Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Bağımlılık tedavisinde “yeşil terapi” desteği: Doğayla temas nüks riskini azaltmaya katkı sağlayabilir

Bağımlılık tedavisinde ilaç, psikoterapi ve yapılandırılmış rehabilitasyon temel yaklaşım olmaya devam ederken, doğa temelli uygulamalar da tamamlayıcı bir destek olarak öne çıkıyor. Klinik Psikolog Gürler Güz, doğa yürüyüşleri, bahçecilik ve açık hava etkinliklerinin stresin azalmasına, kişinin kontrol duygusunu yeniden kazanmasına ve tedaviye bağlılığın güçlenmesine katkı sağlayabileceğini belirtti.

Bağımlılık tedavisinde ilaç, psikoterapi ve yapılandırılmış rehabilitasyon temel yaklaşım olmaya

Bağımlılıkla mücadelede son yıllarda “yeşil terapi” veya “ekoterapi” olarak adlandırılan doğa temelli uygulamalar daha fazla gündeme geliyor.

Klinik Psikolog Gürler Güz, bu yöntemlerin tek başına bir bağımlılık tedavisi olmadığını ancak ilaç destekli tedavi, bilişsel davranışçı terapi ve rehabilitasyon programlarının yanında tamamlayıcı şekilde kullanılabileceğini ifade etti.

Doğa temelli uygulamalar tedaviyi destekleyebilir

Bağımlılık tedavisinde temel yaklaşımların farmakoterapi, bilişsel davranışçı terapi ve yapılandırılmış rehabilitasyon olduğunu belirten Güz, doğa temelli uygulamaların özellikle tedaviye bağlılık ve nüks riskinin azaltılması açısından destekleyici bir rol üstlenebileceğini söyledi.

Doğa yürüyüşleri, bahçeyle uğraşmak, açık hava etkinlikleri ve parkta zaman geçirmek bu uygulamalara örnek gösteriliyor.

Bağımlılık beynin ödül sistemini etkiliyor

Güz, madde kullanımının veya davranışsal bağımlılıkların beynin ödül sistemini güçlü biçimde uyarabildiğini belirtti.

Zaman içinde kişinin günlük yaşamdan aldığı haz azalabiliyor. Psikolojide “anhedoni” olarak adlandırılan bu durumda sohbet etmek, yemek yemek veya bir başarıdan duyulan memnuniyet eskisi kadar güçlü hissedilmeyebiliyor.

Doğayla temasın ise kişinin günlük yaşamdan yeniden haz almasına ve daha sağlıklı aktiviteler geliştirmesine katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.

Stres azalınca nüks riski de düşebilir

Yoğun stresin bağımlılıkta yeniden kullanım açısından önemli tetikleyicilerden biri olduğuna dikkat çeken Güz, doğal ortamlarda geçirilen zamanın stres düzeyini azaltabileceğini söyledi.

Doğayla temasın bedeni sürekli alarm durumundan çıkararak gevşemeye yardımcı olabileceğini belirten Güz, bu etkinin dolaylı olarak nüks riskini azaltmaya katkı sunabileceğini kaydetti.

Ancak bu etkinin kişiden kişiye değişebileceği ve doğa aktivitelerinin tıbbi ya da psikolojik tedavinin yerine geçmemesi gerektiği vurgulanıyor.

“Bırakılanın yerine anlamlı bir şey koymak önemli”

Bağımlılık tedavisinde yalnızca kullanılan madde veya davranıştan uzaklaşmanın yeterli olmadığını belirten Güz, kişinin boşalan zamanı sağlıklı ve anlamlı etkinliklerle doldurmasının önemine dikkat çekti.

Bu yaklaşım psikolojide “davranışsal aktivasyon” olarak tanımlanıyor.

Doğa yürüyüşü yapmak, bahçeyle ilgilenmek veya açık havada düzenli faaliyetlere katılmak kişinin günlük yaşamında yeni bir rutin oluşturmasına yardımcı olabiliyor.

Öz-yeterlilik duygusu yeniden gelişebilir

Bağımlılık sürecinde kişinin hayatının kontrolünü kaybettiğini hissetmesi sık görülebiliyor.

Güz, kişinin doğada küçük ancak somut kararlar almasının “öz-yeterlilik” olarak tanımlanan kendi hayatını yönetebilme duygusunun yeniden gelişmesine katkı sağlayabileceğini belirtti.

Bir yürüyüş rotasını seçmek, bir bitkinin bakımını üstlenmek veya düzenli bir açık hava etkinliğine katılmak bu sürecin parçaları arasında gösteriliyor.

Doğa terapisi ve bahçecilik programları

Bazı ülkelerde doğa temelli rehabilitasyon modellerinin yapılandırılmış programlarla uygulandığını belirten Güz, “wilderness therapy” olarak bilinen programlarda özellikle ergen ve genç yetişkinlerin grup halinde doğa yürüyüşleri, kamp ve çeşitli beceri çalışmalarına katıldığını aktardı.

Bahçecilik temelli rehabilitasyon programlarında ise düzenli bir uğraşın sabır, dürtü kontrolü ve sonucu erteleyebilme becerilerini geliştirmesine odaklanılıyor.

Türkiye’de de bazı rehabilitasyon merkezleri ve belediyelerin doğa yürüyüşleri, ekolojik tarım atölyeleri ve açık hava programları düzenlediği belirtiliyor.

Doğa tedavinin yerini almıyor

Doğa temelli uygulamaların etkisinin üç ana başlıkta değerlendirilebileceğini belirten Güz, bunları bedensel, duygusal ve sosyal-anlamsal etkiler olarak sıraladı.

Doğada geçirilen zamanın gevşemeyi ve uyku düzenini destekleyebileceği, kaygı ve depresif belirtilerin azalmasına yardımcı olabileceği ve kişinin yalnızlık hissine karşı sosyal veya anlamlı bir bağ geliştirmesine katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.

Güz, doğanın bağımlılık tedavisinin yerine geçmediğinin altını çizerek, ilaç desteği, psikoterapi ve gerektiğinde yapılandırılmış rehabilitasyon süreçlerinin temel tedaviler olduğunu vurguladı.

Doğayla düzenli ve bilinçli temasın ise bu tedavilere eşlik eden tamamlayıcı bir destek olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.