Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Yaşlanma korkusunu kırışıklıklardan fazlası besliyor

Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, yaşlanma korkusunun temelinde çoğu zaman kırışıklıkların değil; sevilmeme, değer görmeme, yalnızlık ve kayıp endişelerinin bulunduğunu belirtti.

Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, yaşlanma korkusunun temelinde çoğu zaman kırışıklıkların

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikoloğu Yasemin Yalçın, yaşlanma korkusunun psikolojik temelleri, sosyal medyanın beden algısına etkisi ve estetik uygulamalara yönelik yoğun ilginin hangi durumlarda profesyonel değerlendirme gerektirebileceği hakkında açıklamalarda bulundu.

Kaygı yaşamı yönetmeye başladığında sorun oluşuyor

Yaşlanma sürecinde zaman zaman üzülmenin, bedendeki değişimlerden endişe duymanın ve zamanın hızla geçtiğini düşünmenin doğal olduğunu belirten Yalçın, yaşlanmanın kişiye hayatın sınırlı olduğunu hatırlattığını söyledi.

Kaygının kişinin yaşamını yönetmeye başlaması durumunda psikolojik bir soruna dönüşebileceğini kaydeden Yalçın, şu ifadeleri kullandı:

“Sürekli aynaya bakmak, yeni oluşan bir çizgi ya da kırışıklık nedeniyle yoğun kaygı yaşamak, yaşını söylemekten kaçınmak, fotoğraf çektirmek istememek ya da genç görünmek için yaşamının büyük bölümünü estetik uygulamalar araştırarak geçirmek, artık yalnızca yaşlanmayı sevmemekten öte bir duruma işaret edebilir.”

Temelinde sevilmeme ve değer görmeme korkusu bulunabiliyor

Yaşlanma korkusunda kişinin gerçekten yaş almaktan mı yoksa yaşlandığında sevilmeyeceğini, beğenilmeyeceğini ve değer görmeyeceğini düşünmekten mi korktuğunun sorgulanması gerektiğini vurgulayan Yalçın, psikolojik süreçlerin temelinde çoğu zaman bu düşüncelerin bulunduğunu ifade etti.

İnsanların yaşlanmanın kendisine değil, yaşlanmaya yükledikleri anlama tepki verdiğini dile getiren Yalçın, bazı kişilerin yaş almayı olgunlaşmak, deneyim kazanmak ve kendini daha iyi tanımak olarak gördüğünü söyledi.

Bazı kişiler için ise yaşlanmanın güzelliğin, çekiciliğin, üretkenliğin veya toplumsal değerin azalması anlamına gelebildiğini belirten Yalçın, şöyle devam etti:

“Öz değerini yıllarca gençlik, fiziksel görünüm, başarı veya başkalarının onayı üzerine kurmuş kişilerde yaşlanma daha tehdit edici algılanabilir. Çünkü bu durumda yaşlanma yalnızca bedensel bir değişim değil, kişinin kimlik algısını da sarsan bir süreç haline gelir.”

Filtrelenmiş görüntüler beden algısını değiştirebiliyor

Sosyal medyada sürekli karşılaşılan idealize edilmiş güzellik standartlarının yaşlanma kaygısını artırabildiğine dikkat çeken Yalçın, görünüm odaklı içeriklerin beden memnuniyetini olumsuz etkileyebildiğini söyledi.

Geçmişte insanların kendilerini çevrelerindeki sınırlı sayıdaki kişiyle karşılaştırdığını hatırlatan Yalçın, günümüzde ise yüzlerce filtrelenmiş görüntüyle kıyaslama yapıldığını belirtti.

Yalçın, “Artık yalnızca başkalarının değil, filtrelenmiş kendi görüntümüzün de etkisi altında kalıyoruz. Kırışıklıkları, gözenekleri ve cilt kusurlarını dijital olarak silmeye alışan kişiler, filtre kapandığında gerçek yüzlerini kusurlu algılamaya başlayabiliyor. Böylece filtreler yalnızca görüntüyü değil, normal kabul edilen görünüm algısını da değiştirebiliyor.” dedi.

Yaşlanma korkusu yalnızca ölüm korkusu değil

Yaşlanma kaygısı ile ölüm kaygısı arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ancak yaşlanma korkusunun yalnızca ölüm korkusuna indirgenemeyeceğini belirten Yalçın, kişileri kaygılandıran unsurun çoğu zaman ölümden önce yaşanacağı düşünülen kayıplar olduğunu aktardı.

Sağlığını ve bağımsızlığını kaybetme, fiziksel çekiciliğin azalması, eşi tarafından istenmeme veya toplumda görünmez hale gelme düşüncelerinin öne çıktığını ifade eden Yalçın, yaşlanma korkusunun farklı kayıp endişelerinin birleşiminden oluşabildiğini söyledi.

Orta yaşta yaşam muhasebesi başlıyor

Otuzlu ve kırklı yaşlarda ilk beyaz saçlar, kırışıklıklar ve metabolizmadaki değişimlerle birlikte yaşlanma hissinin daha belirgin hale gelebildiğini kaydeden Yalçın, bu dönemdeki kaygının yalnızca fiziksel değişimlerle açıklanamayacağını vurguladı.

