İstanbul’un kültür ve sanat hayatının önemli etkinliklerinden İstanbul Tiyatro Festivali, 30. yılında dikkat çekici bir uluslararası işbirliğine ev sahipliği yapıyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen festival kapsamında, İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) ile gerçekleştirilen ortak prodüksiyonun ilk gösterimi bugün yapılacak.
Brezilya doğumlu koreograf Fernando Melo’nun 2023 yılında Danish Dance Theatre için hazırladığı “Rüzgar Ağacı” (Leaning Tree), İDOB bünyesinde çalışmalarını sürdüren modern dans topluluğu MDTistanbul tarafından yeniden sahneye taşındı.
Eserin Türkiye prömiyeri, 24 Ekim Cumartesi günü Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Tiyatro Sahnesi’nde gerçekleştirilecek. Yapım, 25 Ekim Pazar günü de sanatseverlerle buluşacak.
Müzik, ışık, sahne tasarımı ve dansı bütünleştiren eser, izleyiciyi gerçeklik ile hayal arasında gidip gelen farklı bir sahne deneyimine davet ediyor.
Caner Akgün: İDOB, dünyaya entegre prodüksiyonlar üretmeye devam ediyor
İDOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Caner Akgün, Anadolu Ajansına yaptığı açıklamada, kurumun uluslararası kültür ve sanat akımlarını yakından takip ettiğini belirterek, çağdaş sanat anlayışını yansıtan prodüksiyonlara öncelik verdiklerini söyledi.
Özellikle insanın toplumsal yaşam içerisindeki konumunu, sıkışmışlığını ve arayışlarını ele alan yaratıcı isimlerle çalışmayı önemsediklerini ifade eden Akgün, Fernando Melo’nun da bu anlayışa uygun eserler ortaya koyduğunu vurguladı.
Akgün, şunları kaydetti:
“Son dönemde özellikle gerçekçi ve yalın anlatımlar, insanın sıkışmışlığı ve toplumun arayışları üzerine anlaşılır projeler üreten yaratıcılarla birlikte çalışmak en büyük ideallerimizden. Çünkü İDOB, dünyaya entegre prodüksiyonlar üretmeye devam ediyor. Fernando Melo da bu bahsettiğim kriterler içerisinde eser üreten çok değerli bir koreograf.”
MDTistanbul’un modern dans alanındaki yetkinliğine dikkat çeken Akgün, topluluğun uluslararası koreografların beklentilerini karşılayabilecek bir sanatsal seviyeye ulaştığını belirtti.
İDOB’un hem kurumsal altyapısı hem de sanatçı kadrosuyla dünya standartlarında yapımlar ortaya koyduğunu dile getiren Akgün, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim ansamblemiz dünyadaki bütün koreografların isteklerine cevap verebiliyor. Modern dans topluluğumuzun performansları beni çok mutlu ediyor. Ekibimizle birlikte, Devlet Opera Balesi Genel Müdürlüğünün çok büyük vizyonu ve destekleri, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bize sunduğu yapı ve imkanlar sayesinde, doğru ve emin adımlarla buradan dünyaya mesajlar veriyoruz. Atatürk Kültür Merkezi de görevini de bizim de katkılarımızla yapmaya devam ediyor.”
Gençlerin opera, bale ve modern dansa ilgisi artıyor
Opera ve bale seyircisinin yaş ortalamasında değişim yaşandığını anlatan Caner Akgün, artık 30 yaşın altında da önemli bir izleyici kitlesinin bulunduğunu söyledi.
Gençlerin sanatsal çalışmaları yalnızca sahnede değil, dijital platformlar üzerinden de takip ettiğine işaret eden Akgün, teknolojinin opera, bale ve modern dansın farklı alanlarında kullanıldığını belirtti.
Sanat kurumlarının hem yeni izleyici kitlelerine ulaşması hem de uluslararası işbirliklerini geliştirmesi gerektiğini vurgulayan Akgün, İKSV ile gerçekleştirilen ortaklığın bu açıdan önem taşıdığını ifade etti.
“İşbirliğimiz gelecek kuşaklara da örnek olacak”
İstanbul Tiyatro Festivali ile gerçekleştirilen ortak prodüksiyonun yeni projeler için önemli bir başlangıç olduğunu dile getiren Caner Akgün, farklı kurumların bir araya gelmesinin sanat dünyasında güçlü sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Akgün, işbirliğinin önemini şu sözlerle anlattı:
“Dünyada şu an en önemli trend şu, farklılıkların, farklı seslerin bir araya gelmesi, yapıların birleşip büyük ses çıkarabilmesi ama rafine ve net sesler çıkarabilmesi. O yüzden kurumumuzun, farklı kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapması, dünyaya vereceğimiz en güzel mesaj. Özellikle de AKM’den vereceğimiz mesaj… O yüzden İKSV ile bu ortaklığımız çok değerli. Onların tiyatro festivalinde yer almak büyük bir onur ve onlarla yaratacağımız projelerin de başlangıcı. İlk başlangıçları oturtmak biraz çetrefilli olur. Biz o aşamayı geçtik. Bizim işbirliğimiz gelecek kuşaklara da örnek olacak. İKSV gibi birçok kurum ve kuruluşla işbirliğimiz hem ulusal hem de uluslararası platformda devam ediyor.”
