Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeni yasama döneminin ilk grup toplantılarından birini Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli yaptı. Konuşmanın tamamını dikkatle dinledim; ardından metni baştan sona bir kez daha okudum. Çünkü bazı siyasi konuşmalar günlük gündemin gürültüsü içerisinde birkaç başlıkla tüketilir, bazıları ise söylendiği günün çok ötesine geçerek geleceğin siyasi mimarisine dair işaretler taşır. Bana göre Sayın Bahçeli’nin bu konuşması ikinci gruba giriyor.
Nitekim konuşmanın bazı cümleleri haber oldu, Erdoğan’ın yeniden adaylığı tartışıldı, “Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP” sözü manşetlere çıktı; fakat bütün bunların birbirine nasıl bağlandığı yeterince konuşulmadı. Oysa Sayın Bahçeli yalnızca önümüzdeki seçimlere ilişkin bir temenni açıklamıyor. “Yağmur Stratejisi” adını verdiği bir siyasi çerçeve kuruyor, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir dönem daha görev yapmasını savunuyor, bunun anayasal yolunun TBMM’nin seçimleri yenileme kararı olduğunu söylüyor, seçimin yine 2028 yılı içerisinde yapılmasını istiyor ve bütün bunları şu formülle tamamlıyor:
“Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP; Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı.”
Bu cümleyi tek başına güçlü bir siyasi slogan olarak okumak mümkün. Fakat konuşmanın bütünü içerisinde değerlendirdiğinizde karşınıza sloganın çok ötesine geçen bir tablo çıkıyor. Burada yalnızca Erdoğan’ın yeniden adaylığını değil, 2028 seçimlerinden sonra Cumhur İttifakı içerisindeki güç dağılımını, yürütme-yasama ilişkisini ve daha önemlisi MHP’nin kendisine biçtiği yeni siyasi rolü görmek gerekiyor.
YAĞMUR STRATEJİSİ ASLINDA NE SÖYLÜYOR?
Sayın Bahçeli’nin kullandığı “Yağmur Stratejisi” kavramı ilk bakışta şiirsel bir siyasi metafor gibi görünebilir. Yağmur; bereketi, arınmayı, üretimi, yenilenmeyi ve refahı çağrıştırır. Fakat bana göre bu metaforun siyasi anlamını belirleyen asıl cümle, yağmurun kendisinden çok “sele dönüşmemesi” uyarısıdır.
Çünkü Bahçeli bir taraftan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin güçlü yürütme kapasitesinin korunmasını savunurken, diğer taraftan güçlü yürütmenin karşısında etkisizleşmiş bir yasama organı istemediğini açık biçimde ortaya koyuyor. Onun tarif ettiği modelde devlet hızlı karar alacak, yürütme istikrarlı olacak ve yönetimde süreklilik korunacak; ancak TBMM de yasa yapma, denetleme ve siyasi yön belirleme kabiliyetini kaybetmeyecek.
Başka bir ifadeyle, siyasi yağmur ülkeyi besleyecek fakat sel olup kurumsal dengeyi sürüklemeyecek.
İşte tam bu noktada MHP devreye giriyor.
Bahçeli, yalnızca “Meclis güçlü olsun” demiyor; güçlü yasamanın içerisinde güçlü bir MHP kurumsallığı istiyor. MHP’nin milletvekili sayısını artırmasını, TBMM’nin yönetim organlarında daha fazla görev almasını, yasama süreçlerinde daha etkili hale gelmesini, politika yapımında ağırlığını artırmasını ve nihayetinde Türkiye’nin birinci partisi olmasını hedef olarak önüne koyuyor.
Dolayısıyla “Yasamada MHP” ifadesi tesadüfen seçilmiş bir slogan değildir. MHP’nin 2028’e giderken siyasi büyüme alanının neresi olacağını tarif etmektedir.
