Hayata bazen büyük sermayelerle değil, küçük ama yürekli adımlarla başlanır. Konya’nın bir sokağında, çocuk yaşta birinin hikâyesi tam da böyle doğdu: 1.5 liralık bir borçla… Bu para, aslında yoksulluğun değil; umudun ve cesaretin ilk harfiydi. Cebindeki değil, yüreğindeki güce güvenerek bir marangozun kapısını çalan o çocuk, “Bana bir simit tablası yapar mısın?” dediğinde hayatının yönünü farkında olmadan değiştirmişti. Marangoz, onun gözlerindeki kararlılığı görünce sorularını içine gömdü ve tepsiyi hazırladı. İşte o tepsi, bir çocuğun kaderine attığı ilk imza oldu.

Simit tablasıyla sokağa çıktığı sabah, hayat ona ilk dersini fısıldadı:
“En büyük sermaye, pes etmeyen bir yürektir.”
Soğuk rüzgârın yüzünü kestiği, yağmurun omuzlarını ıslattığı günlerde bile Konya sokaklarında kararlılıkla yürüdü. Her “Simit alır mısınız?” sözü, yalnızca bir satış değil; hayata tutunuşunun bir adımıydı. Kimse bilmezdi o küçük çocuğun, her lokma ekmek kokusunda biraz daha güç topladığını.

Yıllar ilerledi, tepsi anıya dönüştü, azim deneyime, deneyim işletmeciliğe… Ama değişmeyen bir şey vardı: İçindeki sönmeyen inanç. Çünkü yokluk, bazı insanları çökertecek kadar ağırdır; ama o, yokluğun üstüne yürüyerek büyüdü. Bugün geriye baktığında, o 1.5 liranın ona borç değil; hayatın sunduğu bir fırsat olduğunu söylüyor.
Ve tüm bu yolculuk, onu bugün Konya’da lezzet arayanların uğrak noktası olan bir işletmenin başına getirdi. Bu mekânda insanlar sadece yemek yemiyor; yılların emeğini, alın terini ve sabrını tadıyor. Her tabağın içinde, bir zamanlar sokak sokak dolaşan o çocuğun yorgun ama dirençli adımlarının izi var. Belki de bu yüzden, tadan bir daha geliyor; çünkü burası sadece bir işletme değil, emeğin mayalandığı bir lezzet durağı.

Masalara yayılan koku bile bir hikâye anlatıyor: “Eğer yüreğini koyarsan, insanlar bunu hisseder.” Bugün Konya’da “Nereye gitsek?” diye düşünenlerin aklında aynı cevap beliriyor: O 1.5 lirayla başlayan yolculuğun durağı…

İşte bu yüzden, o adam artık gençlere şöyle sesleniyor:
“Başladığın yer kaderin değildir. Yeter ki yürümeye cesaret et.”
Çünkü onun hikâyesi şunu kanıtlıyor:
Kader, korkmadan yürüyenlere yol olur




