Okullar açılırken hep aynı telaşın içindeyiz: kıyafetler hazırlanıyor, çantalar alınıyor, eksikler tamamlanıyor, ders programları düzenleniyor. Fakat bütün bu hazırlıkların arasında çoğu zaman daha önemli bir şeyi unutuyoruz: Çocuğu okula değil, hayata hazırlamak.
Çocuklarımızın ders başarısı için elimizden geleni yapıyoruz. Ödevleri zamanında yapılsın, sınavları iyi geçsin, yorulmasın, üzülmesin, zorlanmasın istiyoruz. Öyle ki bazen çocuğun yapabileceği işleri bile onun yerine yapıyoruz. Odasını biz topluyoruz, sofrasını biz kaldırıyoruz, çöpünü biz atıyoruz, ekmeği biz alıyoruz. Biraz daha büyüsün diye beklerken, sorumluluk vermeyi sürekli erteliyoruz.
Sonra da hayatın karşısında kendi işini yapmakta zorlanan, en küçük güçlükte ailesinin kapısını çalan bireylerle karşılaşıyoruz.
Elbette çocuklarımız bizim için kıymetli. Onların yorulmasını istememek, sevgimizin doğal bir sonucu. Fakat sevgi, çocuğun hayatındaki bütün yükleri sırtlanmak değildir. Bazen onun taşıyabileceği yükü ona bırakmak da sevgidir.
Yaşına ve gelişimine uygun sorumluluklar çocuğun kişiliğini inşa eder. Kendi yatağını toplamak, odasını düzenlemek, yediği tabağı kaldırmak, çöpe bir şey atmak, alışverişte küçük bir görevi üstlenmek… Bunlar basit işler gibi görünür. Oysa çocuğa “Ben bu ailenin bir parçasıyım ve benim de yapmam gerekenler var.” duygusunu kazandırır.
Daha da önemlisi, çocuklarımızı yalnızca evin içinde değil, hayatın içinde de büyütmeliyiz.
Misafirliğe gitmiyor, misafir geldiğinde odasına kapanıyor, cenazeye katılmayı gereksiz görüyor, akrabalık ilişkilerinden uzak duruyor, insanlarla yüz yüze iletişim kurmak yerine bütün dünyasını ekranın içine sığdırıyorsa burada durup düşünmemiz gerekir.
Çocuğun her istediğinin yapıldığı, evin kumandasının onun elinde olduğu, anne babanın ise kendi evinde sözünü söylemekten çekindiği bir düzen kuruyorsak; farkında olmadan aileyi işlevsizleştiriyoruz.
Anne baba yoruluyor, kendinden vazgeçiyor, çocuğu için fedakârlık üstüne fedakârlık yapıyor; fakat sonunda evin içinde söz sahibi olamıyorsa burada sevginin yönünü yeniden sorgulamak gerekiyor.
Çocuğun elinden tutalım ama hayatın elini ondan çekmeyelim.
Bırakalım biraz yorulsun. Bir işin ucundan tutsun. Beklesin. Kaybetsin. Hata yapsın. Büyükleriyle otursun, misafir ağırlasın, akrabalık bağlarını tanısın, gerektiğinde bir cenazede hayatın gerçek yüzüyle karşılaşsın.
Çünkü okul, çocuğa yalnızca ders öğretmez. Aile de yalnızca çocuğu büyütmez; karakter inşa eder.
Unutmayalım; çocuğumuzun önündeki bütün taşları kaldırırsak, yarın kendi yolundaki taşları kaldıracak gücü bulamayabilir.
Çocuklarımızı hayattan sakınarak değil, hayata hazırlayarak büyütelim




YORUMLAR