Konuşmanın bütününden çıkan siyasi mimariyi şöyle özetlemek mümkün:
| Alan | Bahçeli’nin ortaya koyduğu hedef |
|---|---|
| Cumhurbaşkanlığı | Recep Tayyip Erdoğan’ın bir dönem daha görev yapması |
| Yürütme | Erdoğan liderliğinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devamı |
| TBMM çoğunluğu | Cumhur İttifakı’nın çoğunluğu koruması |
| MHP’nin konumu | Milletvekili sayısını artırmış, yasamada çok daha güçlü ve belirleyici bir MHP |
| Siyasi hedef | MHP’nin Türkiye’nin birinci partisi haline gelmesi |
| Sistem anlayışı | Güçlü yürütme ile güçlü ve denetleyici yasamanın birlikte işlemesi |
| Uzun vadeli çerçeve | Cumhur İttifakı içerisinde yeni bir güç ve rol dağılımı |
Bence Sayın Bahçeli’nin konuşmasını anlamak için mesele tam olarak buradan okunmalı.
PEKİ ERDOĞAN’IN YENİDEN ADAYLIĞI HUKUKEN MÜMKÜN MÜ?
Konuşmanın en çok tartışılacak bölümlerinden biri doğal olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığıdır. Burada önce siyasi yorumları bir tarafa bırakarak hukuki zemini doğru koymak gerekiyor.
Anayasa’nın 101’inci maddesinde bir kimsenin en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebileceği düzenleniyor. Fakat Anayasa’nın 116’ncı maddesinde bunun açık bir istisnası bulunuyor: Cumhurbaşkanının ikinci döneminde TBMM tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabiliyor.
Dolayısıyla Sayın Bahçeli’nin söylediği şey hukuken karşılığı olmayan bir siyasi arzu değildir. Mevcut Anayasa’nın açıkça öngördüğü bir mekanizmaya dayanıyor.
Burada iki kritik şart var.
Birincisi, seçimleri yenileme kararını Cumhurbaşkanının değil TBMM’nin alması gerekiyor. Çünkü Cumhurbaşkanı kendi kararıyla seçimleri yenilerse 116’ncı maddedeki üçüncü adaylık istisnası doğmuyor.
İkincisi, TBMM’nin böyle bir karar alabilmesi için üye tam sayısının beşte üçünün desteği gerekiyor. 600 milletvekilli Meclis’te bunun karşılığı 360 oy.
Hukuki tabloyu sade biçimde ortaya koyarsak:
| Hukuki mesele | Mevcut düzenleme |
|---|---|
| Cumhurbaşkanlığı için genel dönem sınırı | En fazla iki defa seçilme |
| İstisna | İkinci dönemde TBMM seçimleri yenilerse bir kez daha adaylık |
| Kararı kim vermeli? | TBMM |
| Gerekli çoğunluk | Üye tam sayısının beşte üçü |
| Bugünkü sayı karşılığı | En az 360 milletvekili |
| Cumhurbaşkanı kendisi seçimleri yenilerse | Üçüncü adaylık istisnası doğmaz |
| TBMM seçimleri yenilerse | TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri birlikte yapılır |
Burada geçmişte çok tartışılan başka bir meseleye de değinmek gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2014, 2018 ve 2023 yıllarında Cumhurbaşkanı seçildiği için dönem hesabının nasıl yapılacağı uzun süre hukuki ve siyasi tartışma konusu oldu. Ancak Yüksek Seçim Kurulu 2023 yılında verdiği kararda, 2017 anayasa değişikliği sonrasındaki yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bakımından ilk dönemin 24 Haziran 2018 seçimleriyle başladığını kabul etti; 2014-2018 arasındaki Cumhurbaşkanlığı dönemini yeni 101’inci madde bakımından dönem hesabına katmadı.
Dolayısıyla mevcut hukuki ve kurumsal kabul üzerinden bakıldığında Erdoğan’ın 2023’te başlayan görev süresi ikinci dönemdir. Bu nedenle TBMM bu dönem içerisinde Anayasa’nın 116’ncı maddesine göre seçimlerin yenilenmesine karar verirse Erdoğan’ın bir kez daha aday olmasının önü açılır.
Yani sorunun kısa cevabı şudur:
Evet, Sayın Bahçeli’nin tarif ettiği model mevcut anayasal düzen içerisinde hukuken mümkündür.