Akgün, bu ortaklığın yalnızca tek bir prodüksiyonla sınırlı kalmayacağını, ulusal ve uluslararası ölçekte yeni projelerin geliştirilmesine de katkı sağlayacağını ifade etti.
Fernando Melo: Yeni dansçılarla eser bambaşka bir yoruma kavuşuyor
GöteborgsOperans, Atterballetto ve Introdans gibi uluslararası topluluklar için hazırladığı koreografilerle tanınan Fernando Melo, “Rüzgar Ağacı”nı MDTistanbul dansçılarıyla yeniden sahneye koymaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Daha önce Türkiye’de çalışmadığını belirten Melo, İstanbul’daki sanatçıların disiplininden, ilgisinden ve çalışma isteğinden etkilendiğini anlattı.
Bir eserin farklı dansçılar tarafından yorumlanmasının sanatsal açıdan yeni imkânlar sunduğunu vurgulayan Melo, koreografilerin her sahnelenişte birebir aynı kalması gerektiği düşüncesine katılmadığını söyledi.
Melo, eserin İstanbul’daki hazırlık sürecine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yeni bedenlerle yeni dansçılarla eser bambaşka bir yoruma kavuşuyor. Artık son prova aşamasındayız ve dansçıların eseri gerçekten dönüştürerek tamamen yeni bir versiyon ortaya çıkardıklarını söyleyebilirim. Bir koreograf olarak buna tanıklık etmek gerçekten büyük bir mutluluk.”
MDTistanbul sanatçılarının performansından etkilendiğini dile getiren Melo, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ne kadar iyi dansçılar olduklarını gördüm. Daha önce Türkiye’de hiç çalışmamıştım. Ekibin, yönetimin ve bu gösteriyi buradaki seyirciyle buluşturmak için herkesin ne kadar büyük bir çaba gösterdiğinin de beni olumlu anlamda şaşırttığını söylemeliyim.”
“Her sahne birden fazla şekilde yorumlanabilir”
Fernando Melo, “Rüzgar Ağacı”nın seyirciye tek bir anlam sunmak yerine farklı yorumların ortaya çıkmasına imkân tanıyan bir eser olduğunu belirtti.
İzleyicinin sahnede gördüklerini kendi deneyimleriyle ilişkilendirmesini önemsediğini dile getiren Melo, böylece sahne ile seyirci arasında daha güçlü bir bağ kurulabileceğini ifade etti.
Ünlü koreograf, eserinin anlatım anlayışını şu sözlerle açıkladı:
“Benim için seyircinin gördüklerini yorumlarken çok aktif bir rol üstlenmesi son derece önemli. Çünkü o zaman eser, adeta seyirciye tutulan bir aynaya dönüşüyor. Herkes esere baktığında farklı bir şey görüyor. Elbette benim de bir yorumum var ama farklı yorumlara da alan açıyorum. Her sahne birden fazla şekilde yorumlanabilir. Tabii ki önce benim eseri sevmem gerekiyor, eser beni etkiliyorsa umudum, seyirciyi de etkilemesi.”
Melo, yapımın uzun yıllardır üzerinde çalıştığı sanatsal düşüncelerin bir devamı olduğunu belirterek, bakış açısı, sahne tasarımı ve insan bedeninin hareketi arasındaki ilişkiyi araştırdığını kaydetti.
Sahne sanatlarının izleyiciye başka insanların deneyimleri üzerinden empati kurma fırsatı sunduğuna işaret eden Melo, şunları söyledi:
“Rüzgar Ağacı, yıllar boyunca üzerinde düşündüğüm ve araştırdığım fikirlerin devamı niteliğinde. Burada önemli olan bakış açısıyla oynanan oyun. Seyirciye farklı bir şey sunmak, sahne tasarımını ve dansçıları bir araya getirmek. Benim için çok önemli bir başka konu da insanların sahnede başka bir insanı gözlemlemek için tiyatroya gelmesi. Seyirciler sahnede bir insanı izlediklerinde kendilerini gözlemledikleri kişinin yerine koyuyor, bir anlamda empati kurma pratiği yapıyor. Seyirciye bu empatiyi deneyimleme fırsatı sunmak, benim amaçlarımdan biri.”
Dans, müzik ve sahne tasarımı bir bütün olarak kurgulandı
“Rüzgar Ağacı”nda dansçıların performansının yanı sıra müzik, ışık ve sahne tasarımı da anlatımın temel unsurlarını oluşturuyor.
Fernando Melo, koreografiyi yalnızca insan bedeninin hareketleriyle sınırlamadığını, sahnede kullanılan bütün unsurların eserin anlatımına katkı sağlamasını amaçladığını belirtti.
