Birleşmiş Milletler, 2016’yı “Uluslararası Bakliyat Yılı” ilan ederek bakliyatın gıda güvenliği ve sürdürülebilir tarımdaki rolüne dikkat çekti; bu ivmenin devamında 10 Şubat, BM Genel Kurulu tarafından “Dünya Bakliyat Günü” olarak takvime alındı.
Türkiye’nin 2025 yılı bakliyat üretimi ve dış ticaret verileri, yapısal bir kırılmaya işaret ediyor. TÜİK Genel Ticaret Sistemi verilerine göre toplam bakliyat üretimi 953 bin 129 ton ile 1 milyon tonun altında kalırken; ithalat 1 milyon 512 bin ton, ihracat ise 1 milyon 195 bin ton düzeyinde gerçekleşti. Rakamlar, Türkiye’nin bakliyatta net ithalatçı konumunun pekiştiğini ortaya koydu.
Türkiye’nin tabloyu tersine çevirmesi neden zorlaştı?
Türkiye, 1980’ler ve 1990’ların ortasına kadar mercimek ve nohutta güçlü üretim kapasitesiyle öne çıkarken, son yıllarda üretim–tüketim dengesi belirgin biçimde zayıfladı. Tarım ve Orman Bakanlığı/Tarım Ekonomisi ve Politika Geliştirme Enstitüsü (TEPGE) raporuna göre TÜİK verileri, 2024’te bakliyat üretiminin 1,3 milyon ton düzeyinde gerçekleştiğini gösteriyor.
Sektör temsilcilerinin bazı değerlendirmeleri ise 2025’te özellikle nohut ve kırmızı mercimekteki gerileme beklentisiyle toplam üretimin 1 milyon tonun altına inebileceğine işaret ediyor.

Üretimde nohut ve mercimek önde, ancak denge bozuluyor
Üretimde en yüksek pay nohutta (%43) görülürken, kuru fasulye ve kırmızı mercimek %26’şar payla ikinci sırayı paylaştı. Yeşil mercimek (%3) ve bezelye (%1) ise sınırlı üretim hacimleriyle dikkat çekti. Toplam üretimin 1980’ler–1990’lar dönemindeki 2–2,5 milyon ton seviyelerinin oldukça gerisinde kalması, arz tarafındaki zayıflığın kalıcılaştığını gösteriyor.
İhracatta mercimek, ithalatta yine mercimek
İhracat kompozisyonunda kırmızı mercimek açık ara öne çıktı: 456 bin 924 ton ihracatla toplam ihracatın %38’i ve 397,8 milyon dolar değerle %40’ı bu üründen geldi. Nohut ihracatta %26, bezelye ise %20 pay aldı.
İthalat tarafında da tablo benzer: kırmızı mercimek, 674 bin 776 ton ile toplam ithalatın %45’ini, 367,5 milyon dolar ile değer bazında %38’ini oluşturdu. Nohut ithalatı 330 bin 737 ton (%22) ile ikinci sırada yer aldı. Bu yapı, mercimekte yüksek hacimli çift yönlü ticaretin (ithalat–ihracat) sürdüğünü, ancak iç üretimin bu dengeyi taşımakta zorlandığını gösteriyor.
İhracattan ithalata: “DİR” etkisi ve tüketicide menşe değişimi
Üretimdeki zayıflama, Türkiye’yi hem iç tüketim hem de Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ihracat için hammadde temininde ithalata daha bağımlı bir çizgiye itiyor.
Veriler, Dahilde İşleme Rejimi kapsamında yapılan ithalatın ihracatla birlikte arttığını ortaya koyuyor. İç üretimin yetersizliği, hem sanayiyi hem de tüketiciyi ithal hammaddeye daha bağımlı hale getiriyor. Bu durum, perakende raflarında Kanada menşeli mercimek gibi ürünlerin payının artmasıyla somutlaşıyor.
Kanada modeli: tedarikçi ülke stratejisi
Küresel bakliyat ticaretinde Kanada, özellikle mercimek ve bezelyede güçlü ihracat kapasitesiyle “tedarikçi ülke” konumunu derinleştiren bir hat izliyor. Kanada bakliyat sektörünün, mercimek ve bezelye başta olmak üzere dünya pazarında büyük ölçekli ihracatçı rolüne vurgu yapan sektör kaynakları, bu stratejik pozisyonun yıllar içinde kurumsallaştığını gösteriyor.
Değer–miktar makası uyarıyor
Toplamda ithalat değeri 958,6 milyon dolar, ihracat değeri 997,5 milyon dolar seviyesinde. Değer bazında ihracat hâlâ yüksek görünse de, miktar bazında ithalatın ihracatı aşması, fiyat oynaklığına ve tedarik risklerine karşı kırılganlığı artırıyor.
Soru: Türkiye’nin stratejisi ne olmalı?
Dünya Bakliyat Günü’nün işaret ettiği ana eksen, bakliyatın uygun fiyatlı protein, toprak verimliliği ve iklim dostu üretim açısından kritik bir ürün grubu olması.
Türkiye açısından ise tartışma, “ithalatla dengeleme” çizgisinden çıkıp; verimlilik, kalite, sözleşmeli üretim ve menşe markalaması gibi başlıklarda uzun vadeli bir bakliyat stratejisi kurup kuramayacağı sorusuna düğümleniyor.
2025 verileri, Türkiye’nin bakliyatta ticaret hacmi yüksek, ancak üretim ayağı zayıf bir dengeye sıkıştığını gösteriyor. Uzmanlara göre tabloyu tersine çevirmek için;
- verimlilik odaklı destekler,
- sözleşmeli üretim,
- yerli tohum ve menşe markalaması,
- sulama ve girdi maliyetlerini düşüren politikalar
kritik önem taşıyor.
Sonuç: Dünya Bakliyat Günü’nün hatırlattığı gıda güvenliği perspektifinden bakıldığında, 2025 rakamları Türkiye için net bir uyarı veriyor: Bakliyatta ticaret güçlü kalsa da üretim güçlenmeden sürdürülebilirlik sağlanamıyor.