Orta yaş döneminde birçok kişinin geçmişini değerlendirerek “Hayal ettiğim yaşamı yaşayabildim mi?”, “Yanlış seçimler mi yaptım?”, “İstediğim ilişkiyi kurabildim mi?” ve “Hayatım böyle mi devam edecek?” gibi sorular sormaya başladığını belirten Yalçın, orta yaş krizini yalnızca estetik kaygılar üzerinden değerlendirmenin eksik kalacağını ifade etti.

Art arda yapılan estetik işlemler kaygının belirtisi olabilir

Kişinin görünümünde hoşlanmadığı bir noktayı değiştirmek istemesinin tek başına psikolojik sorun olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Yalçın, işlemin ardından kaygının gerçekten azalıp azalmadığının önemli olduğunu söyledi.

Yalçın, “Kişi ‘Burnumu yaptırırsam rahatlayacağım’ diye düşünüp operasyon sonrasında bu kez göz altı, çene, kırışıklık veya başka bölgelerle yoğun şekilde meşgul olmaya başlıyorsa, estetik artık özgür bir tercihten çok kaygıyı yönetme aracı haline gelmiş olabilir.” dedi.

Beden dismorfik bozukluğu bulunan kişilerin, başkalarının fark etmediği veya çok az fark ettiği görünüm kusurlarıyla yoğun biçimde uğraşabileceğine dikkat çeken Yalçın, kozmetik işlemlerin bu kişilerde kalıcı psikolojik rahatlama sağlamayabileceğini aktardı.

Sürekli kusur aramak değerlendirme gerektirebilir

Yoğun yaşlanma korkusunun depresyon ve anksiyete belirtileriyle birlikte görülebileceğini belirten Yalçın, yaşlanma korkusunun doğrudan panik atağa neden olduğunu söylemenin doğru olmayacağını ifade etti.

Kişinin sürekli hastalanacağı, kontrolünü kaybedeceği, güzel görünmediği veya öleceği düşünceleri etrafında zihinsel olarak dönüp durmasının mevcut kaygı bozukluklarını besleyebileceğini kaydeden Yalçın, bazı durumlarda yaşlanmanın genel anksiyetenin üzerine yerleşen bir tema haline geldiğini söyledi.

Sabah uyanır uyanmaz aynaya bakmak, fotoğrafları büyüterek kusur aramak, çevresindekilere sürekli “Çok yaşlı mı görünüyorum?” diye sormak, görünüm nedeniyle sosyal ortamlardan kaçınmak ve yoğun utanç hissetmek gibi davranışların profesyonel değerlendirme gerektirebileceğini belirtti.

Ebeveynlerin yaşlanması da korkuyu tetikleyebiliyor

Çocuk sahibi olmanın kişinin kendi yaşam döngüsünü daha belirgin şekilde fark etmesine neden olabileceğini dile getiren Yalçın, ebeveynlerin yaşlanmasının da güçlü bir tetikleyici olabileceğini söyledi.

Çocuklukta güçlü ve değişmez olarak algılanan anne ve babanın yaşlandığını görmenin kişiye hem kendi yaşlanmasını hem de onları bir gün kaybedebileceğini hatırlattığını belirten Yalçın, yaşlanma kaygısının içinde çoğu zaman ayrılık ve kayıp korkusunun da bulunduğunu ifade etti.

Psikolojik dayanıklılık öz değeri koruyabilmek

Yaşlanmayı sağlıklı şekilde kabul eden kişilerin hayatı yalnızca kayıplardan ibaret görmediğini vurgulayan Yalçın, şu değerlendirmede bulundu:

“Kimliklerini yalnızca gençlik, güzellik ya da dış görünüm üzerine kurmazlar. İlişkilerini sürdürür, üretmeye devam eder, yeni ilgi alanları geliştirir ve yaşamlarına anlam katacak yeni roller üstlenebilirler. Psikolojik dayanıklılık, değişen bedene rağmen kişinin kendilik değerini koruyabilmesidir.”

‘Asla yaşlanma’ kültürü kaygıyı artırabilir

Yapay zekâ destekli estetik teknolojileri ile dijital gençleştirme uygulamalarının yaşlanma kaygısını artırabilecek etkenler arasında bulunduğunu belirten Yalçın, teknolojinin insan sağlığına katkısının değerli olduğunu ancak sürekli genç görünme mesajı verilmesinin risk taşıdığını söyledi.

Yalçın, “Kültür sürekli ‘Yaşlanma’, ‘Çizgilerini sil’, ‘On yaş genç görün’ mesajı verirse yaşlanma, doğal bir yaşam evresi olmaktan çıkarak düzeltilmesi gereken bir kusur gibi algılanabilir.” uyarısında bulundu.

Teknolojinin uzun vadeli psikolojik etkileri hakkında kesin değerlendirmeler yapmak için erken olduğunu kaydeden Yalçın, belirleyici unsurun teknolojinin kendisinden çok topluma verilen mesaj olacağını vurguladı.