Obezite, günümüzde toplum sağlığını etkileyen önemli kronik hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Hareketsiz yaşam tarzı, yüksek kalorili beslenme, genetik yatkınlık, hormonal faktörler ve çevresel koşullar obezite gelişiminde rol oynayabiliyor.
Vücutta aşırı yağ dokusu birikmesiyle ortaya çıkan obezite, zaman içinde farklı organ ve sistemleri etkileyebiliyor. Bu nedenle yalnızca dış görünüşle ilgili bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.
Kalp ve damar hastalıklarıyla ilişkili
Obezite; yüksek tansiyon, kan yağlarında bozulma ve damar sertliği gibi kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlayan durumlarla ilişkili olabiliyor.
Özellikle karın çevresinde biriken yağ dokusu, insülin direnci ve kronik düşük düzeyli inflamasyonla bağlantılı metabolik değişikliklere katkıda bulunabiliyor.
Bu durum koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve inme riskinin artmasına neden olabiliyor.
Tip 2 diyabet riskini artırabiliyor
Obezite ile tip 2 diyabet arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Özellikle karın bölgesindeki yağlanma, hücrelerin insüline verdiği yanıtın azalmasına ve insülin direncinin gelişmesine yol açabiliyor.
İnsülin direncinin ilerlemesiyle kan şekeri yükselirken, bazı kişilerde zamanla tip 2 diyabet gelişebiliyor.
Karaciğer yağlanmasına yol açabiliyor
Obezitenin etkilediği organlardan biri de karaciğer.
Metabolik bozukluklarla birlikte görülen karaciğer yağlanması, bazı kişilerde ilerleyerek karaciğer iltihaplanması, fibrozis ve ileri dönemlerde siroza kadar gidebiliyor.
Karaciğer yağlanmasının başlangıç döneminde belirgin şikâyet oluşturmaması nedeniyle risk grubundaki kişilerin değerlendirilmesi önem taşıyor.
Uyku apnesi görülebiliyor
Obezite, obstrüktif uyku apnesinin önemli risk faktörlerinden biri.
Özellikle boyun ve üst solunum yolu çevresindeki yağ dokusunun artması, uyku sırasında hava yolunun daralmasına neden olabiliyor.
Yüksek sesle horlama, uykuda nefes durması, sabah baş ağrısı, gündüz uykululuk ve dikkat dağınıklığı gibi belirtiler görülebiliyor.
Eklem ve omurgaya yük bindiriyor
Vücut ağırlığının artması, diz, kalça ve omurga gibi yük taşıyan bölgelerde mekanik baskının artmasına yol açabiliyor.
Obezitesi bulunan kişilerde diz osteoartriti, eklem ağrısı, hareket kısıtlılığı ve bazı kas-iskelet sistemi sorunları daha sık görülebiliyor.
Bazı kanser türleriyle ilişkili
Bilimsel çalışmalar obezitenin bazı kanser türleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Özellikle menopoz sonrası meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, endometrium kanseri ve böbrek kanseri gibi bazı türlerde obezite önemli risk faktörlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Ancak obezitesi bulunan her bireyde kanser gelişeceği anlamına gelmiyor.
Ruh sağlığını da etkileyebiliyor
Obezite fiziksel sağlığın yanı sıra psikososyal yaşamı da etkileyebiliyor.
Hareket kısıtlılığı, uyku sorunları, sosyal damgalanma ve beden algısına ilişkin güçlükler bazı kişilerde yaşam kalitesini azaltabiliyor.
Depresyon ile obezite arasında çift yönlü bir ilişki bulunabileceğini gösteren çalışmalar da mevcut.
Kilo kaybı sağlık risklerini azaltabilir
Uygun ve sürdürülebilir kilo kaybı, obeziteyle ilişkili birçok sağlık riskinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor.
Vücut ağırlığında sağlanan ölçülü kayıplar bile kan şekeri kontrolü, kan basıncı ve bazı metabolik göstergelerde olumlu değişiklikler oluşturabiliyor.
Obezite tedavisinde beslenmenin düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, davranış değişiklikleri ve uygun kişilerde ilaç veya metabolik cerrahi seçenekleri değerlendirilebiliyor.
Uzmanlar, tedavide yalnızca kısa sürede kilo vermeye değil, uzun vadeli sağlık kazanımlarına ve verilen kilonun korunmasına odaklanılması gerektiğini belirtiyor.





