İstanbul’da görev yaptığı okulda 17 yaşındaki bir öğrencisi tarafından bıçaklanarak hayatını kaybeden Biyoloji Öğretmeni Fatma Nur Çelik, gözyaşları ve dualarla ebediyete uğurlandı. Bir öğretmenin görevi karanlığı aydınlatmak, susuz kalmış gönüllere bilgi ve umut taşımaktır. O da ömrünü buna adamıştı. Kuruyan dallara çiçek açtırmak, topluma iyi insan kazandırmak için çabalıyordu. Fakat ne acıdır ki o ışık, bir öğrencisinin elindeki bıçakla söndürüldü.
Toplum olarak kendimize sormamız gereken ağır bir soru var: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen bir medeniyetin evlatları, nasıl oldu da öğretmenini öldüren bir noktaya geldi?
Bizim kadim kültürümüzde öğretmen yalnızca bilgi aktaran biri değildir; o aynı zamanda terbiyenin, irfanın ve insan yetiştirmenin mimarıdır. Eskiden aileler çocuklarını okula gönderirken “Eti senin, kemiği benim” diyerek öğretmene teslim ederdi. Bu söz bir şiddet çağrısı değil, öğretmene duyulan güvenin ifadesiydi. Çocuk öğretmenini şikâyet ettiğinde hemen öğretmeni sorgulamak yerine, “Hoca yapmışsa vardır bir bildiği” denir; mesele istişareyle çözülürdü.
Bugün ise öğretmen çoğu zaman sınıfta yalnız bırakılmıştır. Bir söz söylemekten çekinen, disiplin uygulamaktan korkan, yanlış anlaşılma endişesi taşıyan bir öğretmen profili oluşmuştur. Saygının yerini öfke, sabrın yerini tahammülsüzlük almıştır.
Bu olay sadece bireysel bir cinnet olarak görülemez. Psikolojik olarak öfke kontrolünü kaybetmiş gençler, sosyolojik olarak parçalanmış iletişim bağları, kültürel olarak zayıflayan saygı anlayışı ve manevi boşluklar bu tür trajedilerin zeminini hazırlamaktadır. Bir gencin “İçimdeki şeytan dürttü” diyebilmesi, aslında iç dünyasında ne kadar büyük bir karanlık be karmaşık olduğunu göstermektedir.
İslam inancında ise ilim ve onu öğreten kişi en yüce makamlardan biriyle anılır; bir hadiste “Âlimin mürekkebi, şehidin kanından değerlidir” buyurularak ilmi öğretenlerin kıymeti vurgulanmıştır. Bir öğretmene el kaldırmak, aslında ilme ve insanlığa el kaldırmak demektir.
Oysa eğitim sadece ders kitaplarından ibaret değildir. Eğitim; saygıyı, merhameti, sabrı ve insan olmanın erdemini öğretmektir. Bu da aile, okul ve toplumun birlikte kurduğu bir terbiyenin ürünüdür.
Fatma Nur öğretmen artık aramızda değil. Ama geride bize bıraktığı ağır bir sorumluluk var: Öğretmenin değerini yeniden hatırlamak ve hatırlatmak.
Çünkü öğretmeni kaybeden bir toplum, aslında geleceğini kaybetmeye başlar. Öğretmene saygının kaybolduğu yerde ilim susar, vicdan kararır, toplum yavaş yavaş geleceğini karanlığa gömer.
Saygının bittiği yerde eğitim, eğitimin bittiği yerde insanlık yaralanır
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun. Dualarımız seninle Fatma Nur öğretmenim!