Fakat bunun gerçekleşmesi siyasi olarak kolay olduğu anlamına gelmez; çünkü 360 milletvekili şartı, meseleyi yalnızca anayasa hukukunun değil aynı zamanda Meclis aritmetiğinin konusu haline getiriyor.
“ERKEN SEÇİM” AMA SEÇİM YILI DEĞİŞMEDEN NASIL OLACAK?
Bahçeli’nin formülündeki asıl incelik ise burada başlıyor.
Sayın Bahçeli seçimlerin 2027’ye ya da çok daha erken bir tarihe çekilmesini önermiyor. Tam tersine seçimin yine 2028 yılı içerisinde yapılmasını, buna karşılık seçimlerden önce TBMM’nin anayasal yetkisini kullanarak “seçimlerin yenilenmesi” kararı almasını öneriyor.
İlk bakışta burada bir çelişki varmış gibi görünebilir: Seçim 2028’de yapılacaksa seçim nasıl yenilenmiş olacak?
Hukukta kullanılan kavram “erken seçim” değil, seçimlerin yenilenmesidir. Anayasa’nın 116’ncı maddesi, TBMM’ye beş yıllık normal sürenin tamamlanmasını beklemeden seçimleri yenileme imkanı veriyor. Dolayısıyla Meclis normal seçim tarihinden önce bu kararı alır ve seçim tarihini yine 2028 yılı içerisinde belirlerse, siyasi takvim bakımından Türkiye yıllar öncesine çekilmiş klasik bir erken seçim yaşamadan anayasal yenileme mekanizması işletilebilir.
Bahçeli’nin formülünün esas siyasi zekâsı da burada yatıyor.
Seçim tartışması 2026’dan veya 2027’nin başından itibaren ülkenin üzerine çökmeyecek; ekonomi yıllarca seçim ekonomisine girmeyecek, bürokrasi bekleme pozisyonuna geçmeyecek, siyaset tamamen kampanya düzenine teslim olmayacak. Buna karşılık 2028’e gelindiğinde TBMM anayasal mekanizmayı çalıştırarak Erdoğan’ın yeniden adaylığının önünü açabilecek.
6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 3’üncü maddesine göre Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleri beş yılda bir aynı gün yapılıyor ve olağan seçim süreci oy verme gününden geriye doğru hesaplanan 60 günlük dönemin ilk günü başlıyor. Mevcut görev süresinin 2023 seçimleriyle başlaması nedeniyle olağan seçim takviminin Mayıs 2028’e denk gelmesi bekleniyor. Kesin seçim takvimini ve adaylık günlerini ise zamanı geldiğinde YSK belirleyecek.
Burada önemli bir hukuki ayrım yapmak gerekiyor: Anayasa’nın 116’ncı maddesinde, “TBMM seçimlerin yenilenmesi kararını mutlaka şu tarihten önce almalıdır” şeklinde ayrıca belirlenmiş bir takvim sınırı yok. Dolayısıyla mart ayının belirli bir günü anayasal bir son tarih gibi sunulamaz. Ancak Bahçeli’nin tarif ettiği modelin mantığı gereği, normal seçim süreci henüz başlamadan önce yenileme kararının alınması hem hukuki statüyü hem de siyasi tartışmayı daha berrak hale getirir.
Kabaca şöyle bir takvimden söz ediyoruz:
| Aşama | Muhtemel zamanlama |
|---|---|
| Beş yıllık olağan dönemin sonu | Mayıs 2028 |
| Olağan seçim günü | Mevcut kanuni çerçevede Mayıs 2028 |
| 60 günlük seçim döneminin başlangıcı | Mart 2028 ortaları |
| TBMM’nin yenileme kararı için siyasi bakımdan en berrak dönem | Olağan seçim süreci başlamadan önce |
| Cumhurbaşkanı adaylık başvuruları | YSK’nın ilan edeceği seçim takvimine göre |
| Kesin aday listesi | YSK takvimine göre |
| Oy verme | Belirlenecek 2028 seçim tarihinde |
Dolayısıyla Sayın Bahçeli aslında iki ayrı hedefi aynı formülde birleştiriyor: Anayasa’nın Erdoğan’ın yeniden adaylığına imkan veren istisnasını çalıştırmak ve bunu yaparken Türkiye’yi uzun süreli bir erken seçim iklimine sokmamak.
