Türkiye’nin dış finansman koşulları açısından yakından izlenen kredi risk priminde aşağı yönlü hareket hızlandı. 26 Ağustos 2026’daki piyasa işlemlerinde Türkiye’nin 5 yıllık CDS’i 217 baz puana kadar gerileyerek yaklaşık altı ayın en düşük seviyesine indi.
Son seviye, yalnızca günlük bir piyasa hareketi olması bakımından değil, Türkiye’nin yıl içerisinde karşı karşıya kaldığı sert jeopolitik dalgalanmanın ardından risk göstergesinin geldiği nokta açısından da önem taşıyor.
Mart ayında 327 baz puana kadar çıkmıştı
Türkiye’nin CDS’i 2026’nın ilk aylarında 200’lü seviyelerde seyrederken Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimle birlikte sert yükseldi. ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmaların yoğunlaştığı mart ayında Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi 327 baz puana kadar çıktı.
Jeopolitik tansiyonun azalabileceğine ilişkin beklentilerin güçlenmesiyle CDS, 15 Nisan’da 230,4 baz puana kadar gerileyerek savaş öncesindeki seviyelerine yaklaşmıştı.
15 Haziran’da ise risk primi 225 baz puana kadar gerilemiş ve o tarihte 26 Şubat’tan sonraki en düşük seviye kaydedilmişti. 26 Ağustos’ta görülen 217 baz puanlık seviye ile hazirandaki bu eşik de aşağı yönlü geçilmiş oldu.
Böylece mart ayında görülen 327 baz puanlık zirve ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin risk priminde oldukça güçlü bir normalleşme gerçekleşti.
Rezervlerdeki artış da risk görünümünü destekliyor
CDS’teki gerilemeyi yalnızca küresel gelişmeler üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Türkiye’nin rezerv görünümünde son aylarda yaşanan toparlanma da yabancı yatırımcıların yakından takip ettiği başlıklardan biri.
Merkez Bankası verilerine göre 27 Mart’ta 155 milyar dolar seviyesinde bulunan brüt rezervler, 12 Ağustos itibarıyla yaklaşık 30 milyar dolarlık artışla 185 milyar dolara yükseldi. Aynı dönemde swap hariç net rezervler de 35 milyar dolar artarak 56 milyar dolar seviyesine çıktı.
Merkez Bankası, son Enflasyon Raporu sunumunda risk primi ile döviz kuru oynaklığının önceki rapor dönemine kıyasla belirgin şekilde iyileştiğini ve jeopolitik gelişmeler öncesindeki seviyelere yaklaştığını bildirdi.
Temmuz ayındaki para politikası değerlendirmelerinde de 12 Haziran-17 Temmuz döneminde brüt rezervlerin 8,4 milyar dolar arttığı, devlet iç borçlanma senetleri ve hisse senedi piyasasına toplam 3,8 milyar dolarlık net portföy girişi gerçekleştiği açıklanmıştı.
Bu tablo, CDS’teki gerilemenin küresel risk iştahının yanı sıra rezerv birikimi, sermaye hareketleri ve kur oynaklığındaki azalmayla aynı döneme denk geldiğini gösteriyor.
Enflasyon hâlâ en önemli başlıklardan biri
Risk primindeki iyileşmeye rağmen Türkiye ekonomisinin önündeki en önemli başlıklardan biri yüksek enflasyon olmaya devam ediyor.
Temmuz 2026’da tüketici fiyatları aylık yüzde 1,78 artarken yıllık enflasyon yüzde 31,75 olarak gerçekleşti. Yılın ilk yedi ayındaki fiyat artışı ise yüzde 19,86’ya ulaştı.
Merkez Bankası, 13 Ağustos’ta açıkladığı son Enflasyon Raporu’nda 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28’e yükseltti. Banka, 2027 sonunda yüzde 15, 2028 sonunda ise yüzde 9 enflasyon öngörüyor.
Bu nedenle piyasalarda CDS’in önümüzdeki dönemdeki seyri açısından yalnızca jeopolitik gelişmeler değil; enflasyonun düşüş hızı, rezervlerdeki görünüm, para politikasının seyri, bütçe disiplini ve yabancı sermaye hareketleri de yakından izlenecek.
Kredi notunda “BB-” ve durağan görünüm
Türkiye’nin risk görünümüne ilişkin bir diğer gösterge olan kredi notlarında da son dönemde istikrarlı bir görünüm bulunuyor.
Temmuz ayında yapılan değerlendirmede Türkiye’nin uzun vadeli kredi notu “BB-”, görünümü ise “durağan” olarak teyit edildi. Değerlendirmede düşük kamu borcu, büyük ve çeşitlendirilmiş ekonomi, dış finansmana erişim kabiliyeti ve dayanıklı bankacılık sistemi Türkiye’nin kredi profilini destekleyen unsurlar arasında gösterildi.
Bir başka uluslararası değerlendirmede ise Türkiye’nin büyük ve çeşitlendirilmiş ekonomisi ile düşük kamu borcunun kredi profilini desteklediği, 2023 ortasından itibaren para politikası çerçevesindeki iyileşmenin makroekonomik dengesizliklerin azaltılmasına katkı sağladığı belirtildi.
CDS nedir, 217 baz puan ne anlama geliyor?
CDS, Türkçede “kredi temerrüt takası” olarak ifade ediliyor. En basit anlatımla bir ülkenin ya da şirketin borcunu geri ödeyememe riskine karşı alınan sigortanın maliyetini gösteriyor.
CDS yükseldikçe yatırımcıların söz konusu ülkeye ilişkin risk algısının arttığı, geriledikçe risk algısının azaldığı kabul ediliyor. Bu nedenle gösterge, kredi derecelendirme notlarından daha hızlı değişebilen bir “risk barometresi” olarak takip ediliyor.
Türkiye’nin 5 yıllık CDS’inin 217 baz puana gerilemesi, teorik olarak 5 yıllık Türk devlet borcuna karşı alınan kredi korumasının maliyetinin yaklaşık yüzde 2,17 düzeyinde fiyatlandığı anlamına geliyor.
Düşük CDS ekonomiyi nasıl etkiler?
CDS’te kalıcı bir gerileme, Türkiye’nin Hazine ve şirketler açısından uluslararası piyasalardan daha uygun koşullarda borçlanabilmesine yardımcı olabilir. Ülke risk priminin düşmesi, Türk tahvillerine yönelik yabancı yatırımcı talebini destekleyebilir ve şirketlerin dış finansman maliyetleri üzerinde de olumlu etki yaratabilir.
Ancak CDS’in 217 baz puana inmesi, banka kredi faizlerinin ya da vatandaşın kullandığı konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerinin aynı ölçüde ve hemen düşeceği anlamına gelmiyor. İçerideki kredi faizlerinin seyri açısından enflasyon, Merkez Bankasının politika duruşu, mevduat maliyetleri ve bankacılık sektöründeki fonlama koşulları belirleyici olmaya devam ediyor.
Türkiye’nin risk priminde 217 baz puana kadar gerçekleşen gerilemenin kalıcı olup olmayacağı ise önümüzdeki dönemde hem dezenflasyon sürecinin başarısına hem de küresel ve bölgesel jeopolitik gelişmelerin seyrine bağlı olacak.






