Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Tuna Karahan
Tuna Karahan

Aziz Başkan kızacak ama bu Fenerbahçe böyle şampiyon olamaz

Aziz Başkan belki bu yazıya da kızacak. İsmail Kartal’a yönelik eleştirilerden rahatsız olacak, “Takımın üzerinden elinizi çekin” diyecek, gazetecilerin Fenerbahçe’ye zarar verdiğini düşünecek.

Ama kusura bakmasın.

Bizim işimiz Fenerbahçe harika oynamıyorken “harika oynuyor” demek değil.

Çünkü sahadaki gerçek, gazetecinin yazdığı cümleden daha güçlüdür.

Fenerbahçe bugün Gaziantep deplasmanından 0-0’lık beraberlikle döndü. Beşiktaş mağlubiyetinin ardından ligde ikinci maçını da kazanamadı ve beş hafta sonunda 7 puanda kaldı. Üstelik Gaziantep karşısındaki problem yalnızca iki puanın bırakılması değildi. Problem, Fenerbahçe’nin hâlâ nasıl hücum edeceğinin, sıkışan maçı nasıl açacağının ve rakibin savunmasını hangi mekanizmayla bozacağının belli olmamasıydı.

Kerem’in direkten dönen topu var.

Greenwood’un 87. dakikada serbest vuruştan üst direğe takılan şutu var.

Guendouzi’nin kaçırdığı çok net pozisyon var.

Bunların hepsi doğru.

Futbolda şans faktörü vardır. Ama Fenerbahçe’nin bugünkü problemlerinin tamamını iki direğe bağlarsak asıl meseleyi kaçırırız.

Çünkü oyun Gaziantep’in istediği yere çok uzun süre gitti.

FENERBAHÇE NEDEN BU KADAR YAVAŞ?

Benim İsmail Kartal’ın Fenerbahçe’sinde anlamakta en fazla zorlandığım konuların başında tempo geliyor.

Bu kadro neden hızlı oynayamıyor?

Top Fenerbahçe’ye geçtiğinde rakibin savunma düzeni kurulmadan neden hücum edilemiyor?

Neden top sürekli kontrol ediliyor, yan pas yapılıyor, yeniden geriye dönülüyor ve rakibe yerleşmesi için zaman tanınıyor?

Fenerbahçe’nin kadrosuna bakıyorsunuz; Kante var, Guendouzi var, Greenwood var, Kerem Aktürkoğlu var, Lukaku var, Archie Brown var…

Böyle bir kadronun topu çok daha hızlı dolaştırması gerekir.

Ama Fenerbahçe topa sahip olduğunda çoğu zaman topu yönetiyor, maçı yönetemiyor.

İkisi aynı şey değil.

Yüzde 60-65 topa sahip olmak sizi otomatik olarak dominant takım yapmaz. Rakibin savunma bloklarını hareket ettiremiyorsanız, çizgiler arasında boşluk yaratamıyorsanız, üçüncü bölgede pas hızınız düşüyorsa o top hakimiyeti yalnızca istatistiktir.

Bir başka problem duran toplar.

Fenerbahçe gibi fizik gücü yüksek, Skriniar, Ake, Lukaku gibi oyunculara sahip bir takımın duran topları ciddi bir hücum silahına dönüştürmesi gerekir.

Ama olmuyor.

Şampiyonluk isteyen takım bazen kötü oynadığı maçı kornerden, serbest vuruştan, çalışılmış bir organizasyondan kazanır.

Avrupa’da da böyledir.

Çünkü büyük takımın farkı yalnızca iyi oynadığı gün kazanması değildir; oyunun kilitlendiği gün elindeki alternatif silahlarla sonucu değiştirebilmesidir.

Fenerbahçe’nin böyle bir repertuvarı görünmüyor.

İRFAN CAN MESELESİNDE ARTIK DUYGUSALLIĞI BIRAKMAK GEREKİYOR

İrfan Can Kahveci iyi bir futbolcudur.

Bunun tartışmasını yapmıyorum.

Ama başka bir şey söylüyorum:

Bugünkü Fenerbahçe’nin hedeflediği seviye için yeterli midir?

Bence değil.

İrfan Can’ın Konyaspor’da, Gaziantep’te veya Süper Lig’de birçok takımda doğrudan ilk 11 oyuncusu olabileceğine kuşkum yok.

Ama Fenerbahçe’nin hedefi Türkiye’de şampiyonluk ve Avrupa’da üst düzey başarıysa kıstasın da ona göre konulması gerekir.

Bugün Gaziantep karşısında Fenerbahçe maçı çözemediğinde oyuna giren “kurtarıcı” isimlerden biri İrfan Can’dı.

Asıl soru burada.