Bu yönüyle mesele yalnızca “Erdoğan üçüncü kez aday olabilir mi?” tartışmasından ibaret değildir. Asıl mesele, o adaylığın hangi anayasal ve siyasi mimari içerisinde gerçekleştirileceğidir.
“YÜRÜTMEDE ERDOĞAN, YASAMADA MHP” SÖZÜNÜN GERÇEK AĞIRLIĞI
Fakat bana göre konuşmanın asıl siyasi ağırlığı Erdoğan’ın adaylığından sonra başlıyor.
“Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP” sözü ilk bakışta “Cumhurbaşkanlığı Erdoğan’da, Meclis ise MHP’de olsun” şeklinde okunabilir. Fakat konuşmanın bütünü böyle düz bir okuma yapmaya imkan vermiyor. Çünkü Bahçeli aynı konuşmada TBMM çoğunluğunun Cumhur İttifakı’nda bulunmasını istediğini de açıkça belirtiyor.
Yani Cumhur İttifakı devam edecek.
AK Parti ittifakın dışında bırakılmayacak.
Erdoğan yürütmenin başında olacak.
Fakat MHP artık Cumhurbaşkanlığı seçiminde destek veren ve Meclis’te ittifakın küçük ortağı olarak kalan bir parti olmayı yeterli görmeyecek.
Bahçeli’nin çizdiği hedef çok daha iddialı: Oy oranını büyütmek, milletvekili sayısını artırmak, TBMM’nin yönetim organlarında daha fazla sorumluluk üstlenmek, yasama faaliyetlerinde belirleyici hale gelmek ve nihayet Türkiye’nin birinci partisi olmak.
İşte işin siyasi matematiği tam burada değişiyor.
Çünkü bir siyasi parti “Türkiye’nin birinci partisi olacağım” diyorsa bunun doğal sonucu, mevcut güç dağılımının değişmesidir. Bugün Cumhur İttifakı’nın açık ara en büyük siyasi aktörü AK Parti’dir. MHP gerçekten Türkiye’nin birinci partisi haline gelecekse, bu yalnızca MHP’nin büyümesi anlamına gelmez; ittifak içerisindeki ağırlık merkezinin de değişmesi anlamına gelir.
Sayın Bahçeli “AK Parti zayıflasın” demiyor. Konuşmadan böyle bir niyet okuması çıkarmak doğru olmaz.
Fakat siyaset yalnızca niyetlerden oluşmaz; aritmetiğin de bir dili vardır.
Bir tarafın ittifak içerisindeki ağırlığı olağanüstü ölçüde yükselirse mevcut güç dengesi ister istemez değişir.
İşte benim konuşmada en fazla üzerinde durduğum nokta budur.
BAHÇELİ BİR PAZARLIK ALANI MI AÇIYOR?
Bunu kesin bir hüküm olarak değil, siyasi bir okuma olarak ifade ediyorum: Sayın Bahçeli’nin bu konuşmayla 2028’e giderken son derece ince bir pazarlık ve pozisyon alanı açtığını düşünüyorum.
Bir tarafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verilebilecek en güçlü siyasi desteği veriyor. “Bir dönem daha Cumhurbaşkanı olsun” diyor ve bunun hukuki yolunu bizzat tarif ediyor. Bu, Cumhur İttifakı’nın geleceği açısından son derece açık bir sadakat ve devamlılık mesajıdır.
Fakat aynı anda kendi partisine sıradan bir ittifak ortağı rolü biçmiyor.
MHP’nin Meclis’te çok daha güçlü olmasını, hatta Türkiye’nin birinci partisi haline gelmesini hedef gösteriyor.
Bunun AK Parti’ye dönük mesajı kadar MHP tabanına dönük mesajı da önemlidir. Bahçeli adeta şunu söylüyor: Cumhur İttifakı devam edecek fakat MHP bu ittifakın içerisinde erimeyecek; kendi kimliğiyle, kendi teşkilatıyla, kendi ideolojik omurgasıyla büyüyecek ve yasamada daha güçlü hale gelecek.
