Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türleri arasında yer alıyor. Hastalık, süt bezlerini veya süt kanallarını oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişiyor.
Uzmanlar, son 50 yılda meme kanseri görülme sıklığında belirgin artış yaşandığını, erken tanı ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarının ise yaşam süresi ve yaşam kalitesi açısından önemli avantajlar sağladığını belirtiyor.
Memede ve koltuk altında ele gelen kitleye dikkat
Meme kanserinde erken fark edilen belirtilerin tanı sürecini hızlandırabileceği belirtiliyor.
Dikkat edilmesi gereken başlıca belirtiler arasında şunlar yer alıyor:
- Meme veya koltuk altında ele gelen sertlik, yumru ya da şişlik
- Meme başında içe çekilme, şekil değişikliği, akıntı veya yara
- Meme cildinde kızarıklık, çökme, şişlik ya da portakal kabuğu görünümü
- Memenin boyutunda veya iki meme arasındaki simetride değişiklik
Memede ele gelen her kitlenin kanser anlamına gelmediği belirtilirken, daha önce bulunmayan yeni bir kitle, geçmeyen kızarıklık veya olağan dışı meme başı akıntısında sağlık kuruluşuna başvurulması öneriliyor.
Yaş, genetik ve yaşam tarzı riski etkiliyor
Meme kanserinde yaş, genetik yatkınlık ve yaşam boyu östrojene maruz kalma süresi önemli risk faktörleri arasında bulunuyor.
Erken yaşta adet görmeye başlamak, geç menopoza girmek, hiç doğum yapmamak veya ilk doğumu ileri yaşlarda yapmak riski etkileyebiliyor.
Ailede meme kanseri öyküsü, BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki bazı mutasyonlar, daha önce meme kanseri geçirmiş olmak ve memede atipik hiperplazi bulunması da risk değerlendirmesinde dikkate alınıyor.
Menopoz sonrasında obezite, alkol kullanımı ve hareketsiz yaşam da riskle ilişkilendiriliyor.
Tanıda görüntüleme ve biyopsi birlikte değerlendiriliyor
Meme kanseri tanısında fizik muayene, radyolojik görüntüleme ve gerektiğinde biyopsi kullanılıyor.
Mamografi özellikle taramalarda ve mikrokalsifikasyonların tespitinde önemli rol oynarken, ultrason kist ile katı kitlelerin ayrılmasına yardımcı oluyor.
MR ve dijital tomosentez ise belirli hasta gruplarında daha ayrıntılı değerlendirme için kullanılabiliyor.
Görüntüleme yöntemlerinde şüpheli bir bulgu tespit edildiğinde kesin tanı için biyopsi yapılabiliyor.
Tedavi tümörün yapısına göre planlanıyor
Meme kanseri tanısından sonra tedavi planı oluşturulurken tümörün biyolojik özellikleri ayrıntılı şekilde inceleniyor.
Biyopsi örneğinde östrojen ve progesteron reseptörleri, HER2 durumu ve Ki-67 indeksi değerlendirilerek tümörün özellikleri belirleniyor.
Hastalığın yalnızca memede mi bulunduğu, koltuk altı lenf bezlerine veya uzak organlara yayılıp yayılmadığı da araştırılıyor.
Yaş, genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıklar, aile öyküsü ve gerekli görülen durumlarda genetik test sonuçları da tedavi kararında dikkate alınıyor.
Tedavide hastanın durumuna göre cerrahi, kemoterapi, hormon tedavileri, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapi ve radyoterapi tek başına veya birlikte uygulanabiliyor.
Memenin tamamının alınması her hasta için gerekmiyor
Meme kanseri cerrahisinde her hastada mastektomi yapılması gerekmiyor.
Tümörün boyutu ve memeye oranı uygun olduğunda yalnızca kanserli dokunun ve çevresindeki güvenli cerrahi sınırın çıkarıldığı meme koruyucu cerrahi uygulanabiliyor.
Erken evre meme kanserlerinin önemli bir bölümünde meme koruyucu cerrahinin mümkün olduğu belirtiliyor.
Cerrahi yöntemin belirlenmesinde tümörün büyüklüğü, memede birden fazla odak bulunup bulunmadığı, lenf bezi durumu, ameliyat öncesi tedaviye verilen yanıt ve genetik riskler etkili oluyor.
Erken tanı yaşam kalitesini artırıyor
Meme kanserinde tanı ve tedavideki gelişmeler hastaların yaşam süresinin uzamasına ve yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlıyor.
Mamografi ve diğer görüntüleme yöntemleri sayesinde bazı tümörlerin henüz belirti vermeden tespit edilebildiği belirtilirken, hedefe yönelik tedaviler, hormon tedavileri ve uygun hastalarda immünoterapi seçenekleri de tedavi imkanlarını genişletiyor.
Uzmanlar, kadınların meme sağlıkları konusunda farkındalık sahibi olmalarını, daha önce olmayan bir değişiklik fark ettiklerinde sağlık kuruluşuna başvurmalarını ve yaşlarıyla kişisel risklerine uygun tarama programlarını takip etmelerini öneriyor.




