Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Şerife Bozoğlan Eker
Şerife Bozoğlan Eker

Ne Körü Körüne Güven, Ne de Sebepsiz Şüphe

Yardımlaşma, bu milletin en güçlü hasletlerinden biridir. Zor günde kapısını çalanı geri çevirmemek, düşeni kaldırmak, ihtiyaç sahibine el uzatmak bizim kültürümüzün, inancımızın ve vicdanımızın bir gereğidir. Ne zaman bir felaket yaşansa, ne zaman bir insan dara düşse, milyonlarca yürek aynı merhametle çarpar. İşte bizi ayakta tutan da bu iyilik ruhudur. Ancak son yıllarda bu güzel hasletimizin önüne çıkan en büyük engellerden biri, giderek büyüyen güven bunalımıdır.

Bugün birçok insan yardım etmek istiyor; fakat “Acaba doğru yere mi ulaşıyor?”, “Acaba emanet yerine gidiyor mu?” sorularını sormadan edemiyor. Kimi zaman kurum ve kuruluşlarla ilgili ortaya çıkan olumsuzluklar güveni sarsıyor, insanlar bu kez bireysel yardım organizasyonlarına yöneliyor. Ancak yeterli denetim ve şeffaflığın olmadığı bireysel girişimlerde de benzer hayal kırıklıkları yaşanabiliyor. Sonunda kaybeden yalnızca bağış yapanlar değil, gerçekten yardıma muhtaç insanlar ve iyilik duygusunun kendisi oluyor.

Peki çözüm nedir? Hiç kimseye güvenmemek mi? Elbette hayır. Güveni tamamen kaybetmiş bir toplum, dayanışmasını da kaybeder. Ama sorgulamayan bir güven de zamanla istismara kapı aralar. İşte bu yüzden ne körü körüne güvenmeli ne de sebepsiz yere herkesten şüphe etmeliyiz.

Kurumlarımız, toplumun güvenini pekiştirecek ölçüde şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir olmalıdır. En küçük bir soru işareti bile gecikmeden açıklığa kavuşturulmalı, sorumlular hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan hesap vermelidir. Çünkü güven, sözle değil; adaletle, açıklıkla ve sorumluluk bilinciyle kazanılır.

Aynı anlayış bireyler için de geçerlidir. Hiç kimse, ne kadar seviliyor olursa olsun, denetimin üzerinde görülmemelidir. Güvenmek başka, sorgulamayı bırakmak başkadır. Gerçek güven, hesap vermekten kaçmayan insanların ve kurumların oluşturduğu zeminde yeşerir.

Toplum olarak bir başka hatamız da olayları hemen taraflara ayırmaktır. Kimi zaman kişiler, kurumlar veya olaylar; siyasi görüşlere, ideolojik yakınlıklara ya da duygusal bağlılıklara göre değerlendirilmeye başlanıyor. Oysa adaletin tarafı olmaz. Yanlışı yapan kim olursa olsun yanlış, doğruyu yapan kim olursa olsun doğrudur. “Senin hırsızın, benim hırsızım” anlayışı topluma sadece daha büyük yaralar açar. Suistimalin, yolsuzluğun ve haksızlığın her türlüsüne aynı mesafede durabilmek, güçlü bir vicdanın ve güçlü bir devlet anlayışının gereğidir.

Elbette hükmü verecek olan sosyal medya değil, dedikodular değil; hukuk ve yetkili mercilerdir. Kimseyi peşinen suçlamadan, kimseyi peşinen aklamadan, gerekli incelemelerin yapılmasını beklemek ve ortaya çıkan adil karara saygı duymak toplumsal huzurun da temel şartıdır.

Unutmayalım ki güven, bir günde kurulmaz; ama bir yanlışla yıkılabilir. Bu nedenle hem kurumlarımızı hem de toplumsal vicdanımızı korumak zorundayız. Daha güçlü denetimler, daha fazla şeffaflık ve daha sağlam bir hesap verebilirlik anlayışı, yalnızca kurumları değil, iyiliği de koruyacaktır. Çünkü iyiliğin en büyük güvencesi, güvenin kendisidir. Güven sorgulamaya engel değildir. Ne körü körüne güvenelim ne de sebepsiz şüpheyle birbirimize sırt çevirelim. Sağduyuyu, adaleti ve vicdanı elden bırakmadan güveni yeniden inşa edebilirsek, yardımlaşma kültürümüz de geleceğe aynı güçle taşınacaktır.

Reklamı Geç