Manchester City’nin prime dönemlerini hatırlayın…
Pep Guardiola’nın takımı dar alanda öyle hızlı ve yakın pas yapardı ki rakibin adeta başı dönerdi. Futbolcular birbirinin nereye hareket edeceğini bilir, topu alan oyuncu hiçbir zaman yalnız kalmazdı. Bir anda tempo yükselir, iki-üç pasla rakip savunmanın içine girilirdi.
Bugünkü Konyaspor’a baktığımda ise bunun tam tersini görüyorum.
Takım ağır oynuyor, tempo yükselmiyor, futbolcular birbirinden kopuk. Topu alan oyuncunun yakınında pas seçeneği yok. Savunma ile orta saha arasında mesafe, orta saha ile hücum arasında başka bir mesafe oluşuyor. Sonuçta organize hücum yerine uzun top, ikinci top ve karambole dayalı bir oyun çıkıyor ortaya.
Ve artık mesele yalnızca kötü futbol da değil.
Dört maç, dört mağlubiyet, sıfır puan.
Son 10 sezonluk başlangıçlara bakıldığında Konyaspor’un böyle bir tablo yaşamadığı görülüyor. 2017-18 sezonunda dört haftada üç yenilgi vardı ama takımın 3 puanı bulunuyordu. Sonraki kötü başlangıçlarda da en azından puan alınmıştı. Dolayısıyla mevcut tablo, en azından son 10 yılın en kötü lig başlangıcı.
Burada bütün faturayı İlhan Palut’a kesmek doğru olmaz.
Ben İlhan Hoca’nın futbol bilgisini de iyi niyetini de önemsiyorum. Konyaspor’a daha önce oynattığı organize futbol ortada. Geçmişte yaptığı işler kendisine ciddi bir kredi kazandırıyor. Dört maçın ardından bir teknik direktörü bütün geçmişinden soyutlayıp başarısız ilan etmek kolaycılık olur.
Fakat futbolun gerçeği de şu:
Geçmiş size kredi kazandırır, bugünkü takım ise geleceğinizi belirler.
Ve bugünkü Konyaspor iyi görünmüyor.
Bence en acil problem, futbolcular arasındaki bağın kopmuş olması.
Bu takım yeniden birbirine yaklaşmak zorunda. Savunma ayrı, orta saha ayrı, hücum ayrı oynayamaz. Top Konyaspor’dayken saha küçülmeli; futbolcular birbirine destek vermeli.
Özellikle orta saha ciddi alarm veriyor.
Savunmadan topu alacak, oyunu yönlendirecek, tempoyu değiştirecek ve rakibin baskısını kıracak bir merkez organizasyonu göremiyoruz. Orta saha çalışmayınca savunma baskı altında kalıyor, hücum da beslenemiyor. Futbolda orta saha takımın beynidir; beyin çalışmıyorsa geri kalan bütün yapı aksar.
Savunmada da yalnızca Adil Demirbağ’ın mücadelesine yaslanılamaz.
Adil savaşır, sorumluluk alır, takımı ayakta tutmaya çalışır. Ama savunma bireysel gayretle değil, takım organizasyonuyla yapılır. Stoperlerin önündeki orta saha çalışacak, bekler doğru zamanda çıkacak, hücum oyuncuları top kaybından sonra ilk savunmayı başlatacak.
“Adil toparlar” diyerek sezon geçmez.
Gelelim teknik direktör meselesine.
Ben öncelikle İlhan Palut’un bu takımı toparlamasını isterim. Eğer yönetim onunla devam edecekse arkasında güçlü biçimde durmalı ve problemleri çözmesi için gereken desteği vermeli.
Ama bazen futbol kulüplerinde mesele iyi hoca-kötü hoca meselesi olmaktan çıkar. Takımın yeni bir sese, yeni bir düzene ihtiyacı olabilir.
Böyle bir noktaya gelinirse, bana göre ilk düşünülmesi gereken isim Aykut Kocaman olmalıdır.
Konya’yı biliyor, Konyaspor’u biliyor, kulübün reflekslerini ve taraftarın beklentisini biliyor. Üstelik kulüp tarihinin en önemli başarılarından birinde onun imzası var. Böylesine kritik bir süreçte macera aranacaksa ben buna karşıyım.
Yönetimin de bu süreci çok dikkatli yönetmesi gerekiyor.
Dört mağlubiyet teknik direktörü tartıştırır. Seri uzarsa tartışmanın yönü yönetime döner. Sonra tribün gerilir, sosyal medyada kamplar oluşur ve futbol problemi bir anda kulüp krizine dönüşür.
Konyaspor’un bugün buna ihtiyacı yok.
Tam tersine şehirde birlik ve beraberliğe ihtiyaç var. Siyasetçisi, belediye başkanı, iş insanı, taraftarı, eski yöneticisi ve mevcut yönetimi birbirinin karşısına geçmek yerine Konyaspor’un etrafında durmalı.
Eleştiri olacak, hatta sert eleştiri de olacak. Ama eleştiri ile kaos birbirinden ayrılmalı.
Önümüzdeki fikstür de beklemeye izin vermiyor.
Konyaspor’u sırasıyla Trabzonspor, Kasımpaşa, Başakşehir, Amed Sportif ve Gençlerbirliği maçları bekliyor. Bu beş karşılaşma sezonun yönünü belirleyebilir. Özellikle Trabzonspor karşısında alınacak bir galibiyet, yalnızca üç puan değil; özgüven, tribün desteği ve yeniden başlangıç anlamına gelir.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle takım birlikte koşmalı. Savunma öne çıkarken orta saha, orta saha çıkarken hücum ona yaklaşmalı. Konyaspor 50-60 metreye yayılmamalı.
İkinci olarak orta saha yeniden düzenlenmeli. Gerekirse sistem, gerekirse isimler değişmeli.
Üçüncü olarak futbolcular arasındaki bağ güçlendirilmeli. Çünkü bugün en belirgin problem yeteneksizlikten çok kopukluk gibi görünüyor.
Dördüncü olarak savunma organizasyonu yalnızca Adil’in mücadelesine bırakılmamalı.
Ve en önemlisi, dört mağlubiyetin oluşturduğu “yine mi kaybedeceğiz?” psikolojisi kırılmalı. Bunun yolu önce sahada güçlü, diri ve organize bir görüntü vermekten geçiyor.
Konya taraftarı şampiyonluk istemeden de takımına sahip çıkar.
Yeter ki sahada ne yaptığını bilen, rakibi rahatsız eden, birbirinin açığını kapatan, hızlı ve mücadeleci bir Konyaspor görsün.
Bugün maalesef bunu göremiyoruz.
Ama sezon henüz bitmiş değil.
İlhan Palut bunu çevirebilecek bilgiye sahip. Fakat Konyaspor’un da sınırsız zamanı yok.
Şimdi gereken şey panik değil, hız.
Kavga değil, doğru karar.
İlhan Palut’la devam edilecekse sorunlara hemen müdahale edilmeli. Eğer yol ayrımına gelinirse Aykut Kocaman seçeneği masaya konulmalı.
Her durumda şehir birbirine düşmemeli.
Çünkü Konyaspor’un şu anda en büyük ihtiyacı yalnızca bir galibiyet değil; yeniden takım olmak ve Konya’yı yeniden aynı hedef etrafında birleştirmek.
Gidiş iyi değil.
Ama hâlâ değiştirilebilir.
Yeter ki sorun büyümeden görülüp doğru kararlar alınsın.



