Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Havva Konuk
Havva Konuk

Sen Bir Hiçsin

Şu sıralar çok düşünüp mukayese yaptığım bir süreç içindeyim. Bunu sadece ben değil, kolektifte birçok insanın yaptığı bir dönemde olduğumuz kanısındayım.

Dünyada milyonlarca, milyarlarca insan yaşıyor; farklı dillerden, dinlerden, ırklardan ve renklerden… Her ırk, her inanış kendisinin en üstün olduğu düşüncesinde. Millet millet, devlet devlet; farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde insanlar…

Yeri geliyor, onlara doğru gelen şey bize yanlış geliyor. Onların güldüğüne biz ağlıyor ya da tam tersi, onların ağladığına biz gülebiliyoruz.

Bu kurguyu gözlemlediğimde dünyayı bir sahneye benzetirken üzerindeki insanları da rengârenk çiçeklere benzetirim. Kimi kaktüs gibi dikenli, kimi lale gibi asil, kimisi zambak gibi zehirli… Çeşit çeşit… Kimi mis gibi kokar, kimisi erkenden solar. İyi toprakta yetişen, gübresi yerinde olan ve bakımı iyi yapılan çiçekler daha uzun ömürlü olur, alımlı olur, güzel olur.

İnsan da öyle değil midir? Coğrafyası, doğduğu ev kaderi olmaz mı? Hele bir de besini iyiyse, iyi besin alıyorsa… Tıpkı çiçeğin gübresi misali. Bunu sadece yiyecek ve içecek olarak değil, manevi besin olarak da ele almalıyız. Güzel ahlakla beslenen, koşulsuz sevgiyi ve erdemi edinen insan da çiçekler misali mis gibi kokmaz mı? Ya da tam zıttı, kaktüs gibi, zambak gibi de olabilir. İhtimaller dünyasında bunlar da var.

Bu düşünceler içinde gezinirken zihnim birden şu soruyu getirir hemen bana:

Sen kimsin?

Her vasfımı, kimliğimi buldukça tekrar sorarım bu soruyu kendime. Örneğin, sen kimsin?

Ben anneyim, başka…

Ben evladım, başka…

Ben eşim, başka…

Ben kulum, başka…

Ben öğretmenim, başka…

Ben Havva’yım, başka…

Başka, başka, başka…

Her derken, her vasıf ve kimlikten sıyrılıp en sonunda tüm kota dolunca gerçekten Çıplak Kral hikâyesindeki kral olduğumun farkına varırım. Kocaman bir HİÇ olduğumu anlarım.

Bu, hem güzel bir farkındalık olurken hem de beraberinde bir sürü yüzleşmeyi ve sorumluluğu getirir.

Düşünsene, dünyada milyonlarca, milyarlarca insan yaşıyor ve kimliklerinden sıyrılsalar bir hiçler. Sıradan, bayağı tüketiciler.

Bir inek hem et hem süt verir, bir köpek bekçilik yapar, bir ağaç oksijen sağlar, bir başak un olur. Peki ey hiç, sen neredesin, sen nesin, ne üretiyorsun, senin katkın ne?

İşte tam bu noktada bam telin tın eder.

Bir fark yaratmalısın milyonlarca, milyarlarca insan camiası içinde. Hani en zeki, en akıllı olan varlık sensin! Burada başlar derin mesele ve kendi kendine dersin:

Benim bir farkım olmalı. Bence de olmalı. Zaten bu dünyaya sadece ye, iç ve öl diye gelmedik herhâlde.

Cinsiyet fark etmeksizin, bay ve bayan hiçler… Nedir bu fark yaratma teorisi?

Ne olduğu, büyüklüğü veya küçüklüğü çok da önemli değil zannımca. Bu farkın önemli olan yanı, yaşadığın bu âleme hizmet ediyor olması değil mi?

Kimisi tarihe geçer yaptığı hizmetle, yarattığı farkla; nesilden nesile aktarılır. Kimisi de gönülden gönüle… Yeter ki iyiye, doğruya, Hakk’a ve halka hizmet etsin yarattığımız bu farklar.

İşte bu hiçlik deryasında varlık olma hâlidir insanoğlunun çabası. Bunun için devasa eserler bırakmaya çalışmışlar; geçmişten geleceğe ayna tutmak istemişler.

Ben de hiçlik içinde varlık olmaya çalışan, sadece milyonlarca, milyarlarca insandan biriyim. Tıpkı sizin, senin gibi.

Garip değil mi?

Hiçlik = Varlık

Varlık = Hiçlik

YORUMLAR

Bir yanıt yazın