçdışı bir süreç olarak yaşar ve kendi kurguladıkları o yeni gerçeğe samimiyetle inanırlar.”

Bunun mutlak bir körlük anlamına gelmediğini belirten Karpat, aynı konu gündeme geldiğinde yoğun huzursuzluk yaşanmasının veya çevreye sürekli benzer açıklamaların yapılmasının kaçılan bir gerçeğin göstergesi olabileceğini kaydetti.

“Benim hiçbir sorunum yok” demek her zaman sağlıklı olmayabilir

“Ben iyiyim” veya “Benim bir sorunum yok” gibi ifadelerin tek başına inkâr mekanizmasının kanıtı olmadığını belirten Karpat, kişinin gerçekten kendisini iyi hissedebileceğini söyledi.

Ancak ciddi bir kayıp, travma veya belirgin ruhsal ve fiziksel belirtilere rağmen kişinin ısrarla herhangi bir sorunu olmadığını savunmasının inkâr mekanizmasını düşündürebileceğini aktardı.

Karpat, şunları söyledi:

“Ortada ciddi bir kayıp, travma veya belirgin ruhsal ya da fiziksel belirtiler varken ve çevresindeki birçok kişi aynı konuda ciddi bir endişe duyuyorken kişinin ısrarla ve katı bir şekilde ‘Benim hiçbir sorunum yok’ demesi, inkâr mekanizmasının devrede olabileceğini düşündürür.”

Klinik değerlendirmede yalnızca söylenen sözlere bakılmadığını vurgulayan Karpat, kişinin davranışları, yaşam işlevselliği, bedensel tepkileri ve duygusal dünyası arasındaki tutarlılığın da ele alındığını ifade etti.

En önemli belirti: Söylenenlerle yaşananların uyuşmaması

Öz-yalanın ilişkilerden iş yaşamına, sağlık alışkanlıklarından duygusal ihtiyaçlara kadar pek çok alanda görülebileceğini belirten Karpat, bazı kalıplaşmış ifadelerin yüzleşmenin ertelendiğini gösterebileceğini söyledi.

“Bu ilişki beni hiç üzmüyor”, “O sadece biraz gergin”, “İşimden çok memnunum, tükenmiş değilim” veya “Bu zararlı alışkanlığı istersem yarın bırakırım” gibi ifadelerin zorlayıcı gerçekleri görmezden gelmeye hizmet edebileceğini belirtti.

Karpat, öz-yalanın en önemli göstergesini şöyle açıkladı:

“Bu noktada en önemli turnusol kâğıdı, kişinin sözleri ile yaşamındaki gerçek deneyimlerinin ne kadar örtüştüğüdür.”

Aynı sorunlar tekrar ediyorsa dikkat

Kişinin öz-yalan mekanizmasını fark edebilmesi için öncelikle kendisine dürüst bir soru yöneltmesi gerektiğini belirten Karpat, “Söylediklerim ile gerçekten yaşadıklarım birbiriyle uyumlu mu?” sorusunun önemli olduğunu söyledi.

Karpat, şunları kaydetti:

“Eğer hayatınızda aynı sorunlar farklı insanlarla tekrar ediyor, benzer hayal kırıklıkları kronik bir döngüye dönüşüyor veya kendinizi sürekli birilerine haklı olduğunuzu kanıtlamak için aynı açıklamaları yaparken buluyorsanız, orada dürüstçe masaya yatırılması gereken bir öz-yalan olabilir.”

Yakın çevreden gelen yapıcı geri bildirimlerin tamamen reddedilmemesi gerektiğini ifade eden Karpat, olumsuz duyguları bastırmak yerine anlamaya çalışmanın öz farkındalığı artıracağını söyledi.

Kendine dürüstlük geliştirilebilen bir beceri

Kendine dürüst olmanın doğuştan gelen sabit bir özellik olmadığını belirten Karpat, bu tutumun zaman içerisinde geliştirilebilen ve pratik edilebilen bir psikolojik beceri olduğunu ifade etti.

Bu süreçte kişinin korku, kıskançlık ve başarısızlık gibi kabul etmesi zor duyguları dahi kendisini yargılamadan fark etmeyi öğrenmesi gerektiğini dile getirdi.

Karpat, kişinin kendisine sert davranmasının zihnin daha fazla savunma mekanizması üretmesine yol açabileceğini söyledi.

“Eğer kendimizi çok sert yargılarsak, zihnimiz bizi korumak için daha çok yalan üretecektir.”

Günlük tutmak farkındalığı artırabilir

Duygu ve düşünceleri yazıya dökmenin kişinin zihinsel çarpıtmaları daha kolay fark etmesine yardımcı olabileceğini belirten Karpat, günlük tutma ve yazarak iç dökme gibi yöntemlerin düzenli öz değerlendirme açısından faydalı olabileceğini söyledi.

Gerçeklerle yüzleşmenin her zaman kolay olmadığını ifade eden Karpat, insanın kendi kör noktalarını tek başına fark etmekte zorlanabileceğini kaydetti.

Psikoterapi güvenli bir yüzleşme alanı sunuyor

Öz-yalan mekanizmasının günlük yaşamı, ilişkileri veya karar verme süreçlerini belirgin biçimde etkilemesi halinde profesyonel destek alınabileceğini belirten Karpat, psikoterapinin kişinin yalnızca ne düşündüğünü değil, neden bu şekilde düşünmeye ihtiyaç duyduğunu anlamasına yardımcı olduğunu söyledi.

Karpat, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Psikoterapi, kişinin yalnızca ne düşündüğünü değil, neden o şekilde düşünmeye ihtiyaç duyduğunu güvenli bir bağlamda anlamasına yardımcı olur. Unutmamak gerekir ki kendine dürüst olmak kısa vadede konforu bozsa da uzun vadede psikolojik sağlamlığın ve iyi oluşun en temel yapı taşıdır.”