Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hamdi Bağcı
Hamdi Bağcı

Ramazanın Huzuru Kime Batar?

Ramazan geldi mi, memleketin üstüne görünmez bir sükûnet iner. Sokakların sesi azalır; sofraların bereketi artar. İnsan, gündelik telaşın içinden bir anlığına çekilir; kendine, ailesine, komşusuna, yoksula, yetime dönüp bakar. Çünkü Ramazan, yalnızca aç kalmak değildir; nefsi terbiye etmektir. Disiplindir, sabırdır, sekînedir. Bağışlamaktır, bağışlanmaktır. Sofranı paylaşmaktır. Kırdığın kalbi onarmaktır. Birbirimizi sevmek, anlamak ve dayanışmayı yeniden hatırlamaktır.

Şimdi soruyorum: Bu güzellikleri çocuklarımıza öğretmemizin neresi kötü olabilir?

Üstelik tam da çocukların zihinlerinin ve kalplerinin türlü savrulmalara açık olduğu bir çağdayız. Dijital dünyanın gürültüsü, tüketim kültürünün sinsi dili, “sınırsız özgürlük” kılıfıyla pazarlanan başıboşluk… Çocuklarımızın üstüne üstüne gelen bu çağ karşısında onları korumak, güçlendirmek, iyiye yöneltmek hepimizin ortak vazifesi değil mi? Ramazan’ın huzurunu, paylaşımını, sabrını, kardeşliğini öğreten bir iklim; bir çocuğa zarar mı verir, yoksa onu hayata mı hazırlar?

Asıl şaşırtıcı olan şu: Ortada çocuklara kötülük edenler, çocukların acısı üzerinden rant devşirenler, suç şebekeleri, uyuşturucunun karanlık ticareti var. Bu başlıklarda dişe dokunur bir hassasiyet göstermeyen bir “azgın azınlık”, dönüp dolaşıp çocuklara iyiliği anlatmak isteyen eğitim politikalarına saldırabiliyor. Haydutlukla, uyuşturucuyla, istismarla mücadelede ortalıkta görünmeyip; söz konusu Ramazan’ın ahlâkî ve insani değerleri olunca birden “hukuk” hatırlanıyor. Sizce de burada bir tuhaflık yok mu?

Bu memlekette kimsenin Atatürk’le, Cumhuriyet’le, laiklikle kavgası yok. Mesele tam olarak burada çarpıtılıyor. Laiklik; milletin inancını aşağılamak, dindar insanı kamusal hayattan dışlamak, dinî olanı “ayıp” ya da “tehdit” diye damgalamak değildir. Laiklik; farklı inançların bir arada huzurla yaşamasının teminatıdır. Ama bazıları bunu, sanki toplumu inançsızlaştırma projesine çevirmek istiyor. “Laiklik” kelimesini kalkan yapıp, çocuklarımızın gönül dünyasını kurutmayı marifet sayanlara itirazımız var.

Çünkü çağ üzerimize üzerimize geliyor. Hem de sadece ekonomik sıkıntılarla, jeopolitik çalkantılarla değil; kültürel bir yıkımla geliyor. Aileyi zayıflatan, mahremiyeti yok sayan, şiddeti normalleştiren, insanı yalnızlaştıran bir iklimle geliyor. Böyle bir zamanda çocuklarımızı korumak için her vesileyle değerler eğitimi, karakter eğitimi, merhamet ve sorumluluk bilinci konuşulmalı. Ramazan da bunun en güçlü mekteplerinden biridir.

Ben bu noktada Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in bu çerçevedeki yaklaşımını kıymetli buluyorum. Tartışmayı kısır sloganlara sıkıştırmadan, çocuklarımızın iyiliği için adım atan herkesin de desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Dahası, yalnızca eğitim kurumları değil; medya kuruluşları da bu sorumluluğu omuzlamalı. Her gün en az bir saat, çocuklarımızı ve ailelerimizi güçlendirecek nitelikli eğitim programları, değer odaklı içerikler, bağımlılıkla mücadele, aile içi iletişim, dijital güvenlik, şiddetle mücadele gibi başlıklarda yayınlar yapılmalı. Toplumu “bataklığa sürüklenen kütükler” hâline getiren rüzgâra karşı, ortak bir bilinç seferberliği şart.

Mahkemelerimiz de, sendikalarımız da, sivil toplumumuz da şu soruyu kendine sormalı: Biz çocuklarımızın iyiliği için mi çalışıyoruz, yoksa ideolojik bir kavga alanı mı inşa ediyoruz? Çocukları korumak suç değildir; bilakis tebrik edilecek bir sorumluluktur. Milletin inancıyla kavga ederek, toplumun büyük çoğunluğunu rencide ederek, değerlerle alay ederek bir yere varılmaz.

Bu ülke bizim. Çocuklar bizim. Gelecek bizim. Nesil bizim.

O yüzden kimsenin, “Benim dünya görüşüm” bahanesiyle toplumun ortak hassasiyetlerini kirletmeye, iyiyi ve güzeli hedefe koymaya hakkı yok. Ramazan’ın huzuru bu ülkede kimseye batmamalı; batıyorsa, problem Ramazan’da değil, o rahatsızlığın kaynağındadır.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bu çerçevede yaptığı açıklamaların da, tam bu dönemde ayrı bir kıymeti olduğunu düşünenlerdenim. Zira devletin zirvesinde, milletin değer dünyasını aşağılamayan; bilakis toplumsal dayanışmayı, kardeşliği, merhameti hatırlatan bir dil, bu çağın sert rüzgârları karşısında önemli bir tutunma noktasıdır.

Kısacası: Ramazan, bir ay değil; bir terbiye, bir diriliş, bir toparlanma çağrısıdır. Bunu çocuklarımıza anlatmak, öğretmek, yaşatmak niye kötü olsun?

Kötü olan Ramazan değil…
Kötü olan, iyilikten rahatsız olmaktır.