Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Şerife Bozoğlan Eker
Şerife Bozoğlan Eker

Bozkırın Ortasında Saklı Bir Masal: Celil Boğazı

Bazı yerler vardır; fotoğraflarda güzel görünür, gidince sıradan gelir. Bazı yerler de vardır ki ne kadar anlatılırsa anlatılsın, insanı hazırlayamaz. Celil Boğazı, işte o ikinci gruptan…

Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Kuşça Mahallesi’ne doğru ilerlerken bozkırın dinginliği size eşlik ediyor. Uçsuz bucaksız sarı topraklar, sessizlik ve rüzgâr… Derken bir anda tabiat bütün cömertliğiyle perdeyi aralıyor. Karşınızda yükselen o devasa peri bacaları, insana “Burası gerçekten Konya mı?” diye sorduruyor.

İlk gördüğüm an uzun süre konuşamadım.

Çünkü bazı manzaralar kelimeleri susturuyor.

Yüzlerce, belki binlerce yıldır rüzgârın, yağmurun ve zamanın sabırla işlediği bu kayalar, yalnızca taş değildi bana göre. Her biri farklı bir hikâyeye dönüşmüş gibiydi. Kimi dimdik duran bir hükümdar, kimi başını öne eğmiş yaşlı bir bilge, kimi ise asırlardır nöbet tutan sessiz bir asker… Bir kayanın karşısında dakikalarca kaldığımı fark ettim. Sonra hayallerim beni alıp yüzyıllar öncesine götürdü. Acaba bu vadiden kimler geçti? Hangi yolcular gölgesinde dinlendi? Hangi çocuklar bu kayaların arasında oyun oynadı? Hangi kervanlar uzak diyarlara giderken bu sessiz devleri selamladı?

Rüzgâr esiyordu; ama sanki yalnızca otları değil, tarihin fısıltılarını da taşıyordu. O an anladım ki bazı yolculuklar kilometrelerle değil, hislerle ölçülüyor.

Celil Boğazı’nda yürürken kendimi bir gezi rotasında değil, zamanın içinde dolaşıyor gibi hissettim. Her adımda başka bir şekil, başka bir hayal çıktı karşıma. Doğa, milyonlarca yıl boyunca kendi heykellerini yapmış; ne çekiç kullanmış ne de kalem… Sadece sabır…

En çok da sessizliği etkiledi beni. Şehrin gürültüsünden sonra burada insan kendi kalbinin sesini bile duyuyor. Gökyüzü daha geniş, nefes daha derin, zaman ise daha yavaş akıyor sanki.

İşte tam da bu yüzden ülkemizi gezmeyi seviyorum.

Çünkü bazen en büyük sürprizler, hiç ummadığınız bir yolun sonunda sizi bekliyor. Dünyanın öbür ucuna gitmeden de hayran kalabileceğimiz nice güzelliklerimiz var. Yeter ki onları görmeye, hissetmeye ve sahip çıkmaya gönüllü olalım.

Dönüp son kez baktım…

Kayalar yine sessizdi…

Ama ben, onların anlattığı binlerce yıllık hikâyeyi yüreğimde taşıyarak ayrıldım.

Belki de bazı yerlerin en büyük sırrı budur.

Konuşmazlar…

Ama dinlemeyi bilenlere çok şey anlatırlar.

O gün Celil Boğazı’ndan yalnızca güzel fotoğraflarla değil, yüreğime kazınmış derin bir hayranlıkla ayrıldım. Bir kez daha anladım ki insan bazen en uzak diyarlarda değil, kendi vatanının sessiz köşelerinde kendini bulur. Eğer biz bu toprakların kıymetini bilmez, bu güzellikleri görmez, korumaz ve tanıtmazsak; bir gün başkaları gelip bize onların değerini anlatır.

Çünkü gezi sadece yol almak değildir…

Gezi; tanımaktır.

Gezi; hayran kalmaktır.

Gezi; korumaktır.

Gezi; ait olduğun toprağın sana anlattıklarını yüreğinde taşımaktır.

Vatan sevgisi, yalnızca uğruna can vermekle değil; onun her güzelliğini tanımak, korumak ve dünyaya anlatmakla da yaşanır. Ülke, yalnızca sınırlarıyla değil; keşfedilen güzellikleriyle büyür.

Başkalarının hayran olduğu ülkemizi gelin kendi cennetimizi önce biz keşfedelim. Çünkü tanınmayan güzellikler unutulur, unutulan değerler ise zamanın sessizliğinde kaybolur. Bir ülkenin gerçek zenginliği, toprağının altında değil; bakmayı bilen gözlerin önündedir. Vatanını sevmek, sadece üzerinde yaşamak değil, her güzelliğine hayran kalıp onu gelecek nesillere emanet edebilmektir.

Vatan, haritada gördüğümüz toprak değildir; hayran kalmayı bildiğimiz, koruduğumuz her karışıdır.