Gaziantep aynı futbolcuyu kulübesinden oyuna sürse Gaziantepli taraftar “Bu oyuncu bize ne katacak?” diye tartışabilir.

Fenerbahçe ise onu maç kurtarması beklenen oyuncu olarak sahaya gönderiyor.

Aradaki zihniyet problemini görmek gerekiyor.

Aziz Yıldırım yıllar önce İrfan Can’ın Fenerbahçe’ye transferi konusunda zaten çok sert konuşmuştu. O günkü eleştirisi özellikle bonservis maliyetine yönelik olmuş, Galatasaray ve Marsilya’nın daha düşük rakamlar önerdiğini savunarak Fenerbahçe’nin yaklaşık 11 milyon avroluk maliyetini eleştirmişti.

Bugün Aziz Başkan’a şunu söyleyelim:

O gün transferin maliyetini sorgulamakta haklı olabilirsiniz.

Ama bugün İsmail Kartal’ın İrfan Can ısrarını da sorgulamak gerekiyor.

Altyapıda bir genç varsa ve size aynı pas kalitesini, aynı mücadeleyi verebilecekse o çocuğu neden hazırlamıyorsunuz?

Fenerbahçe yalnızca transfer yaparak büyüyemez.

Oyuncu da üretmek zorunda.

TALISCA GÖNDERİLİR AMA YERİNE KİM GELDİ?

Beni kadro planlamasında şaşırtan konulardan biri de Talisca.

Fenerbahçe, Talisca ile 3 Eylül’de karşılıklı anlaşarak yollarını ayırdı.

Olabilir.

Her futbolcu gönderilebilir.

Ama mesele şudur:

Yerine ne koydunuz?

Talisca gibi ceza sahası çevresinden şut tehdidi olan, duran topta fark yaratabilen, sıkışmış maçı bireysel kaliteyle çözebilen bir oyuncuyu gönderiyorsanız yerine Rashford, Leao veya benzeri profilde elit bir hücum silahı koyarsınız.

O zaman kimse tartışmaz.

Ama siz Talisca’yı gönderip sıkışan maçta çözüm üretmek için Bartuğ Elmaz veya Semedo hamlesine dönüyorsanız planlamada soru işareti vardır.

Semedo kötü futbolcu olduğu için söylemiyorum.

Mesele pozisyon.

Mert Müldür’ün yapamadığı hangi hücum fonksiyonunu Semedo yapacak?

O gün maçı çözmek için Talisca profiline mi ihtiyacınız vardır, sağ bek rotasyonuna mı?

Kadro mühendisliği tam olarak budur.

Oyuncuların tek tek kaliteli olması yetmez.

Parçaların birbirini tamamlaması gerekir.

Dick Advocaat yıllar önce Fenerbahçe’den ayrılırken aslında bugün de geçerliliğini koruyan çok önemli bir şey söylemişti:

Fenerbahçe gibi büyük bir kulübün bazı oyuncularına “Yeterince iyi değilsin” diyebilmesi gerektiğini söylemişti. Ayrıca takımda çok fazla “belki” bulunduğunu vurgulamıştı.

Aradan yıllar geçti.

Ama soru hâlâ aynı:

Fenerbahçe bunu diyebiliyor mu?

LUKAKU TRANSFERİ İSİM OLARAK BÜYÜK, PLAN OLARAK DOĞRU MU?

Romelu Lukaku elbette dünya çapında kariyeri olan büyük bir santrfor.

Bunu tartışmaya gerek yok.

Ama futbolcu transferinde yalnızca CV satın almazsınız.

Bugünkü fiziksel durumunu, takımınıza uyumunu, oyun sisteminizi ve sezon planlamanızı satın alırsınız.

Fenerbahçe Lukaku’yu 1+1 yıllık sözleşmeyle kadrosuna kattı. Gaziantep karşılaşması ise onun ilk kez ilk 11 başladığı maç oldu; bundan önce lig ve Avrupa’da toplam altı karşılaşmaya sonradan dahil olmuştu.

Şimdi soralım:

“Çocuklar ağlıyor, onlar için geliyoruz” diyerek büyük hedeflerle yola çıkan bir yönetim, sezona neden fiziksel olarak henüz tam hazır olmayan 33 yaşındaki bir santrfor üzerinden plan yapar?

Lukaku çok iyi olabilir.

Hatta birkaç hafta sonra goller de atabilir.

Ben kişiyi değil, planlamayı sorguluyorum.

Şampiyonlar Ligi oynayan, ligde yıllardır şampiyonluk bekleyen bir kulüp sezon başında santrforunun hazır olmasını ister.

Eylül ortasında hazır hale gelmesini değil.