İttifak siyasetinin en büyük risklerinden biri, küçük ortağın zaman içerisinde büyük partinin siyasi çekim alanında silikleşmesidir. Bahçeli ise tam tersini hedefliyor. Cumhurbaşkanlığında Erdoğan’a destek verirken MHP’nin siyasi büyüme sahasını TBMM olarak belirliyor.
Bunun en kısa ifadesi şudur:
Cumhurbaşkanlığında Erdoğan’a devam, yasamada MHP’ye büyüme alanı.
Bu, Cumhur İttifakı’nı bitirecek bir strateji değil; Cumhur İttifakı’nın içerisindeki rol dağılımını yeniden tanımlayabilecek bir stratejidir.
PEKİ BU DENKLEMDE AK PARTİ NEREDE?
Bence asıl büyük soru da burada başlıyor.
Sayın Bahçeli’nin söylediklerini bir bütün olarak kabul ettiğimizi varsayalım: Erdoğan 2028’de yeniden aday oldu ve seçildi, Cumhur İttifakı devam etti, MHP milletvekili sayısını ciddi biçimde artırdı ve yasamanın en güçlü aktörlerinden, hatta Bahçeli’nin hedeflediği şekilde Türkiye’nin birinci partisinden biri haline geldi.
O zaman şu soruyu sormak zorundayız:
TBMM’de ağırlığı azalmış bir AK Parti nasıl bir parti olur?
Bu soru yalnızca 2028 seçim sonuçlarıyla ilgili değildir. Bence doğrudan Erdoğan sonrası Türk siyasetiyle ilgilidir.
MHP’nin siyasi yapısıyla AK Parti’nin siyasi yapısı birbirinden farklıdır. MHP, uzun yıllar içerisinde oluşmuş belirgin bir ideolojik omurgaya, teşkilat kültürüne, siyasi hafızaya ve liderlerin ötesine geçen bir ülkü bütünlüğüne sahiptir. Liderler değişebilir, oy oranları yükselebilir veya düşebilir, fakat partiyi taşıyan Türk milliyetçiliği ve ülkücülük eksenli tarihsel kimlik varlığını sürdürür.
AK Parti ise farklı bir tarihsel zeminde doğdu ve yirmi yılı aşkın iktidar tecrübesinin merkezinde Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği bulundu. Erdoğan, AK Parti açısından yalnızca genel başkanlık yapmış veya Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan bir siyasetçi değildir; partinin seçmenle kurduğu bağın, siyasi hikâyesinin, iktidar hafızasının ve farklı sosyolojik kümeleri bir arada tutma kabiliyetinin de ana unsurudur.
Bu nedenle AK Parti’nin Meclis’te belirgin şekilde zayıfladığı, buna karşılık Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak yürütmenin başında güçlü biçimde kalmaya devam ettiği bir siyasi mimari oldukça sıra dışı sonuçlar doğurabilir.
Erdoğan güçlü olduğu sürece yürütmenin siyasi merkezi varlığını koruyabilir; fakat parlamentoda ağırlığı azalmış bir AK Parti’nin Erdoğan sonrasına hazırlanması çok daha zor bir mesele haline gelir.
Partiyi Erdoğan’dan sonra ne bir arada tutacak?
Ortak siyasi doktrin mi?
Kurumsallaşmış teşkilat yapısı mı?
Yeni ve tartışmasız bir liderlik mi?
Muhafazakâr demokrat kimlik mi?
Yoksa iktidar tecrübesinin oluşturduğu geniş ama lider merkezli siyasi koalisyon, Erdoğan’ın aktif siyasetinin sona ermesinden sonra kendi içerisinde yeni yön arayışlarına mı girecek?
Bunların bugün kesin cevapları yok.
Zaten mesele de cevap vermekten çok doğru soruyu şimdiden görebilmek.
Çünkü Bahçeli’nin ortaya koyduğu model gerçekleşirse tartışma yalnızca “MHP kaç milletvekili çıkaracak?” veya “AK Parti kaç sandalye kaybedecek?” seviyesinde kalmayacaktır. Mesele, Türkiye’de son çeyrek yüzyılın en güçlü siyasi hareketlerinden birinin lider sonrası kurumsal devamlılığının nasıl sağlanacağı meselesine dönüşecektir.
