Tutturmuşlar bir şey: Tepki göstermeyecekmişiz.
Montella’ya tepki göstermeyecekmişiz, futbolcuları ıslıklamayacakmışız, federasyonu eleştirmeyecekmişiz. A Milli Takım sahada ne yaparsa yapsın, taraftar başını öne eğip sessizce evine dönecekmiş.
Bunu kabul etmek mümkün değil.
A Milli Takım; teknik direktörün, federasyon yönetiminin ya da formayı giyen futbolcuların özel alanı değildir. Bu takım milletindir. İnsanlar formasını giyiyor, bayrağını alıyor, şehir şehir dolaşıyor, tribünü dolduruyor. İyi günde coşkuyla destek verdiği takım kötü oynadığında da eleştirisini dile getiriyor.
Bu, düşmanlık değil; sahip çıkmaktır.
“Hiçbir A Milli futbolcusu ıslığı hak etmez” deniliyor. Elbette kimse oyuncuya hakaret edilmesini savunmuyor. Ama tepkiyi bütünüyle yanlış, taraftarı da suçlu ilan etmek kolaycılık olur. Çünkü tribündeki öfkenin sebebi A Milli Takım’ın kaybetmesini istemek değil; Ay-Yıldızlı formanın sahada daha iyisini hak ettiğine inanmaktır.
Daha birkaç ay önce Dünya Kupası’nda ABD’de yaşanan hayal kırıklığı hâlâ tazeliğini koruyor. Avustralya ve Paraguay karşısında alınan sonuçlarla erken dağılan umutlar, son maçtaki galibiyete rağmen geri gelmedi. Türkiye, büyük beklentilerle gittiği turnuvada aradığını bulamadı. Daha önemlisi, o başarısızlıktan sonra güçlü bir özeleştiri ve esaslı bir değişim iradesi göremedik.
ABD’de rezil olundu, ders alınmadı.
Ardından Fransa karşısında mağlubiyet geldi. Yine kötü oyun, yine aynı sorgulamalar, yine “çalışacağız” cümleleri… Sonra Bursa’da İtalya karşısına çıktık. Daha 27 dakika dolmadan skor 3-0 oldu. İkinci yarıda Barış Alper Yılmaz’ın golü bir anlık umut yarattı ama üç dakika sonra gelen dördüncü gol, tablonun ne kadar ağır olduğunu yeniden gösterdi.
Türkiye 1, İtalya 4.
Yine bu millet değil başkaları sevindi. Başkalarını sevindiren ve bu milleti, bu toprakların çocuklarını üzenlerin sorumluluğu var herkes bunu böyle bilmeli.
Mesele yalnızca İtalya’ya kaybetmek değil. İtalya’ya da Fransa’ya da yenilebilirsiniz; futbolun içinde bunlar var. Mesele, ağır yenilgilerin ardından aynı sorunları konuşuyor olmamız. Mesele, her seferinde “önümüzdeki maçlara bakacağız” diyerek asıl sorunun üzerini örtmemiz.
Türkiye’nin futbol problemi yalnızca Vincenzo Montella değildir. Bunu doğru tespit etmek gerekiyor. Altyapıdan oyuncu yetiştirme düzenine, antrenör eğitiminden kulüplerin genç futbolcu politikalarına kadar yıllardır biriken yapısal sorunlarımız var. Yetenekli çocukları keşfedip doğru eğitimle üst seviyeye taşıyacak sistemi kuramazsanız, A Milli Takım’ın başına hangi teknik adamı getirirseniz getirin bir noktada aynı duvara çarparsınız.
Kulüpler günü kurtarmaya çalışıyor. Yabancı transferiyle kısa vadeli çözüm aranıyor. Genç oyuncu gelişimi çoğu zaman ikinci plana itiliyor. Federasyonun da bu tabloyu değiştirecek, yıllara yayılan net bir futbol vizyonu ortaya koyması gerekiyor.
Ancak sistem sorunu var diye Montella’nın sorumluluğunu ortadan kaldıramayız.
Kadroyu seçen, ilk 11’i belirleyen, maça hazırlayan, değişiklikleri yapan teknik direktördür. Bursa’da takımın daha yarım saat dolmadan üç farklı geriye düşmesinin elbette teknik sorumluluğu vardır. Dünya Kupası’ndaki başarısızlık, Fransa yenilgisi ve İtalya karşısındaki ağır tablo yan yana geldiğinde bu sorumluluk daha da büyür.
Bir teknik direktör basın toplantısında ne kadar güçlü konuşursa konuşsun, asıl değerlendirme sahada yapılır. Takımın oyunu, mücadelesi, gelişimi ve sonuçları belirleyicidir. “Yapacak işlerimiz var” sözü, sahada karşılığı olduğunda anlam taşır. Aksi halde her yenilgiden sonra tekrarlanan bir savunmaya dönüşür.
Montella için de artık ciddi bir muhasebe zamanı gelmiştir. Bu görev Türkiye’de teknik direktörlük yapmaktan öte bir anlam taşıyor. Bu ülkenin bayrağını, insanlarının beklentisini ve futbol sevgisini temsil ediyorsunuz. Bazen onurlu olan, koltuğa daha sıkı tutunmak değil; tabloyu doğru okuyup gereğini yapabilmektir.
Federasyonun da tribüne kızmak yerine tribünün neden kızdığını anlaması gerekiyor. Taraftarın tepkisini konuşmak yerine, o tepkiyi doğuran futbolu ve yönetimi konuşmalıyız. ABD’de neyin yanlış yapıldığını, Fransa’dan sonra neyin değiştirildiğini, İtalya yenilgisinin ardından ne yapılacağını açıkça ortaya koymalıyız.
Çünkü bu mesele bir maç meselesi değil.
Bu mesele, tekrar eden başarısızlıklar karşısında hesap verme meselesidir.
Millet susmak zorunda değil. Eleştiriyi düşmanlık gibi görmekten vazgeçin. Taraftara parmak sallamak yerine dönüp aynaya bakın. Ay-Yıldızlı formanın ağırlığını taşıyamayanlar da, o formanın sorumluluğunu yönetemeyenler de gereğini yapmalıdır.
Bu millet daha iyisini hak ediyor.





YORUMLAR