Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Şerife Bozoğlan Eker
Şerife Bozoğlan Eker

Muhabbeti Hayatın Merkezine Koymak

Hayatı biraz daha kolay, biraz daha anlamlı, biraz daha yaşanabilir hâle getirmek için her zaman büyük reçetelere ihtiyacımız yok. Belki de ihtiyacımız olan şey, muhabbeti hayatın merkezine koyan bir anlayış geliştirmektir.

Bilgiyle beslenen, merhametle yoğrulan, şefkatle şekillenen bir söylem… İnsanları küçümsemeyen, farklılıkları tehdit olarak görmeyen, karşısındakini önce “insan” olarak kabul eden bir bakış…

Düşünsenize; herkes birbirine böyle baksa dünya nasıl değişirdi?

Elbette hepimiz aynı düşünmeyeceğiz. Aynı inanca, aynı siyasi görüşe, aynı hayat tarzına, aynı zevklere sahip olmayacağız. Zaten hayatın tabiatı da böyle. Burası tezatlar, farklılıklar ve zıtlıklar dünyası.

Zaten bütün dünyanın tek tip olması ne mümkün ne de gerekli.

Asıl mesele farklılıklarımız değil; farklılıklarımızla birbirimize nasıl baktığımız.

Çünkü farklı olmakla birbirimize düşman olmak arasında kocaman bir mesafe var. İşte o mesafeyi muhabbet kapatabilir.

Muhabbetten söz ederken yalnızca güzel sözler söylemeyi kastetmiyorum. Bir tebessümün samimiyetini, kalbin yumuşamasını, karşımızdakinin derdini kendi derdimiz kadar önemseyebilmeyi kastediyorum.

Bazen gerçekten sorulan bir “Nasılsın?”

Bazen karşılık beklemeden yapılan küçücük bir iyilik…

Bazen hiç tanımadığımız bir insanın ardından edilen bir hayır duası…

Bunların hiçbirisi küçük değildir.

Çünkü insanın dünyaya bıraktığı iz, çoğu zaman ne kadar kazandığıyla değil, kaç insanın hayatına dokunduğuyla ölçülür.

Hepimiz bu hayatın başını da sonunu da biliyoruz. Geldik ve bir gün gideceğiz. Bize ayrılan zamanın ne kadar olduğunu bilmiyoruz; fakat o zamanı neyle dolduracağımıza dair bir tercih hakkımız var.

Öyleyse neden birbirimizi kırarak, tüketerek, ezerek, yarışarak ve sürekli daha fazlasını isteyerek yaşayalım?

Rızık nasıl olsa gelir ve bizi bulur.

Biz buna inandık. Rezzâk-ı Âlem’in yarattığı kulun rızkını vereceğine, nasibin sahibini bulacağına inandık. Vakti geldiğinde hayatın da bize emanet edilmiş bir yolculuk olduğunu kabul ettik.

Öyleyse hırsımız biraz azalsın, muhabbetimiz biraz çoğalsın.

Daha çok bilgi öğrenelim ama bilgimiz kibir üretmesin.

Daha çok kazanalım ama kazancımız bizi insanlardan koparmasın.

Daha çok konuşalım ama sözümüz bir başkasının kalbine yara olmasın.

Daha çok sahip olalım ama sahip olduklarımızın bizi esir etmesine izin vermeyelim.

İnsan olmanın değerini, sahip olduklarımızla değil; başkalarına kattıklarımızla büyütelim.

Belki bütün dünyayı değiştiremeyiz.

Ama bir insanın dünyasını değiştirebiliriz.

Bir gönlü ferahlatabilir, bir yarayı kanatmaktan vazgeçebilir, bir insanın hayatına küçücük de olsa bir iyilik bırakabiliriz.

Ve belki de medeniyet dediğimiz şey, tam olarak burada başlar:

İnsanın insana yük değil, yâr olmasıyla…

Daha çok sevgi, daha az hırs…

Daha çok merhamet, daha az öfke…

Daha çok şefkat, daha az kırgınlık…

Daha çok muhabbet, daha az mesafe…

Çünkü hayatın sonunda geriye ne makam kalacak ne servet ne de alkışlar…

Geriye, insanların gönlünde bıraktığımız iz kalacak.

Öyleyse rızkın peşinden koşarken insanlığımızı kaybetmeyelim.

Nasip sahibini bulur.

Biz yeter ki birbirimizi bulalım.

Çünkü dünyayı değiştiremiyorsak bile, dokunduğumuz insanın dünyasını güzelleştirebiliriz.

Ve belki bütün mesele budur:

RIZKIMIZ BİZİ BULUR; YETER Kİ BİZ BİRBİRİMİZİ BULALIM.

Reklamı Geç