BAHÇELİ’NİN TEKLİFİ BİR SEÇİM SLOGANINDAN ÇOK DAHA FAZLASI
Bu nedenle Sayın Devlet Bahçeli’nin grup konuşmasını yalnızca Erdoğan’ın yeniden adaylığı üzerinden değerlendirmeyi eksik buluyorum.
Konuşmanın içerisinde üç ayrı zaman dilimi var.
Bugün için Cumhur İttifakı’nın korunması ve siyasi istikrarın sürdürülmesi.
2028 için Erdoğan’ın yeniden adaylığı, TBMM’nin anayasal mekanizmayı işletmesi ve MHP’nin parlamentoda büyümesi.
2028 sonrasında ise yürütme ile yasama arasındaki güç dağılımının ve Cumhur İttifakı’nın iç mimarisinin yeniden şekillenmesi.
| Dönem | Temel siyasi mesele |
|---|---|
| Bugün | Cumhur İttifakı’nın devamı ve istikrar |
| 2028’e giderken | TBMM’nin seçimleri yenilemesi ve Erdoğan’ın yeniden adaylığı |
| 2028 seçimleri | MHP’nin yasamada ciddi biçimde güçlenmesi |
| 2028 sonrası | Cumhur İttifakı içindeki yeni güç dengesi |
| Uzun vade | Erdoğan sonrası AK Parti’nin kurumsal geleceği |
İşte bu nedenle “Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP” cümlesini bir miting sloganı gibi okuyup geçemeyiz.
Bu söz, Cumhurbaşkanlığı için Erdoğan’a güçlü bir destek beyanı olduğu kadar MHP’nin kendi gelecek tasavvurudur.
Bir güç haritasıdır.
Bir rol dağılımıdır.
Bir 2028 stratejisidir.
Ve belki de farkında olarak ya da olmayarak Erdoğan sonrası Türkiye siyasetinin en önemli sorularından birinin kapısını şimdiden aralamaktadır.
Elbette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti kurmayları Sayın Bahçeli’nin bu konuşmasını bütün ayrıntılarıyla değerlendireceklerdir. Çünkü ittifak siyaseti yalnızca bugün kimin kimi desteklediğiyle değil, yarın hangi aktörün ne kadar güç taşıyacağıyla da ilgilidir.
Sayın Bahçeli kendi tercihini oldukça açık biçimde ortaya koyuyor: Yürütmede Erdoğan devam etsin, Cumhur İttifakı korunsun, ancak yasamada MHP çok daha güçlü bir siyasi aktör haline gelsin.
Bu mümkündür.
Anayasal mekanizması vardır.
Siyasi hedefi bellidir.
Fakat bu formül hayata geçtiği takdirde ortaya çıkacak sonuç, yalnızca Erdoğan’ın bir dönem daha Cumhurbaşkanı olması veya MHP’nin daha fazla milletvekili çıkarması olmayacaktır.
Türkiye siyasetinin mevcut güç merkezi yeniden şekillenebilir.
Ve işte tam bu nedenle benim için Sayın Bahçeli’nin konuşmasının sonunda geriye kalan esas soru Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aday olup olmayacağından daha büyüktür:
Erdoğan yürütmenin başında kalırken MHP yasamanın ağırlık merkezine doğru ilerlerse, AK Parti kendi geleceğini hangi siyasi ve kurumsal zeminde kuracaktır?
Bahçeli “Yağmur Stratejisi” diyor.
Yağmur gerçekten berekettir; toprağı besler, kökleri kuvvetlendirir, kurumuş alanları yeniden canlandırır. Fakat siyasette asıl mesele yağmurun yağması kadar, o yağmurun hangi toprağı beslediği, hangi kökleri güçlendirdiği ve yağmur dindikten sonra hangi ağacın gölgesinin daha geniş kaldığıdır.
Bana göre 2028’e doğru dikkatle izlememiz gereken siyasi denklem tam da budur.




YORUMLAR