Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde taburculuk sonrası sürecin, tedavinin en zorlu ve belirleyici aşamalarından biri olduğuna dikkat çekti. Çevirir’e göre hastane koşullarında sağlanan yapılandırılmış düzen, kişinin günlük hayata dönüşüyle birlikte yerini tetikleyicilere açık bir ortama bırakabiliyor. Bu nedenle tedavinin kalıcılığı, “ev yaşamına uyum” evresinde alınan önlemlerle yakından ilişkili.
“Hastane antrenman, günlük hayat asıl sınav”
Çevirir, yataklı servislerde bağımlılık tedavisinin genel olarak akut dönem, idame dönem ve kontrol dönemi şeklinde üç aşamada ele alındığını belirterek, akut dönemde yoksunluk belirtileri, yoğun istek ve işlevsellik kaybının öne çıktığını ifade etti. Bu evrede ilaç tedavisi, psikoterapi ve sosyal desteğin temel müdahaleler olduğunu vurgulayan Çevirir, belirtiler yatışsa bile riskin uygun koşullarda yeniden alevlenebileceğine işaret etti.
“İzolasyon evde de sürdürülmeli”
Taburculuk sonrası ayakta tedavi döneminde ilaçların düzenli kullanımının genellikle en az altı ay sürdürüldüğünü belirten Çevirir, hastanede sağlanan izolasyon ortamının evde de mümkün olduğunca korunması gerektiğini söyledi. Aksi halde dış tetikleyicilerin hızla devreye girebileceğini kaydeden Çevirir, özellikle sanal kumar, madde ve alkol bağımlılığında telefon, sosyal medya ve eski çevrenin risk faktörü olabildiğini dile getirdi.
Rutin ve sorumluluk: “Erken adaptasyon nüks riskini azaltır”
Çevirir, taburculuk sonrası dönemde uyku düzeni, beslenme, disiplin ve sorumluluk alma alışkanlıklarının tedavinin temel yapı taşları olduğunu belirterek, kişinin “hasta” kimliğine sığınıp sorumluluklardan kaçmasının iyileşmeyi geciktirebileceğini ifade etti. Bu noktada psikoterapinin, bağımlılığı besleyen içsel çatışmalar, stresle baş etme güçlükleri ve dürtüsellik gibi alanlarda farkındalık kazandırdığını vurguladı.
“Kayma” çoğu zaman sinyal veriyor
Bağımlılıkta sık karşılaşılan durumlardan birinin “kayma” olduğunu belirten Çevirir, bunun genellikle aniden gelişmediğini; öncesinde rüyalar, tetikleyici düşünceler, çevresel uyaranlar ve duygusal dalgalanmalar gibi işaretler görülebileceğini söyledi. Bu öncü sinyallerin erken fark edilmesinin, nüksün önlenmesinde hayati rol oynadığını ifade etti.
Ailelere uyarı: “Aşırı kontrol ve suçlama direnci artırabilir”
Çevirir, aile ve sosyal çevrenin tutumunun tedavinin seyrini doğrudan etkilediğini belirterek, aşırı kontrolcü, suçlayıcı veya baskılayıcı yaklaşımın tedaviye direnci artırabileceğini kaydetti. “İyi polis–kötü polis” şeklindeki tutumların da sağlıklı olmadığını ifade eden Çevirir, asıl odağın kişiyi sürekli sorgulamak değil, kullanıma zemin hazırlayan nedenleri anlamak olması gerektiğini dile getirdi.
En geç onarılan alan: Güven
Bağımlılık sürecinde en çok zarar gören alanlardan birinin güven olduğunu vurgulayan Çevirir, yeniden inşanın zaman aldığını belirtti. Ailelerin sevgi, şefkat ve sabır göstermesi gerektiğini ifade eden Çevirir, buna karşın sağlıklı sınırların da korunmasının önemine dikkat çekti: “Güvensizliği sürekli hastaya yansıtmak iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir; dikkatli ama sakin bir izleme daha sağlıklı bir yaklaşımdır.”




