Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Şerife Bozoğlan Eker
Şerife Bozoğlan Eker

Anlaşılma arzusunun gölgesinde insan

İnsanın sessizliği çoğu zaman yanlış anlaşılır. Dışarıdan bakınca iletişim kurmak istemiyor sanılır; oysa çoğu insan, söyleyecek sözü olmadığı için değil, sözlerinin ruhunu tam taşıyamayacağını fark ettiği için susar. İnsan bazen kelimelere güvenir, bazen de kelimelerin kendisini yarı yolda bırakacağını hisseder. Bu yüzden suskunluk, kişisel bir protesto değil; zamanla öğrenilen bir savunma biçimidir. İç dünyada oluşan kırılganlığın dış yüzeye yansımayan ama hep varlığını hissettiren en derin izidir.

En ilginç olan ise yalnızlığın kalabalığın içinde değil, “tam şimdi anlaşılıyorum” sandığın anda ortaya çıkmasıdır. Psikolojinin “duygusal hayal kırıklığı”, sosyolojinin “benlik çatışması” dediği o an, gerçek ile tasavvurun çarpıştığı yerdir. İnsan, kendisini dinlediğini düşündüğü kişilerin bile aslında kendi bakış açısı içinden sözleri süzdüğünü fark eder. Çünkü her insanın zihninde bir filtre vardır; seni değil, seni kendi algısının izin verdiği kadar görür. Bu nedenle yanlış anlaşılmak, hiç anlaşılmamaktan daha ağır bir yük bırakır insana.

Zamanla insan şunu kavrar: Hiç kimse seni bütünüyle çözemeyecek. Çünkü başkasının zihninde senin için ayrılmış oda hiçbir zaman tam senin düşündüğün gibi olmayacak. Herkes, bir insanı anlamakta kendi deneyimlerinin, kendi kırgınlıklarının ve kendi sınırlarının rehberliğine mahkûmdur. Bu yüzden “bütün yönlerinle görülme” arzusu, çoğu kez hayalî bir taleptir.

Ancak önemli olan, bu farkındalığın insanda bir kırılma değil, bir olgunlaşma yaratmasıdır. Anlaşılma isteğini tamamen bırakmak değil mesele; anlaşılmadan da kendini var sayabilmektir. Kendi iç değerini, başkalarının bakışlarının gölgesine mahkûm etmeden yürüyebilmektir.

Bu noktaya gelindiğinde, insanın içindeki o bitmek bilmeyen uğultu yavaşça durulur. Fakat bu sükûnet, huzurdan çok bir kabulleniş hâlidir. Kendini saklamadan, kendini olduğundan büyük göstermeden, yalnızca “olduğu gibi” kalma cesaretidir bu.

Sonunda insan anlar ki gerçek özgürlük, birilerinin seni anlamasıyla değil, senin, anlaşılmasan bile eksilmeyeceğini bilmenle başlar.

Ve işte o an, hayat sana tek bir gerçeği fısıldar: “Başkasının değil, kendi aynanın ışığıyla var ol.”

Reklamı Geç