Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Havva Konuk
Havva Konuk

Rahmet ol ama zahmet olma

Geçenlerde bir büyüğümü ziyarete gittim. “Rahmet ol ama zahmet olma.” sözünü kullandı. Çok hoşuma giden bir söz oldu. Kendisi, memlekette birçok katkısı olmuş bir insandı. Birçok insanın hayatına dokunmuş, onlara iş, aş kapısı olmuştu.

“Rahmet ol, zahmet olma.” sözünün açılımını sordum. O da bu konuyla ilgili bir hikâyesini bizimle paylaştı. Hikâyesinden şöyle bir kesit anlattı:

Genç yaşta ilçeye bir belediye başkanı olarak seçilmiştim. İlçedeki herkes toplanmış, tebrik edip isteklerini dile getiriyorlardı. Kimi yol, kimi su, kimi kanalizasyon sorununa çözüm istiyordu. Ahmet Ağa, Mehmet Ağa diyen gibi birçok insan ve birçok konuda çözüm talep ederken içlerinden bir tanesi, “Başkanım, benim de bir maruzatım var.” dedi.

“Tabii ki, buyurun. Elimden gelen bir şey ise yardımcı olmaya çalışırım.” dedim.

O kişi de “Benim oğlum Özbekistan’a üniversite okumaya gitti fakat orada başına elem bir olay geldi ve işlemediği bir suç üzerine kaldı. Şu an hem eğitim hayatı tehlikede hem de geleceği. Biz de burada mağdur olduk. Yardımınızı bekliyorum.” dedi.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Sonrasında konuyu araştırıp gerekli desteği sağlayacağımı, elimden geleni yapacağımı ilettim ve uzun uğraşlar sonunda gereğini yaptık. Ama bu talep beni derinden düşündürdü tabii ki.

Tebrik ve istekler dinlendikten sonra ilçe halkı dağıldı. Ben ise, tabirde hata olmasın, şapkamı önüme eğdim, derin düşüncelere daldım. Belediye başkanı olmak sadece o ilçenin fiziki sorunlarını çözmek, yol, su, elektrik getirmek değildi. İnsanlara her türlü sorunda, sosyal alanlarda da yardımcı olmaktı. Ve bir karar aldım: İnsanlara rahmet ol, zahmet olma, dedim ve aşkla görevime devam ettim, dedi ve devam etti.

“Bazen yağmur yağarken seyreder gözlemlerim, derinden derine düşünürüm. Allah, hiçbir kulunu ayırt etmeden, Müslüman veya Hristiyan demeden, hangi inançta, hangi din veya kültürde olursa olsun her yere yağmur da veriyor, rızık da veriyor. İyi kötü ayırt etmiyor da biz, O’nun yarattığı bir kul olarak, Yaradan’ın bize üflediği bir ruh parçasını taşırken neden iyilik yaparken, yardımda bulunurken, huzura hizmet ederken çıkar güdüp ego yapıp cimrileşiyoruz ki? Rahmet olmak varken neden zahmet oluyoruz ki?” dedi.

Oradan o büyüğümüzün mekânından ayrıldıktan sonra günlerce bu hikâyeyi ve anlattıklarını anlamlandırmaya çalıştım. Belki benim maddi ve manevi gücüm onun kadar yoktu, belki ben bir başkan veya iş adamı değildim ama bu, benim de rahmet olmama engel değildi ki. Neden zahmet olayım ki, rahmet olmak varken?

Ben de doğaya hizmet etmek için bir ağaç dikebilir, haycanlara bir kap mama, su koyabilirim. Pazarda yaşlı teyzenin poşetini taşımaya yardımcı olur, yerdeki çöpleri toplayabilir, bir çocuğa uçurtma yapabilirim. Komşuma hâl hatır sorup fazla olan, kullanmadığım bir eşyamı bir ihtiyacı olana verebilirdim. Benden ilgi bekleyen yakınlarıma bir “Alo” deyip gönlünü alabilir, küçük jestlerle, bünyemin, bütçemin yettiğince ben de rahmet olabilirdim. İlla bunların büyük masraflı olması şart değildi. Gücümün yettiğince, bünyemin kaldırdığı kadarıyla.

Bir Çin atasözü vardı: “Varını veren utanmamış.” Ne güzel bir söz! Yani herkes elinden geldiğince, imkânı dâhilinde bir şeyler yapabilir, rahmet olabilir. Zahmet olmak, iş bozmak, kötülük yapmak, kötülüğe hizmet etmek ne kadar kolaysa rahmet olmak, iyiliğe hizmet etmek, yardım etmek de o kadar kolay ve büyüğü küçüğü yok. Önemli olan varını vermek.

Peki, siz rahmet misiniz yoksa zahmet mi?

Hadi, sen de rahmet ol, zahmet olma!