Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Uzmandan lipödem uyarısı: Doğru beslenme yaşam kalitesini destekleyebilir

Beslenme uzmanı Selahattin Dönmez, lipödemin özellikle kadınlarda ağrılı yağ birikimiyle seyreden kronik bir sağlık sorunu olduğunu belirterek, düşük karbonhidratlı Akdeniz tipi beslenmenin hastalığın seyrinde destekleyici rol oynayabileceğini ifade etti. Güncel tıbbi kaynaklar ise lipödem için tek başına kanıtlanmış bir “özel diyet” bulunmadığını, beslenmenin destekleyici bir unsur olarak değerlendirildiğini ortaya koyuyor.

Beslenme uzmanı Selahattin Dönmez, lipödemin özellikle kadınlarda ağrılı yağ birikimiyle

Lipödemin özellikle kadınlarda görülen, ağrılı yağ birikimi ve dolaşım sorunlarıyla ilerleyen kronik bir sağlık problemi olduğuna dikkat çeken Beslenme Uzmanı Selahattin Dönmez, düşük karbonhidratlı Akdeniz tipi beslenmenin hastalığın seyrinde destekleyici rol oynayabileceğini belirtti. Uzmanlara göre lipödem için herkese uyan tek bir beslenme modeli bulunmasa da, inflamasyonu azaltan ve kilo kontrolünü destekleyen programlar yaşam kalitesine katkı sunabiliyor.

Lipödem, özellikle kadınlarda kol ve bacaklarda ağrılı yağ birikimiyle ortaya çıkan, zaman içinde hareket kabiliyetini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen kronik bir hastalık olarak öne çıkıyor. Uzman yazısında yer verilen değerlendirmelere göre hastalık; genetik yatkınlık, hormonal etkiler, damar geçirgenliğinde artış, lenfatik dolaşım bozukluğu, iltihaplanma ve fibrozis gibi birçok etkenin bir araya gelmesiyle gelişiyor. Hastalığın ilerleyen evrelerinde ağrı, hassasiyet, ödem ve dolaşım problemleri daha belirgin hale gelirken, bu tablo günlük yaşamı doğrudan etkileyebiliyor. Cleveland Clinic de lipödemi, özellikle bacaklar ve bazen kollarda anormal yağ birikimiyle seyreden, sıklıkla ağrı ve hassasiyet oluşturan kronik bir durum olarak tanımlıyor.

Lipödem nasıl gelişiyor?

Selahattin Dönmez’in değerlendirmesine göre lipödemin gelişiminde ilk sırada genetik yatkınlık bulunuyor. Kadınlarda ailesel geçişli çok genli bir hastalık olarak kabul edilen lipödemde hormonal yapı da belirleyici rol oynuyor. Özellikle östrojenin yağ yapımı ve yağ yakım mekanizmaları üzerindeki etkisi, bölgesel yağ birikimini artırabiliyor. Bunun yanında mikrosirkülasyon bozuklukları ve endotel disfonksiyonu damar geçirgenliğini artırarak ödem gelişimini kolaylaştırıyor. Lenfatik fonksiyon bozukluğu ise sıvı birikimine, yağ dokusunun genişlemesine ve zamanla daha belirgin lenfatik yetmezliğe yol açabiliyor.

Uzman yazısında ayrıca fazla yağ dokusunun kan ve lenf damarlarını sıkıştırarak hipoksi ve iltihaplanmayı artırdığı, bunun da yağ hücrelerinde büyüme ve ağrı döngüsünü derinleştirdiği vurgulanıyor. Periferik sinirlerdeki iltihaplanma ve sempatik sinir sistemi işlev bozukluğu da lipödemli hastalarda ağrı ve hassasiyetin nedenleri arasında gösteriliyor. Tüm bu süreçler bir araya geldiğinde hastalık yalnızca estetik bir sorun olmaktan çıkıp dolaşım, ağrı ve fonksiyon kaybıyla ilişkili daha karmaşık bir tabloya dönüşüyor.

Beslenme tedavisi tek başına çözüm değil

Haberde yer verilen uzman görüşüne göre lipödem için bugün itibarıyla bilim dünyasında “tek ve kesin” bir beslenme programı kabul edilmiş değil. Ancak ketojenik diyet, modifiye ketojenik Akdeniz diyeti ve düşük karbonhidratlı Akdeniz tipi beslenme gibi modellerin antiinflamatuvar etki sağlayabildiği, kilo kaybını kolaylaştırabildiği ve bazı hastalarda ağrıyı azaltabildiği yönünde veriler bulunuyor. Bilimsel derlemeler de lipödem yönetiminde beslenmenin destekleyici bir bileşen olduğunu, ancak her hasta için standartlaştırılmış tek bir diyet modelinin henüz ortaya konulamadığını gösteriyor.