Melo, çalışma yöntemini şu sözlerle anlattı:
“Benim tutkum yalnızca dansçıların bedenlerini değil, bütün düzeneği koreografiye dahil etmek. Işıkları, sahne tasarımını ve mümkün olduğunca müziği koreografiye dahil ediyoruz. Bunu yaparak bir bakıma yeni bir bakış açısı oluşturduğumu keşfettim. Bu eserde de bakış açısı sürekli değişiyor, seyirciye durmadan yeni imgelerden oluşan bir yolculuk sunuluyor. Dansçıların bedenlerini sahne tasarımıyla bütünleştirmek benim tutkum ve koreograf olarak çalışma biçimim.”
Bu yaklaşım doğrultusunda eser, hareketli sahne düzeni ve değişen görsel kompozisyonlarıyla seyirciye farklı bakış açıları sunmayı hedefliyor.
“Eserimi Türkiye’deki seyirciyle buluşturmak büyük mutluluk”
Türkiye’ye ilk kez çalışma amacıyla geldiğini belirten Fernando Melo, İstanbul Tiyatro Festivali’nin uluslararası sanat eserlerini izleyiciyle buluşturma konusundaki çalışmalarından övgüyle söz etti.
Türkiye’yi uzun zamandır ziyaret etmek istediğini anlatan Melo, bu isteğinin eserinin festival programına dahil edilmesiyle gerçekleştiğini söyledi.
Melo, duygularını şu sözlerle dile getirdi:
“Bu hayallerimin gerçekleşmesi gibi bir şey. Türkiye, her zaman ziyaret etmek istediğim yerler arasındaydı. Buraya gelme arzumu, eserimi burada sunma isteğimle birleştirebildim. Festival, çok iyi organize edilmiş, Türkiye’ye son derece ilgi çekici eserler getiren harika bir festival. Burada bulunmak, festivale katılmak ve eserimi farklı bir seyirci kitlesiyle buluşturmak benim için gerçekten büyük bir mutluluk.”
Türkiye’de gördüğü ilgiden memnun olduğunu belirten koreograf, yeniden gelmek istediğini ifade ederek şu çağrıda bulundu:
“Umarım buraya birçok kez gelebilirim. Umarım çok sayıda insan gösterimizi izlemeye gelir. Çünkü onlar için gerçekten çok çalıştık ve güzel bir tiyatro deneyimi yaşayacaklarını düşünüyorum.”
Rüzgar Ağacı: Gerçeklikle hayal arasında bir sahne yolculuğu
“Rüzgar Ağacı”, Danimarkalı ressam Vilhelm Hammershoi’nin gizemli atmosfer taşıyan eserlerinden ilham alıyor.
Sessizlik, belirsizlik ve mekânsal boşluk kavramlarını hareket üzerinden ele alan yapımda dansçıların bedenleri kimi zaman ortaya çıkıyor, kimi zaman sahnenin içerisinde kayboluyor. Ağır çekimi andıran hareketler ve yerçekimine meydan okuyan kompozisyonlarla gerçeklik algısı yeniden yorumlanıyor.
Yapımın müzikleri Signe Lykke tarafından bestelendi ve Copenhagen Phil tarafından kaydedildi. Raphael Solholm ile Fernando Melo’nun birlikte tasarladığı, sürekli biçim değiştiren sahne düzeni ise koreografinin önemli unsurları arasında yer alıyor.
Işık tasarımını Raphael Solholm’un, kostüm tasarımını Maria Ipsen’in üstlendiği eserin ses tasarımı Rafael Canete Fernandez tarafından gerçekleştirildi. Müzik kaydı Copenhagen Phil tarafından hazırlanan yapımda orkestra şefliği görevini Christian Oland üstlendi.
Eserde Anna Viktoria Zesakes, Berk Can Ceylan, Bianca Cerioni, Chiara Giorda, Demet Aksular, Ekin Ançel, Evrim Akyay, Miray Bacı, Tufan Elitaş, Tuğçe Göncü Ceylan, Müge Bayramoğlu, Kamola Rashidova, Ferhat Güneş ve Mert Aksu dönüşümlü olarak sahne alacak.
Prömiyer bugün, ikinci gösterim yarın
Rüzgar Ağacı – Gösterim bilgileri
| Eser | Rüzgar Ağacı (Leaning Tree) |
| Prömiyer | 24 Ekim 2026 Cumartesi |
| İkinci gösterim | 25 Ekim 2026 Pazar |
| Yer | Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Sahnesi, İstanbul |
| Topluluk | MDTistanbul |
| Koreografi | Fernando Melo |
| Organizasyon | 30. İstanbul Tiyatro Festivali – İKSV ve İDOB ortak prodüksiyonu |
Gösterim saatleri kaynak metinde belirtilmedi.
İKSV ve İDOB işbirliğinde hazırlanan prodüksiyon, İstanbul Tiyatro Festivali’nin 30. yılına özel programı kapsamında modern dansın uluslararası örneklerinden birini Türkiye’deki sanatseverlerle buluşturacak.





