Uluslararası Barolar Birliği İnsan Hakları Enstitüsü (IBAHRI), İran’da ekonomik krizle başlayıp kısa sürede hükümet karşıtı gösterilere dönüşen protestolara yönelik güvenlik müdahaleleri nedeniyle “derin endişe ve öfke” duyduğunu açıkladı. Kurum, ülke genelindeki eylemlere karşı yoğunlaştırılan baskının, keyfi gözaltıların ve ölümle sonuçlanan şiddet iddialarının uluslararası hukuk açısından “ciddi ihlaller” şüphesi doğurduğunu bildirdi.
“Sağlıklı veri akışı engelleniyor” uyarısı
Açıklamada, protestoların bastırılmasının ardından can kayıplarına ilişkin farklı rakamların dolaşımda olduğu; 8 Ocak 2026’dan bu yana süren internet ve iletişim kısıtlamalarının doğru ve güncel bilgiye erişimi zorlaştırdığı vurgulandı. İBAHRI, bilgi akışının kesintiye uğramasının hem kamuoyunun haber alma hakkını hem de ihlallerin bağımsız biçimde doğrulanmasını ciddi şekilde sınırladığını belirtti.
Gözaltılar, tecrit ve “işkence riski”
İran’daki İnsan Hakları Aktivistleri (HRA) adlı sivil toplum örgütünün verilerine atıfla, protestoların görüldüğü çok sayıda kentte binlerce kişinin keyfi biçimde gözaltına alındığı; bazı kişilerin avukat ve aileleriyle görüştürülmeden tecritte tutulduğu ifade edildi. İBAHRI, bu koşulların “işkence ve kötü muamele riskini artırdığına” dikkat çekti.
“Gerçek mermi, saçma, gaz, su topu” iddiaları
Enstitü, güvenlik güçlerinin (IRGC ve polis teşkilatı dahil) protestolara karşı gerçek mermi, askeri sınıf silahlar, metal saçma atan tüfekler, göz yaşartıcı gaz ve su topu gibi araçlarla müdahale ettiği iddialarına yer verdi. Açıklamada, göstericilerin yanı sıra çevredeki sivillerin ve çocukların da ağır yaralanmalar yaşadığı; baş ve göz bölgesi yaralanmaları ile kalıcı hasar iddialarının öne çıktığı belirtildi.
İBAHRI: “Bu, kolluk müdahalesi değil”
İBAHRI Eş Başkanı Mark Stephens, İran’daki müdahalelerin “barışçıl toplanma, özgürlük ve güvenlik” haklarını güvence altına alan ulusal ve uluslararası normlarla bağdaşmadığını savunarak, yaşananları “kolluk kuvveti müdahalesi değil, sivillerin organize biçimde sakat bırakılması ve öldürülmesi” şeklinde değerlendirdi. Stephens, uluslararası toplumu, İran’daki durumun BM Güvenlik Konseyi üzerinden Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) sevki için harekete geçmeye çağırdı.
“Protestoculara ölüm cezası” endişesi
Açıklamada, İranlı üst düzey yetkililerin protestocuları “terörist”, “isyancı” ya da “yabancı güçlerin ajanı” gibi sıfatlarla hedef alan söylemlerinin endişe verici olduğu ifade edildi. İBAHRI Eş Başkanı Hina Jilani ise, Devrim Mahkemeleri üzerinden hızlandırılmış yargılamalar ve idam kararları iddialarını hatırlatarak, enstitünün her koşulda ölüm cezasına karşı olduğunu vurguladı; infazların durdurulması ve protestoculara verilen idam cezalarının iptali çağrısı yaptı.
“İnternet kesintisi ihlalleri gizleme stratejisi”
IBAHRI Direktörü Barones Helena Kennedy de internet erişiminin kasıtlı şekilde kapatılmasını, “uluslararası suç teşkil edebilecek ihlalleri görünmez kılmaya dönük” bir yöntem olarak tanımladı. Kennedy, iletişim hizmetlerinin derhal yeniden sağlanmasını ve ifade özgürlüğü ile barışçıl toplanma haklarına saygı gösterilmesini istedi.
Uluslararası topluma çağrı: “Koordineli adım atın”
İBAHRI, İran halkıyla dayanışma mesajı verirken, keyfi gözaltına alınanların koşulsuz serbest bırakılmasını; ailelerine erişimlerinin ve tıbbi-hukuki desteklerinin sağlanmasını talep etti. Kurum ayrıca devletlere, “hesap verebilirliği ilerletmek” amacıyla şu başlıklarda koordineli eylem çağrısı yaptı:
-
İran Devrim Muhafızları’na yönelik kısıtlayıcı adımların değerlendirilmesi,
-
Sorumlulara dönük hedefli yaptırımlar (seyahat yasağı, mal varlığı dondurma gibi),
-
BM Güvenlik Konseyi’nin UCM’ye sevk mekanizmasının işletilmesi,
-
Evrensel yargı yetkisi kapsamında ağır suç iddiaları için soruşturma ve tutuklama süreçlerinin gündeme alınması.
IBAHRI açıklamasında, İran’daki gelişmelerin “karanlık bir dönem” olarak nitelendiği; buna karşın onur, adalet ve temel özgürlük taleplerinin bastırılmaması gerektiği mesajı öne çıktı.






