Sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte bireylerin kendilerini başkalarıyla kıyaslama eğilimi daha görünür hale geliyor. Uzmanlara göre filtrelenmiş, idealize edilmiş ve çoğu zaman gerçeğin yalnızca seçilmiş bir bölümünü yansıtan paylaşımlar, kıskançlık duygusunu besleyerek zamanla kronik bir iç gerilime dönüşebiliyor.
Kıyaslama duygusu sürekli tetikleniyor
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, sosyal medyanın insanın doğasında var olan kıyaslama ve yetersizlik hislerini sürekli tetikleyen bir ortama dönüştüğünü belirtti. Erol, bireyin artık yalnızca yakın çevresiyle değil, binlerce insanın hayat kesitleriyle kendisini karşılaştırdığını ifade etti.
Kıskançlığın ilkel bir duygu olduğunu hatırlatan Erol, bu duygunun çocuklukta bakım verenle kurulan ilişki içinde filizlendiğini söyledi. Ancak sosyal medyanın bu duyguyu yalnızca açığa çıkarmadığını, aynı zamanda süreklilik kazandırdığını vurguladı.
Duygusal beyin paylaşımları gerçeklik gibi algılıyor
Sosyal medyada paylaşılan içeriklerin gerçekliği tam olarak temsil etmediğine dikkat çeken Erol, “Sosyal medya gerçekliği temsil etmez; idealize edilmiş, filtrelenmiş ve çoğu zaman yapay bir benlik sunumu içerir. Kişi bilinçdışı düzeyde bu görüntülerin seçilmiş olduğunu bilse bile, duygusal beyin bunu gerçeklik gibi işler.” dedi.
Erol’a göre özellikle “Ben neden böyle değilim?” sorusu, bireyin kendi değer algısını zedeleyebiliyor. Bu durum, erken dönem yetersizlik ve değersizlik şemalarını tetikleyerek kişide eksiklik, suçluluk, utanç ve huzursuzluk duygularına yol açabiliyor.
Yaşam doyumunu azaltabiliyor
Hayatının durağan bir döneminde olan ya da içsel tatmin düzeyi düşük bireylerde sosyal medyanın etkilerinin daha yoğun hissedildiğini belirten Erol, sürecin zamanla anksiyete, depresif duygu durum ve yaşam doyumunda azalmaya neden olabileceğini kaydetti.
Erol, kişinin bu olumsuz duygulara rağmen sosyal medyada kalmaya devam edebildiğini, çünkü aynı zamanda bu platformlardan onay ve aidiyet aradığını ifade etti.
Kıskançlık farklı davranışlara dönüşebiliyor
Kıskançlığın sosyal medyada farklı davranış biçimleriyle ortaya çıkabildiğini dile getiren Erol, bazı kişilerin kıskandıkları kişileri daha sık takip ettiğini, hikâyelerini sürekli kontrol ettiğini ve bunun obsesif izleme davranışına dönüşebildiğini söyledi.
Bazı bireylerin ise engelleme, takipten çıkma ya da uzak durma gibi kaçınma stratejilerine yöneldiğini aktaran Erol, daha örtük düzeyde pasif agresif yorumların, imalı paylaşımların ve kişinin kendi hayatını olduğundan daha parlak gösterme çabasının da kıskançlığın farklı yansımaları olduğunu belirtti.
Gizli kıskançlık içsel gerilimi artırıyor
Erol, “gizli kıskançlık” olarak tanımlanan durumda kişilerin açıkça kıskançlık hissettiklerini kabul etmediklerini, ancak içeriklere aşırı odaklanma ve sürekli kıyaslama yoluyla içsel huzursuzluk yaşadıklarını ifade etti.
Bastırılan kıskançlığın kaybolmadığını vurgulayan Erol, bu duygunun içsel gerilim olarak varlığını sürdürebildiğini söyledi.
Sorun sosyal medyada değil, onunla kurulan ilişkide
Kıyaslama tuzağından çıkmak için bireylerin sosyal medyada maruz kaldıkları içerikleri seçici şekilde düzenlemesi gerektiğini vurgulayan Erol, kişinin kendisine “Bu içerik bana ne hissettiriyor?” sorusunu sormasının önemli olduğunu söyledi.
Sürekli yetersizlik ve huzursuzluk yaratan içeriklerden uzaklaşılması gerektiğini belirten Erol, gerçek ilişkilerle temasın güçlendirilmesinin ve içsel tatmin kaynaklarının artırılmasının koruyucu olabileceğini kaydetti.
Erol, sosyal medyanın kıskançlığı artırmasının yalnızca bireysel bir mesele olmadığını, aynı zamanda toplumsal başarı, güzellik ve mutluluk kalıplarıyla da ilişkili olduğunu belirterek, sorunun sosyal medyanın kendisinden çok onunla kurulan ilişkide derinleştiğini ifade etti.




