Üç yıl… 6 Şubat 2023’ün ardından takvim, deprem bölgesinde iki ayrı zamanı aynı anda işletiyor: Biri, kaybın asla kapanmayan zamanı; diğeri, her gün yeniden kurulan hayatın zamanı. Bugün aynı sokakta hem anma sessizliği var hem şantiye gürültüsü; hem “kimimiz döndü” cümlesi var hem “kimimiz hâlâ bekliyor”. Bu yüzden üçüncü yılın fotoğrafı, tek bir duyguyla çekilemiyor: Acı, emek, dayanışma ve umut aynı karede duruyor.
6 Şubat 2023’te art arda gelen iki büyük deprem, yalnız binaları değil; kamu kapasitesini, kentleşme tercihlerini, sosyal dayanışma ağlarını ve “risk” algımızı da aynı anda çökerterek Türkiye’ye uzun soluklu bir yeniden yapılanma gündemi dayattı. Bugün, bir yanda anahtar teslim törenleri ve yükselen yeni mahalleler; diğer yanda konteyner yaşamının uzayan “ara dönemi”, adalet tartışmaları ve “bir sonraki deprem”e hazırlanma baskısı var. Bu dosya; sayıları, mekânı ve hafızayı aynı metinde birleştirerek, iyileşmenin nerede güçlendiğini, nerede kırılgan kaldığını ve hangi derslerin kalıcılaşması gerektiğini tartışıyor.
Yıkımın ölçüsü: Rakamların söyleyebildiği kadar
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 2026 tarihli raporu, depremlerin 120 bin kilometrekarelik bir alanda 14 milyondan fazla insanı etkilediğini; 53.697 can kaybı ve 107.213 yaralıyla Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük toplumsal kırılmalardan birine dönüştüğünü kayda geçiriyor.
Aynı rapora göre 30 Ocak 2026 itibarıyla hasar tespiti, yalnız konutları değil kamu binalarını, okulları, hastaneleri, tarihi-kültürel yapıları ve ticari işletmeleri de içine alan geniş bir yıkımı tarif ediyor: 39.555 bina tamamen yıkık; 21.177 bina acil yıkım gerektiriyor; 199.061 bina ağır hasarlı; 36.065 bina orta hasarlı.
Bu tablo, “deprem geçti” cümlesinin neden eksik kaldığını anlatıyor: Deprem, sarsıntı bittiğinde bitmiyor; şehirlerin dokusunda, kurumların kapasitesinde ve insanların hayat kurma ritminde sürüyor.
Seferberliğin dili: “Bir Avrupa ülkesi büyüklüğünde” şantiyeler
Yıkımın büyüklüğü kadar belirleyici olan şey, ardından kurulan organizasyonun ölçeği oldu. TOKİ’nin 24 Aralık 2025 tarihli bilgilendirmesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda 11 ilde 174 ayrı alanda 3.481 şantiyede yürütülen “asrın inşa seferberliği”ni tarif ediyor.
Aynı metin, Bakan Murat Kurum’un sahaya ilişkin hız vurgusunu da aktarıyor: İlk temellerin 15. günde, ilk teslimlerin 45. günde başladığı; etkilenen alanın “Avrupa ülkesi büyüklüğünde” bir coğrafya olduğu hatırlatılıyor.
Bu, yalnız teknik bir başarı cümlesi değil; aynı zamanda bir toplumsal psikoloji cümlesi: En büyük yıkımın ardından “hayat devam edecek” duygusunu, somut bir takvime bağlama çabası.
Bu çabanın arkasında elbette isimler var; ama asıl belirleyici olan, farklı kurumların tek hedef etrafında “aynı sahaya” inebilmesi. Murat Kurum’un bakan sıfatıyla yürüttüğü saha koordinasyonu, resmi bakanlık sayfasında da açık biçimde belirtiliyor.