Dönmez, lipödemde gevşek bağ dokusundaki fibrotik bileşen nedeniyle kilo kaybının diğer bireylere göre daha zor gerçekleşebildiğini belirtiyor. Bu nedenle diyet programlarının yalnızca kilo verme hedefiyle değil, inflamasyonu azaltma, ödem yükünü hafifletme ve metabolik dengeyi koruma amacıyla planlanması gerektiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre hastalığın yönetiminde beslenme kadar fiziksel aktivite, kompresyon uygulamaları, hekim takibi ve bazı durumlarda medikal ya da cerrahi tedaviler de önemli yer tutuyor.

Düşük karbonhidratlı Akdeniz tipi beslenme öne çıkıyor

Yazıda öne çıkan başlıklardan biri, düşük karbonhidratlı Akdeniz tipi beslenme modeli oldu. Uzman görüşüne göre zeytinyağından zengin, sebze ve lif içeriği yüksek, kontrollü karbonhidrat içeren bir beslenme düzeni; özellikle alt ekstremitelerde yağ birikimi yaşayan lipödem hastalarında daha olumlu sonuçlar doğurabiliyor. Ketojenik diyetin Akdeniz tipi versiyonunun, kilo kaybı üzerinden lipödem semptomlarını hafifletebildiği, ağrıyı azaltabildiği ve yaşam kalitesini iyileştirebildiği ifade ediliyor. Buna karşın bu tür programların özellikle ağır obezite veya ek hastalıkları bulunan bireylerde mutlaka uzman kontrolünde uygulanması gerektiği vurgulanıyor.

Uzman yazısında “çok düşük kalorili ketojenik diyet” olarak anılan bazı protokollerin, uygun hasta grubunda kas dokusunu koruyarak yağ dokusu kaybını destekleyebileceği de kaydediliyor. Bununla birlikte, bu tür yoğun programların rastgele uygulanmasının doğru olmadığı, hekim ve diyetisyen eşliğinde planlanması gerektiği belirtiliyor. Bilimsel kaynaklar da hızlı ve katı diyetlerin lipödemli bireylerde her zaman güvenli veya sürdürülebilir sonuç vermediğini ortaya koyuyor.

Lipödem ve lenfödem arasındaki klinik farklılıklar.

Lipödem Lenfödem
Cinsiyet baskınlığı Dişi Hem erkek hem de kadın, eşit derecede
Etkilenen uzuvlar Simetrik ve iki taraflı Asimetrik, tek taraflı veya çift taraflı olabilir.
El/ayak katılımı Bağışlandı Dahil olmuş
Cilt rengi Kahverengi/siğil benzeri/sklerotik Sağlam cilt
Stemmer işareti Negatif Pozitif
Şefkat Evet HAYIR
Çukurlaşma ödemi Mevcut olmayan Evet (kronik olmadığı sürece)
Tutarlılık Yumuşak Sıkı/gergin
Morarma Sunmak Mevcut değil
Kompresyon tedavisi Yanıt vermiyor Duyarlı
Kilo verme terapisi Yanıt vermiyor Duyarlı

Glütensiz ve sütsüz diyet herkese önerilmiyor

Haberde dikkat çeken önemli noktalardan biri de glütensiz ve süt ürünsüz diyetlere ilişkin uyarılar oldu. Selahattin Dönmez, lipödem hastalarında rutin olarak glütensiz diyet önerilmesi için yeterli kanıt bulunmadığını belirtiyor. Ancak çölyak hastalığı, çölyak dışı gluten hassasiyeti ya da bağırsak geçirgenliği gibi ek sorunlar varsa glütensiz beslenmenin değerlendirilebileceğini ifade ediyor. Aynı şekilde süt ve süt ürünlerinin de literatürde tüm lipödem hastaları için otomatik olarak dışlanmasının önerilmediğini, uygun porsiyonlarda güvenle tüketilebileceğini aktarıyor.

Bu yaklaşım, hastaların sosyal medyada hızla yayılan “yasaklı besin listeleri” yerine kişiye özel tıbbi değerlendirme ile hareket etmesi gerektiğini de ortaya koyuyor. Çünkü lipödemin her bireyde farklı şiddette ve farklı eşlik eden sorunlarla görülebildiği, bu nedenle tek tip beslenme reçetelerinin yanıltıcı olabileceği belirtiliyor.

