Hayatımızda aslında iki sihirli cümle var. Doğru zamanda ve doğru yerde kullanabilirsek, hayatımıza bambaşka bir anlam katabilirler. Ama nedense birçok insana bu iki cümleyi telaffuz etmek çok zor gelir. Oysa bu iki cümle, hem şükrü hem de affı içinde barındırır. Hele bir de çıkar gözetmeden, samimiyetle ve içtenlikle dile gelirse, işte o zaman bakın sihrine…
Doğadaki her canlı, her varlık bu iki cümlenin ne anlama geldiğini hisseder. Onları ne kadar çok kullanırsak, o kadar kadimleşir ve hayatımızın bir parçası hâline gelirler. İnanın, yaratılış itibarıyla bu cümlelerin sihri özümüze işlenmiştir. Biz sadece bunun farkına varmayı çoğu zaman ihmal ederiz.
Egomuz ve benliğimiz yüzünden çok basitmiş gibi görünen bu iki cümleyi söylemek, aslında o kadar da kolay değildir. Çünkü arka planda birçok olayla yüzleşmek, pek çok duyguyu sindirmek gerekir. Bazen yenilmeyi kabul etmek, bazen de minnettarlığı en derinlerde hissetmek gerekir.
Peki, nedir bu kadar sihirli olan, bir bakıma “big bang” etkisi gösteren bu iki cümle?
TEŞEKKÜR EDERİM ve ÖZÜR DİLERİM.
“Bu muymuş hayat kurtaran ya da hayat batıran, bu kadar önemli anlamı olan cümleler?” demeden geçemeyeceğinizi biliyorum. İşte tam da bu yüzden, bu cümlelerin telaffuz edilmeden önceki arka planına bakmak gerekiyor.
Teşekkür etmek
Minnettarlık, hoşnut olmak, zor bir durumdan kurtulmak, sevinmek, sayılmak, başarı, takdir edilmek, önemsenmek, ciddiye alınmak, görülmek, duyulmak, değer görmek, var olmak, var olanı görmek, ödül, imkân…
Saymakla bitiremeyeceğimiz daha nice güzellik ve lehimize olan durum için “Teşekkür ederim.” deriz.
Özür dilemek
Vurmak, kırmak, haksızlık yapmak, yalan söylemek, çalmak, yıkmak, saygısızlık etmek, hak yemek, aşağılamak, küçümsemek, yok etmek, görmemek, dinlememek, zarar vermek…
Kısacası, kötü olan ve aleyhimize yapılan ya da bizim aleyhimize sebep olduğumuz her şey için “Özür dilerim.” deriz.
Hayatım boyunca bu iki cümle benim için çok önemli olmuştur. Sık sık bu cümleleri kullandığımın farkına vardım. Çok da kolay olmadı aslında. Neden derseniz, egomla bayağı bir savaş hâlinde kaldım. Ama başarmaya çalıştım. Hâlâ ara sıra olmuyor değil; insanız işte…
Bir de bu iki cümlede şöyle bir fark gördüm kendimce:
Teşekkür etmek bana şükür enerjisini çağrıştırırken, özür dilemek tövbe etme enerjisini çalıştırıyor gibi oldu.
Geceleri el ayak çekilince önce Rabbime, sonra kendi varlığıma teşekkür ederim.
Yediğim yemeğe, aldığım nefese, sağlıklı oluşuma, aileme, sevdiklerimin varlığına, doğaya, Dünya Ana’ya, evdeki kedime, üstümü örten battaniyeye, marketteki kasiyere, bahçedeki bahçıvana, cep telefonuma, çamaşır makineme, güzel nasihatler veren yan komşuma, aklımın yerinde oluşuna, dolapta yiyeceğimin bulunmasına, iyiliğe hizmet eden her şeye…
Sayamadığım, şu an dile dökemediğim milyonlarca şeye teşekkür ederim.
Beni dileyen, var eden, yaşatan Rabbime şükrederim. Teşekkür etme bilincinde olduğum için tekrar tekrar kendime teşekkür ederim.
Sonra sıra özür dilemeye gelir.
Önce Rabbimden hatalarım için özür dilerim, af isterim, tövbe ederim.
Sonra kendimden özür dilerim.
Farkına vararak veya varmayarak kırdığım ailemden, sevdiklerimden; sertçe ittiğim sandalyeden, çarptığım dolap kapağından; doğadan, Dünya Ana’dan; trafikte ezilen kediden, yanan ormanlardan, kirlettiğimiz denizlerden; aşağıladığımız insanlardan, ağlattığımız çocuklardan, saygısızca davrandığımız büyüklerden…
Acıyı dindirmemekten, açlığı doyurmamaktan, yoksulu anlamaya çalışmamaktan; birileri ekmek bulamazken ekmeği çöpe atan biri olmaktan, empati yeteneğimizi kaybetmekten…
Kısacası, kötü olduğumuz ve kötülüğe hizmet ettiğimiz tüm hâllerimizden dolayı önce Rabbimden, sonra Dünya Ana’dan, sonra insanlardan, hayvanlardan, eşyalardan ve bitkilerden özür dilemek gelir içimden.
Herkes adına…
İşte bu da tövbe enerjisini çalıştırıyor.
Teşekkürde şükür, özürde tövbe enerjisini yakalamak…
İki kısa cümle ama arkasında koca bir dünya saklı.
Var mıyız bu iki sihirli cümleyi kullanmaya?
TEŞEKKÜR EDERİM.
ÖZÜR DİLERİM.




YORUMLAR