SAVUNMA KALİTESİ BUGÜN FENERBAHÇE’Yİ AYAKTA TUTUYOR

Bir hakkı da teslim etmek lazım.

Nathan Ake, Archie Brown, Ederson ve savunma hattındaki kalite olmasa bugün Gaziantep çok daha farklı şeyler konuşabilirdi.

Gaziantep özellikle ilk yarıda Fenerbahçe savunmasının arkasına gitmeye çalıştı. Sorescu üzerinden pozisyonlar buldu, geçişlerde tehdit oluşturdu.

Fenerbahçe’nin bireysel savunma kalitesi birçok problemi örttü.

Ama Avrupa’da her rakibe karşı bunu yapamazsınız.

Çünkü Şampiyonlar Ligi seviyesinde bir takım Gaziantep’in bulduğu boşlukları bulursa cezayı keser.

Roma maçının ardından yaşananlar da zaten Fenerbahçe’de bir şeylerin yolunda olmadığını göstermişti. İsmail Kartal istifa etti, ardından yönetimle yapılan görüşmeler sonrasında görevine devam etti.

Bu kadar erken dönemde teknik direktör ile yönetim arasında böyle bir kriz yaşanıyorsa sadece gazetecilere bakarak problemi çözemezsiniz.

AZİZ BAŞKANIM, GAZETECİLERLE UĞRAŞMAYIN

Burada Aziz Başkan’a ayrıca söylemek istediğim bir şey var.

Yıllarca kurumsal iletişim süreçlerinin içerisinde bulunmuş bir insan olarak çok iyi biliyorum:

Bir kurum hakkında içeriden bilgi çıkıyorsa bunun kaynağı çoğu zaman o kurumun dışı değil, içidir.

Gazeteci sabah uyanıp Fenerbahçe’nin soyunma odasında ne konuşulduğunu rüyasında görmüyor.

Birileri anlatıyor.

Birileri sızdırıyor.

Birileri kendi pozisyonunu güçlendirmek için basını kullanıyor.

Siz içeride birlik sağlayamıyorsanız, iletişim mekanizmanızı yönetemiyorsanız, kulübün farklı kanallarından farklı bilgiler çıkıyorsa bunun sorumlusu gazeteci değildir.

Gazeteci haberini yazar.

Bugün sosyal medyaya bakmayarak sosyal medyanın olmadığı bir dünya yaratamazsınız.

Telefonunuzu kapatınca gündem ortadan kalkmıyor.

2026 yılında büyük bir spor kulübünü 2006’nın iletişim anlayışıyla yönetemezsiniz.

BU FENERBAHÇE ŞAMPİYON OLUR MU?

Bugünkü görüntüsüyle?

Ben söyleyeyim:

Olmaz.

Avrupa’da başarılı olur mu?

Bu futbol hızıyla, bu duran top verimsizliğiyle, bu hücum organizasyonuyla ve sıkışan maçlarda çözüm üretemeyen yapıyla orada da işi çok zor.

İsmail Kartal kötü insan değildir.

Fenerbahçe’yi seven bir teknik adam olduğundan da kuşkum yok.

Ama teknik direktörlük sevgiden ibaret değildir.

Sistem kuracaksınız.

Oyuncuyu geliştireceksiniz.

Alternatif oyun üreteceksiniz.

Maç içerisinde çözüm bulacaksınız.

Rakibin hamlesine karşı hamle yapacaksınız.

Ve yıldızlardan oluşan kadroyu bir takıma dönüştüreceksiniz.

Beşiktaş’a yenilen Fenerbahçe’yi gazeteciler yenmedi.

Gaziantep karşısında 90 dakika gol atamayan Fenerbahçe’nin şutlarını gazeteciler dışarı vurmadı.

Duran topları gazeteciler kullanmadı.

Takımı gazeteciler yavaş oynatmıyor.

Dolayısıyla başarısızlığın nedenini basında aramak en kolay yöntemdir ama en yanlış teşhistir.

Aziz Başkan kızacak ama söylemek zorundayız:

Bu İsmail Kartal’la Fenerbahçe’nin ulaşabileceği bir tavan var.

Ve görünen o ki o tavan, Fenerbahçe’nin hedeflediği yerden daha aşağıda.

Gerçekten şampiyonluk ve Avrupa başarısı isteniyorsa önce bunu kabul etmek gerekiyor.

Çünkü problemi kabul etmeden çözümü bulamazsınız.

Gazetecileri susturabilirsiniz.

Sosyal medyaya bakmayabilirsiniz.

Eleştirenlere kızabilirsiniz.

Ama skor tabelasını susturamazsınız.

O tabela bugün Gaziantep’te 0-0 yazdı.

Ve bazen doksan dakikalık bir tabela, binlerce kelimeden daha fazla şey anlatır.