Çocukların sosyal medya ve çevrim içi oyunlarda yaptığı paylaşımlar, sanıldığından daha fazla kişisel bilgi barındırabiliyor. Tek bir fotoğraf, kısa bir video ya da oyun profili bile çocuğun adı, yaşı, okulu, arkadaş çevresi, yaşadığı mahalle veya katıldığı kurslar hakkında ipuçları verebiliyor.
Siber Güvenlik Uzmanı Dr. Ahmet Şenol, riskin yalnızca tek bir paylaşım üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, farklı içeriklerde yer alan ayrıntıların bir araya getirilmesiyle çocuğun günlük yaşamına ilişkin oldukça net bir tablo oluşturulabileceğini söyledi.
Farklı paylaşımlar bir araya geldiğinde günlük yaşam ortaya çıkıyor
Bir çocuğun okul üniformasıyla çekilmiş fotoğrafı, okul çıkışında yaptığı paylaşım ve arkadaşlarıyla gittiği kursa ilişkin bir gönderinin birlikte değerlendirilmesi halinde günlük rutinlerin kolaylıkla tahmin edilebileceğini belirten Şenol, bu nedenle çocukların paylaşımlarında daha dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.
Özellikle “Şu an okuldayım” ya da “Evdeyim” gibi anlık konum bilgisi veren ifadelerin, çocuğun bulunduğu yeri doğrudan açığa çıkarabileceğini ifade eden Şenol, sürekli yapılan konum paylaşımlarının da günlük alışkanlıkları görünür hale getirebildiğini kaydetti.
Hangi saatte okula gidildiği, ne zaman çıkıldığı veya hangi gün hangi kursa katılındığı gibi bilgiler farklı paylaşımlardan bir araya getirilebiliyor.
Konum etiketi kapalı olsa da fotoğraf ipucu verebilir
Fotoğraflarda konum etiketinin kapalı olmasının tek başına yeterli olmadığını belirten Şenol, “Bir fotoğrafta konum etiketinin bulunmaması, o fotoğrafın çekildiği yerin bulunamayacağı anlamına gelmez” dedi.
Fotoğrafın arka planında kalan okul logosu, sokak tabelası, apartman ismi, dükkân, otobüs durağı veya okul servisindeki yazıların önemli ipuçları taşıyabileceğini ifade eden Şenol, birkaç farklı paylaşımın birlikte değerlendirilmesiyle çocuğun okulu, kullandığı güzergâh ve yaşadığı semtin dahi tahmin edilebileceğini söyledi.
Yüz ve ses kayıtları da kötüye kullanılabilir
Çocukların herkese açık şekilde paylaştığı fotoğraf, video ve ses kayıtlarının başkaları tarafından kaydedilebileceğine dikkat çeken Şenol, bu içeriklerin sahte sosyal medya hesaplarında veya kimlik taklidinde kullanılabileceğini belirtti.
Yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte çocukların yüzü ve sesinin gerçeği yansıtmayan içeriklerde kullanılmasının da mümkün hale geldiğini ifade eden Şenol, bu tür içeriklerin dolandırıcılık, tehdit ve şantaj amacıyla kötüye kullanılabileceği uyarısında bulundu.
Çevrim içi oyunlarda yabancılarla kurulan iletişim konusunda da dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.
Ailelerin paylaşımları da risk oluşturabiliyor
Çocuğun dijital mahremiyetinin yalnızca kendi paylaşımlarına bağlı olmadığını belirten Şenol, aile bireylerinin yaptığı paylaşımların da önemli bilgiler açığa çıkarabileceğini söyledi.
Çocuğun ismi, doğum günü, okulu, spor kulübü, yaşadığı mahalle veya tatil yaptığı yer gibi bilgilerin aile hesapları üzerinden öğrenilebileceğini belirten Şenol, hesapların gizli olmasının önemli olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını ifade etti.
Paylaşımların ekran görüntüsü alınarak başka kişilere gönderilebileceğini hatırlatan Şenol, internetten bir içeriği silmenin o içeriğin daha önce kopyalanmadığı anlamına gelmediğini söyledi.
Uygulama izinleri düzenli olarak kontrol edilmeli
Çocukların sosyal medya ve oyun hesaplarının mümkün olduğunca gizli tutulması, paylaşımları kimlerin görebildiğinin kontrol edilmesi ve uygulama izinlerinin düzenli olarak gözden geçirilmesi öneriliyor.
Konum erişiminin zorunlu olmadıkça kapalı tutulması gerektiğini belirten Şenol, kamera ve mikrofon izinlerinin de uygulama bazında sınırlandırılmasını tavsiye etti.
Hesap güvenliğinde her platform için farklı ve güçlü şifrelerin tercih edilmesi, mümkün olan hesaplarda iki aşamalı doğrulamanın aktif hale getirilmesi de alınabilecek önlemler arasında yer alıyor.
Bir sorun yaşandığında ilk tepki suçlamak olmamalı
Çocuğun adresi ya da okulunun yanlışlıkla paylaşılması veya şüpheli bir kişinin iletişime geçmesi halinde ailelerin sakin hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Şenol, ilk yaklaşımın çocuğu suçlamak olmaması gerektiğini söyledi.
Şüpheli mesajların ekran görüntülerinin, kullanıcı adlarının ve paylaşımların kanıt olarak saklanması, ilgili hesabın platforma bildirilmesi ve engellenmesi gerektiğini belirten Şenol, fiziksel tehdit, takip, şantaj veya ciddi tehlike durumunda kolluk kuvvetlerine başvurulması gerektiğini ifade etti.
Şenol, dijital güvenliğin en önemli unsurlarından birinin aile içindeki güven ilişkisi olduğuna dikkat çekerek, “Çocuklar bir hata yaptıklarında bunu ailelerinden gizlemek zorunda hissetmemelidir. Çocuğun internette yaşadığı olumsuz bir durumu korkmadan ailesiyle paylaşabileceğini bilmesi, sahip olabileceği en önemli güvenlik önlemlerinden biridir” dedi.