İl bazında AFAD hak sahipliği (Ocak 2026)
| İl | Konut | İş yeri | Ahır | Toplam |
| Hatay | 132.293 | 15.540 | 730 | 148.563 |
| Kahramanmaraş | 59.126 | 6.951 | 2.185 | 68.262 |
| Malatya | 65.035 | 7.934 | 2.215 | 75.184 |
| Adıyaman | 29.880 | 2.893 | 2.843 | 35.616 |
| Gaziantep | 15.556 | 1.561 | 618 | 17.735 |
| Diyarbakır | 13.913 | 1.272 | 557 | 15.742 |
| Elazığ | 12.843 | 669 | 1.153 | 14.665 |
| Osmaniye | 10.417 | 1.283 | 55 | 11.755 |
| Şanlıurfa | 7.609 | 489 | 349 | 8.447 |
| Adana | 6.819 | 342 | 46 | 7.207 |
| Kilis | 1.611 | 41 | 170 | 1.822 |
| Bingöl | 1.740 | 13 | 693 | 2.446 |
| Tunceli | 1.071 | 2 | 348 | 1.421 |
| Kayseri | 738 | 79 | 82 | 899 |
| Niğde | 152 | 40 | 0 | 192 |
| Sivas | 164 | 11 | 5 | 180 |
| Mardin | 113 | 1 | 2 | 116 |
| Batman | 77 | 0 | 6 | 83 |
| Toplam | 359.157 | 39.121 | 12.057 | 410.335 |
“455 bin” ne demek: Bir rakamın içinde saklı üç ayrı hikâye
Üçüncü yılda kamuoyuna en çok yansıyan eşiklerden biri, üretim ölçeği oldu. TOKİ’nin açıklamasına göre deprem bölgesinde inşa edilen konut, köy evi ve iş yerlerinin toplamı 455.357 bağımsız bölüm seviyesine ulaşıyor; bunun 367.995’i konut, 65.672’si köy evi, 21.690’ı iş yeri olarak veriliyor.
Şehirler yeniden inşa ediliyor, sokaklar, caddeler, tarihi mekanlar, alt yapı, üst yapı yeniden inşa ediliyor.
Toplam harcama (şu ana kadar):
|
Konteynerde yaşayan kişi sayısı (son resmi tablo):
|
Toplam yapılan konut (ve bağımsız bölüm):
|
Bu sayı, bir yönüyle Türkiye’nin mobilizasyon kapasitesini gösteriyor: Aynı anda altyapı, çevre düzeni, sosyal donatı ve yeni yerleşim mantığıyla kurulan büyük bir üretim hattı.
Ama aynı rakamın içinde üç ayrı hikâye var ve bu hikâyeler birbirine karıştırıldığında toplumun duygusu da, beklentisi de yara alıyor:
- Üretim/tamamlanma (yapının bitmesi),
- Kura (hakla konutun eşleşmesi),
- Teslim ve fiilen yerleşme (hayatın gerçekten başlaması).
Bu nedenle üçüncü yılın fotoğrafı, “yapıldı” ile “yaşanıyor” arasındaki mesafeyi de göstermek zorunda.
Geçici hayatın uzayan gölgesi: Konteynerin üçüncü yılı
Devasa üretime rağmen, geçiş dönemi kapanmış değil. SBB raporu, 26 Ocak 2026 itibarıyla konteynerlerde 360.455 kişinin yaşadığını; bunun 223.072’sinin kent, 137.383’ünün kırsal konteynerlerde barındığını kaydediyor.
Bu rakam, “geçici barınma” başlığının üçüncü yılda artık sadece lojistik değil; eğitimden sağlığa, gelirden toplumsal bağlara uzanan bir yaşam rejimi meselesine dönüştüğünü gösteriyor.
Aynı rapor, kira desteğinin ölçeğini de görünür kılıyor: 30 Ocak 2026 itibarıyla 43,5 milyar TL kira desteği bilgisi yer alıyor.
Bu, bir yandan “kimseyi yalnız bırakmama” iradesinin mali karşılığı; diğer yandan da geçiş süresinin uzadıkça toplum üzerindeki ağırlığının arttığının işareti.
Hak sahipliği, kura, teslim: Bir evin üç ayrı tarihi
Deprem bölgesinde en çok tartışılan alanlardan biri, “hak” ile “teslim” arasındaki zaman. SBB raporuna göre bugüne kadar yapılan kura törenleri sonucunda 433.667 konut ve 21.690 iş yerinin kurası tamamlandı; teslim sürecinin sürdüğü belirtiliyor.
Aynı rapor, AFAD hak sahipliği toplamını da veriyor: 359.157 konut, 39.121 iş yeri, 12.057 ahır olmak üzere 410.335 hak sahibi kabul edilmiş durumda.
Bu iki veri birlikte okunduğunda şunu söylüyor: Üçüncü yılın sahası, yalnız “inşa sahası” değil; aynı zamanda mülkiyetin, adalet duygusunun ve geri dönüş kararının yönetildiği bir “sosyal koordinasyon” sahası.
Şehir yeniden kurulurken: Zemin, planlama ve “yanlışı tekrarlamama” omurgası
Üçüncü yılın en hayati başlığı, yalnızca konut üretimi değil; o konutun nerede ve hangi güvenlik mantığıyla üretildiği. SBB raporu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 201.513 hektarlık alanda 145 mikro-bölgeleme etüdünün onaylandığını; ayrıca 429.188 hektarlık alanda yerleşime uygunluk ön değerlendirmesi yapılarak afetlere dirençli alanların seçildiğini belirtiyor.
Bu, üçüncü yılın “umudunu” teknik bir standarda bağlayan kritik bir cümle: Yeniden kurma, yeniden yanlış yapmamakla kalıcılaşır.
Rapor ayrıca kentsel afet konutlarının ağırlıklı olarak TOKİ ve Emlak Konut GYO eliyle; kırsal konutların ise bakanlık marifetiyle yürütüldüğünü vurgulayarak kurumsal iş bölümünün çerçevesini çiziyor.
Dayanışmanın görünür yüzü: Konya’nın Hatay’da bıraktığı iz
Bu üç yılın hikâyesi yalnız merkezi kapasiteyle yazılmadı; yerel yönetimlerin ve vatandaş dayanışmasının da sahada “iz” bıraktığı bir dönem oldu. Konya Büyükşehir Belediyesi’nin Hatay’daki Habib-i Neccar Camii restorasyonu, bu izlerden biri.
Depremin ilk gününden itibaren, başta Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’la adeta Hatay’ın her alanda hamiliğine üstelenen Konya, Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde camide yürüttüğü restorasyon çalışmalarını tamamladı Anadolu’daki en eski cami olma özelliğini taşıyan Habib-i Neccar Camii ibadete açıldı. Konya Büyükşehir Belediyesinin bu adımı, depremde ortaya çıkan insanlığın merhamet, şefkat, samimiyet, içten kucaklama hislerinin de en belirgin bir şekilde temayüz etme örneği olarak tarihe geçti. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay süreçteki samimi tavrıyla insanların içini ısıttı. Bu tür restorasyonların “lüks” değil, aidiyet ve geri dönüş kararını etkileyen bir toplumsal iyileşme aracı olduğu gerçeğini atlamamak gerekiyor: İnsan, yalnız evine değil; şehrinin “anlamına” da döner ve Hatay bunu Konya’nın omuz vermesi ile kardeşliği ile başarmış oldu.
Konya Büyükşehir Belediyesi’nin açıklamasında Uğur İbrahim Altay, restorasyon sürecinde destek veren Konyalılara ve ilgili bakanlıklara teşekkür ederken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un adını da özellikle anıyor.
Aynı metinde restorasyonun “şehir hafızası” açısından ne demek olduğu, teknik ayrıntılarla somutlaşıyor: 10 bin adet beden taşının sınıflandırılıp yeniden değerlendirildiği; 181 parça mimari elemanın özgün konumlarına yeniden kazandırıldığı; minberde 400 parçanın tekrar kullanıldığı belirtiliyor.
Bu ayrıntılar, şunu hatırlatıyor: İnsanlar sadece evlerine dönmez; şehrin “anlamına” da döner. Bazen bir caminin taşına tek tek dokunan emek, bir mahalleye dönme cesaretini büyütür.
Üçüncü yılın fotoğrafı: Aynı karede acı da var, umut da
SBB raporu, 2023-2025 döneminde kayıpların telafisi ve afet risklerinin azaltılmasına yönelik kamu harcamasını 3,6 trilyon TL olarak veriyor; 2026 bütçesinde ise bu amaçlarla 653 milyar TL kaynak ayrıldığını belirtiyor.
Bu büyüklük, Türkiye’nin “yeniden kurma” iradesinin maddi karşılığı. Ancak üçüncü yılın en gerçekçi cümlesi, bu iradeyi romantize etmeden de kurabilmek: Büyük işler yapıldı; hâlâ bitmeyen işler var. Kayıp, telafi edilemez; ama hayat, kurumsal ciddiyetle ve toplumun dayanışma enerjisiyle yeniden ayağa kaldırılabilir.
Bugün deprem bölgesinin fotoğrafı budur:
- Bir yanda yasın ağırlığı (53.697 can kaybı).
- Bir yanda inşanın ölçeği (455.357 bağımsız bölüm hedefi ve üretimi).
- Bir yanda geçici hayatın uzaması (360.455 kişi konteynerde).
- Bir yanda şehir hafızasının yeniden ayağa kalkışı (Habib-i Neccar’ın taş taş ihyası).




