Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Şerife Bozoğlan Eker
Şerife Bozoğlan Eker

Başkası Olma, Kendin Ol!

“Onun niye var da benim yok?”, “Ben daha çok hak etmiyor muydum?”, “Neden hep başkaları mutlu?”… Günümüz insanının zihnini kemiren bu sorular, aslında görünmeyen bir ruh yarasının habercisidir. İnsan, başkasının hayatına bakıp kendi hayatını eksik görmeye başladığı anda huzurunu da kaybetmeye başlar. Çünkü kıyas, bir ölçü değil; insanın kendi kalbine akıttığı sessiz bir zehirdir.

Kıyasın tarihi insanlık kadar eskidir. İlk kıyas, şeytanın Hz. Âdem’e bakıp, “Ben ateşten yaratıldım, o ise topraktan.” demesiyle başladı. İlk kibir, ilk isyan ve ilk düşüş… Demek ki kıyas, yalnızca insanı mutsuz eden bir alışkanlık değil; hakikati örten, insanı kendine yabancılaştıran bir hastalıktır.

Bugün de aynı hastalık farklı yüzlerle karşımıza çıkıyor. Sosyal medyada gördüğümüz gösterişli hayatlar, lüks yaşamlar, başarı hikâyeleri ve filtrelenmiş mutluluklar, birçok insanın kendi hayatını değersiz sanmasına neden oluyor. Oysa kimse yaşadığı acıyı, borcunu, yalnızlığını, korkularını vitrine koymuyor. İnsan ise gördüğü birkaç mutlu kareyi, kendi hayatının tamamıyla kıyaslıyor.

Bunun bedelini en ağır şekilde ruh ödüyor. Sürekli başkalarıyla kendini karşılaştıran insan zamanla öz güvenini kaybediyor, yetersizlik duygusuna kapılıyor, değersizlik hissiyle boğuşuyor. Kaygı bozuklukları, depresyon, tükenmişlik sendromu, öfke kontrolü sorunları ve hatta yalnızlaşma, çoğu zaman bu yanlış bakışın gölgesinde büyüyor. İnsan başkasının hikâyesini okuyarak kendi hayatına hüküm vermeye kalkıyor. Oysa herkesin yükü, imkânı, imtihanı farklıdır.

Hayat hiçbir zaman eşit şartlarda başlamaz. Kimisi varlık içinde sabırla sınanır, kimisi yokluk içinde umutla… Kimine sağlık emanet edilir, kimine evlat, kimine ilim, kimine merhamet.

Birinin baharı senin kışına denk gelmiş olabilir. Ama hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmez. Sabırla emek veren her yürek, vakti geldiğinde mutlaka yeşerir.

Kıyas yalnızca bireyi değil, toplumu da çürütür. İnsanlar birbirinin başarısına sevinmek yerine onu kıskanmaya başladığında güven azalır, kardeşlik zayıflar, dayanışmanın yerini rekabet alır. Tüketim çılgınlığının, borçlanmanın, gösteriş merakının ve ekonomik sıkıntıların önemli sebeplerinden biri de başkası gibi yaşama arzusudur. İnsan ihtiyacı için değil, başkasından geri kalmamak için harcamaya başladığında hem cebini hem huzurunu tüketir.

Oysa bize sessiz ama büyük bir hakikati fısıldar. Hiçbir serçe kartalla yarışmaz. Hiçbir kaplumbağa hızlı koşamadığı için utanmaz. Armut ağacı elma vermedi diye yas tutmaz. Toprakta her çiçek aynı renkte olsaydı baharın güzelliğinden söz edebilir miydik? Kâinatta çeşitlilik nasıl bir ahenk oluşturuyorsa, insanlar arasındaki farklılıklar da hayatın hikmetidir.

İnsana düşen, başkasının nasibini saymak değil; kendi emanetini hakkıyla taşımaktır. Gördüğün herkes ayrı bir kader, ayrı bir imkân ve ayrı bir sorumlulukla yaratılmıştır. Gerçek başarı, başkasına benzemek değil; kendinin en iyi hâline ulaşabilmektir.

Unutmayalım; kıyas şeytandandır, rıza Rahman’dandır. İnsan, başkasının hayatına imrenerek değil, kendi hayatının kıymetini bilerek huzura kavuşur. Şükür kalbi zenginleştirir, emek insanı olgunlaştırır, sabır ise kaderin en güzel kapılarını açar.

Kıyas seni küçültür, şükür seni büyütür. Başkası olma, kendin ol; çünkü Allah seni başkasının kopyası olasın diye değil, eşsiz olasın diye yarattı.

 

Reklamı Geç