Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Havva Konuk
Havva Konuk

Dünya nereye gidiyor?

Gerçekten şu sıralar çokça duyduğumuz sorulardan bir tanesi: Dünya nereye gidiyor? Bu soruyu soranların cevapları da hazır: Hiç de iyi bir yere gitmiyor aslında.

Başlıyorlar olumsuzlukları sıralamaya. Önce ekonomik sıkıntılardan bahsediyorlar, sonrası savaşlar, felaketler, cinayetler, saldırılar, boşanmalar, sapkınlıklar, hırsızlıklar, zararlar, ziyanlar… Liste hayli kalabalık, say say bitmiyor. Bir de “Eskiden böyle şeyler yoktu.” cümlesi ekleniyor. İnsan bu kadar negatif yorumları dinledikten sonra dünyada yaşamaktan korkar durumda oluyor. Gerçekten “Dünya mı nereye gidiyor?” sorusunu sormalıyız, yoksa “İnsanoğlu nereye gidiyor?” mu sorusunu sormalıyız? Bence ikinci soruyu sormak daha mantıklı değil mi?

Dünya yine aynı dünya; sabah akşam rutin döngüde. Güneş doğuyor, batıyor. Doğa aynı vericiliğini şefkatle bize sunuyor. Mevsimler birbiri ardına geliyor. İlahi düzen ve nizam şaheserini bozmadan sürdürüyor Yaradan’ın izniyle. E o zaman dünyanın bir yere gittiği falan yok. Boşuna vah tüh çekmeye, dünyanın üzerine insanoğlunun yaptığı pisliği boca etmeye  hiç gerek yok. İğneyi değil, çuvaldızı kendimize batırmak gerekmez mi? Savaşları çıkaran, cinayetleri işleyen, hırsızlığı yapan, sapkınlıkları tercih eden, hileyi hurdasıyla yapan, doğayı katleden bizler değil miyiz? İnsanoğlu değil mi?Burada dünyanın sucu ne?

Oysa ne güzel işler de yapabiliriz, değil mi? Bu dünyayı yaşanmaz hâlden çıkarıp kendimize en büyük hizmeti yapabiliriz. Mesela rengârenk çiçekler ekebiliriz, sular kirlenmesin diye dikkat edebiliriz, savaşlara son verebiliriz, güvenilir olabiliriz, sevgi ve saygı çerçevesinde yaşayabiliriz, içimizde ölmüş olan vicdan ve merhamet duygusunu tekrardan uyandırabiliriz.

Gaip değil mi insan oğlunun elinde ne büyük  güç varken neden kullanmak istemez?  Yeter ki bu güçü artı yönde kullanmak istesin içindeki en büyük cevher olan  merhameti vicdanı  tekrar hayata döndürsün. Potansiyelinin farkına varsın evrilmesini doğru yöne çevirsin. İşte o zaman bin bir renkle dolar doğa. Pak ve berrak akar sular , misler gibi kokar yağmurlar neşeyşe koşar çocuklar ,ezan sesiyle süslenir semalar , özğürce yaşanır tüm inanışlar olgunlaşır ahlaklar ,uyanır kadim bilgiler, şifalanır makber.

İşte o zaman “Dünya nereye gidiyor?” sorusunu sormaktan muaf oluruz.

Öyle bir dünya istiyorum ki tüm melodiler ritmiyle çalsın.

Baharlar buram buram koksun. gökkuşağı renginde çiçekler açsın.

Öyle bir dünya istiyorum ki

Üstünde çocuklar korkusuzca yarınlara koşsun

Kuşlar özgürce uçsun , Bayraklar gururlu nazlı olsun

Rüzgarlar ılık ılık essin, Şavaşalar kainatta bitsin

Öyle bir dünya istiyorum ki

Cinayetler son bulsun, İyilik bulaşıcı ve viral olsun,

Kötülük hiç ama hiç olmasın.

“Dünya nereye gidiyor?” denilince barış ve huzura densin.

İnsanoğlu nereye gidiyor? denilince “koşulsuz sevgiyi seçti.” densin.

“Bunlar neden olmasın ki? Biraz gayret, biraz hayret… Olmayacak şeyler değil, büyük mucizeler de beklenmiyor bunların olması için. Ben ne Pollyanna’yım ne de elimde pembe değnek olan bir Periyim ama imkânsızda istemiyorum yaşadığı dünyayı güzelleştirme niyetine girmiş sen nereye gidiyorsun diyen bir insanoğluyum.

“Dünya nereye gidiyor?” diyen İnsanoğluna sesleniyorum:

Sen nereye gidiyorsun?

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın