Bizler bir vakitler yalnız anne ile babanın değil; dedenin duası, ninenin şefkati, amcanın vakar ve mesuliyeti, dayının himmeti, halanın rikkati, teyzenin merhameti ile büyürdük. Bir çocuk yalnız bir hanenin değil, bir mahallenin emaneti sayılırdı. Kapı önünde oynayan bir çocuğun düşen dizine mahalle teyzesi pamuk basar, yaramazlık eden delikanlıya en yakın komşu öğüdünü verirdi. Edep, yalnız sofrada değil; sokakta, selamda, oturuşta, kalkışta, büyük karşısında susmayı bilmeyi öğrenirken verilirdi. Kısacası çocuk, aile denen büyük çınarın dalları arasında, her bir koldan beslenerek serpilirdi.
Bugün ise “modern hayat” denilen curcuna içinde aile mefhumu daraldı, kısaldı, budandı. Çekirdek aile diye diye, çitlene çitlene çitlembiğe döndük. Artık çocuklarımız teyzesiz halasız, amcasız, dayısız; hatta babaanne ve anneannesiz, köksüz büyüyorlar. Sanki ağaç kovuğundan çıkmışçasına yalnız, desteksiz, gölgesiz… Bu yüzden özgüvensiz, kırılgan, incinmiş, umutsuz , sorumsuz ve ne yazık ki çabuk yorulan nesiller yetişiyor. Çünkü hiçbir çocuk tek bir evin dar duvarlarına sığmaz; çocuk kalbinin genişliğini ancak geniş bir aile iklimi büyütebilir.
Bugün nice baba, geçim derdi yahut gaflet sebebiyle evladının ruh terbiyesinden uzak düşüyor. Nice anne ve baba ise modern hayatın yükleri altında yalnız bırakılıyor.
Çocuklar ise ekseriyetle kreşlere, bakıcılara ve dijital ekranlara havale ediliyor. Böylece terbiyenin en mühim kısmı, yani kalbe dokunan sıcak nefes, yabancıların eline ya da ekranların karanlık girdabına teslim ediliyor. Sonuç ortada: Yalnızlaşmış, öfkesi yüksek, sabırsız, sorumsuz, merhamet duygusu zayıflamış bir nesil…
Halbuki mektep ve okulların en önemli vazifesi evvela eğitim ve ögretim; ilim öğretmektir. Terbiye ise okuldan evvel hanede, doğdukları evlerde başlar. Bir çocuğun şahsiyetini yoğuran asıl kudret, annenin duası, babanın vakarı, evin huzuru ve aile ocağındaki edep iklimidir. Evlat, çocuk yetiştirmek başkasına havale edilecek basit bir iş değildir; bilakis bir milletin istikbalini mayalamaktır. Eğer biz bu mesuliyeti ekranlara ve ücretli ellere bırakmaya devam edersek, yarın cemiyet kendi eliyle büyüttüğü maneviyatsız, ruhsuz boşluğun bedelini ağır ödeyecektir.
Velhasıl kelam… Anne babalar, “ben görevimi yaptım” zannına kapılmadan evlâtlarının hem aklını hem ruhunu beslemeye yeniden talip olmalıdır. Çünkü çocuk yalnız büyütülmez; sevgiyle, irfanla, edeple ve geniş bir aile gölgesiyle yetişir.
Cenâb-ı Hak hanelerimizi huzur, muhabbet ve merhametle mamur; nesillerimizi iman, haya, edep ve vicdanlı !
Cenâb-ı Hak hanelerimizi huzur, muhabbet ve merhametle mamur; nesillerimizi iman, haya ve vicdan ile güzelleştirip, aydınlatsın. Binler öykü
Aile küçüldükçe çocuk büyümez.
Kökü zayıflayan fidan meyve vermez.
Bir çocuğun kalbi, tek bir eve değil; bir ömrü saracak bir aile iklimine muhtaçtır. Aile büyüyüp genişledik çe çocuklar daha da güvende hisseder. Çocukları ve nesli yetiştiren ev değil, evlerden yükselen merhamettir.