Uzmanın sıraladığı 7 temel beslenme önerisi

Selahattin Dönmez, yazısında yaşlanmayı yavaşlatan ve hücresel yenilenmeyi destekleyen başlıca beslenme öğelerini de sıralıyor. Buna göre baklagillerin haftada birkaç kez değil mümkünse daha sık tüketilmesi öneriliyor. Lif ve antioksidan açısından zengin olan baklagillerin epigenetik mekanizmaların düzenlenmesi ve yeni hücre oluşumu açısından önemli olduğu ifade ediliyor.

Fermente besinlerle liften zengin yiyeceklerin aynı gün içinde birlikte tüketilmesi de öneriler arasında yer alıyor. Yoğurt, kefir, lahana turşusu ve şalgam suyu gibi fermente ürünlerin; taze sebze ve salatalarla birlikte tüketildiğinde bağırsak mikrobiyotasındaki yararlı bakteri çeşitliliğini artırabileceği belirtiliyor. Uzman, inflamasyonun azaltılmasında mikrobiyota dengesinin önemli olduğunu vurguluyor.

Protein kaynakları bakımından da zengin ve dengeli bir tablo öneriliyor. Yağsız kırmızı et, yumurta, balık, derisiz tavuk ve hindi eti ile süt ürünlerinden en az birkaçının gün içinde beslenmede yer almasının; omega-3, biyotin, B12, A vitamini, çinko, demir, magnezyum ve aminoasit alımını desteklediği aktarılıyor. Uzman yazısında yumurtanın “doğanın orijinal multivitamini” olarak tanımlandığı, tam protein yapısı ve içerdiği vitamin-mineraller nedeniyle dengeli beslenmede önemli yer tuttuğu ifade ediliyor.

Tam yağlı süt ürünlerinin de kemik mineral yoğunluğunun korunması, kas kütlesinin sürdürülmesi, mikrobiyota sağlığı ve bağışıklık sistemi açısından önemli olduğu belirtiliyor. Bunun yanında erken hasat, soğuk sıkım ve yüksek polifenollü zeytinyağının mutfakta temel yağ kaynağı olarak kullanılması öneriliyor. Dönmez, zeytinyağının kardiyovasküler sistemden metabolik dengeye kadar çok sayıda alanda olumlu etkileri olduğuna dikkat çekiyor.

Gece açlığı ve hücresel yenilenme vurgusu

Uzman yazısında yalnızca ne yenildiği değil, ne zaman yenildiği de öne çıkarılıyor. Yatmadan üç saat önce yemek yemekten kaçınmanın gece kan basıncı, dinlenme kalp atış hızı ve insülin direnci üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceği belirtiliyor. Ayrıca 10-12 saatlik gece açlığının otofajiyi destekleyerek hücresel yenilenmede rol oynayabileceği ifade ediliyor. Bu yaklaşımın, aşırı aç kalmayı değil, düzenli öğün zamanlamasını esas alması gerektiği vurgulanıyor.

Takviye kullanımı için uzman kontrolü şart

Haberde, lipödem hastalarına yönelik bazı takviye önerileri de yer alıyor. Buna göre günlük 1000 mg C vitamini desteğinin antioksidan etki ve kolajen sentezi desteği üzerinden olumlu sonuçlar verebildiğine dair bazı vaka verileri bulunduğu belirtiliyor. Nöropatik ağrısı olan hastalarda B12 vitamini desteğinin yarar sağlayabileceği, selenyum eksikliği saptananlarda selenyum desteğinin düşünülebileceği, antiinflamatuvar etki nedeniyle omega-3 kullanımının bazı olgularda önerildiği ve D vitamini desteğinin de plazma düzeyi izlenerek planlanabileceği aktarılıyor.

Ancak bilimsel kaynaklar, bu desteklerin rastgele kullanılmaması gerektiğini ve her takviyenin kişinin kan değerleri, semptomları ve eşlik eden hastalıklarına göre değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle kronik hastalığı olan, ilaç kullanan veya ileri obezite tablosu bulunan bireylerde takviye ve diyet planının uzman gözetiminde oluşturulması önem taşıyor.

Lipödem estetik değil, tıbbi bir sorun

Uzmanlar, lipödemin yalnızca görünümle ilgili bir mesele gibi değerlendirilmesinin yanlış olduğuna dikkat çekiyor. Hastalık ağrı, hassasiyet, dolaşım bozukluğu, hareket kısıtlılığı ve psikososyal etkilerle birlikte seyredebildiği için tıbbi bir tablo olarak ele alınması gerekiyor. Bu nedenle hastaların bilinçsiz diyet uygulamaları, internetten edinilen eksik bilgiler ya da kulaktan dolma yöntemler yerine hekim, fizyoterapist ve diyetisyen eşliğinde çok yönlü bir tedavi planına yönelmesi öneriliyor.