Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Trump anlaşma için pazar gününü işaret etti, İran tarihi yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile varılması beklenen anlaşmanın pazar günü imzalanacağını ve Hürmüz Boğazı’nın derhal “herkese açık” hale geleceğini açıkladı. İran ise mutabakatın pazar günü imzalanmayacağını, ancak önümüzdeki günlerde sonuçlanma ihtimalinin yüksek olduğunu bildirdi. Pakistan’ın arabuluculuğunda yürüyen süreç; nükleer program, Hürmüz Boğazı, İsrail’in Lübnan’daki askeri varlığı ve bölgesel güvenlik dengeleri açısından kritik önem taşıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile varılması beklenen anlaşmanın pazar

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile anlaşmanın pazar günü imzalanacağını duyurması, Orta Doğu’da haftalardır devam eden savaş ve enerji krizinde diplomasi beklentisini artırdı. Ancak İran’dan gelen açıklama, Washington ile Tahran arasında imza takvimi konusunda henüz tam bir mutabakat sağlanmadığını ortaya koydu.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, İran ile anlaşmanın pazar günü imzalanmasının planlandığını belirterek, anlaşmanın hemen ardından Hürmüz Boğazı’nın “herkese açık” olacağını söyledi. ABD Başkanı, anlaşmayı İran’ın nükleer silah edinmesini engelleyecek bir güvenlik bariyeri olarak tanımladı.

İran ise aynı gün yaptığı açıklamada, anlaşmanın pazar günü imzalanacağı iddiasını doğrulamadı. Tahran yönetimi, mutabakatın önümüzdeki günlerde sonuçlanabileceğini ancak kesin tarihin henüz belli olmadığını duyurdu.

Trump: Anlaşma imzalanır imzalanmaz Hürmüz açılacak

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, İran ile yürütülen müzakerelerde sona yaklaşıldığını belirtti.

Trump, “Anlaşmanın yarın imzalanması planlanıyor ve imzalandıktan hemen sonra Hürmüz Boğazı herkese açık olacak” ifadelerini kullandı.

Bu açıklama, küresel enerji piyasaları açısından kritik önemde olan Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz trafiğine açılabileceği beklentisini güçlendirdi. İran’ın savaş sürecinde boğazı kapatması, petrol ve doğalgaz sevkiyatında büyük aksamalara yol açmış, enerji piyasalarında belirsizliği artırmıştı.

Trump’ın açıklamasında özellikle “herkese açık” vurgusu dikkat çekti. Bu ifade, ABD yönetiminin anlaşma sonrasında Hürmüz Boğazı’nda serbest geçiş ilkesini garanti altına almak istediğini gösterdi.

İran’dan pazar günü imza açıklamasına yalanlama

Washington cephesinden gelen iyimser açıklamaya karşılık İran, anlaşmanın pazar günü imzalanacağı iddiasını yalanladı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Esmaeil Baghaei, mutabakatın imzalanacağı kesin tarihin henüz belli olmadığını söyledi. Baghaei, “Yarın olmayacak olsa da, önümüzdeki günlerde bunun gerçekleşme olasılığı göz ardı edilemez” dedi.

Baghaei ayrıca İran müzakere heyetinin önümüzdeki iki gün içinde Cenevre’ye ya da başka bir merkeze seyahat etme planı bulunmadığını açıkladı. Bu açıklama, İran’ın müzakerelerde kapıyı açık tuttuğunu ancak Trump’ın ilan ettiği takvime bağlı kalmadığını gösterdi.

Tahran yönetimi, Washington’ın süreçle ilgili açıklamalarında zaman zaman çelişkiler bulunduğunu savunuyor. İranlı yetkililer, metnin önemli bölümünde uzlaşma sağlandığını belirtirken, ABD tarafını pozisyon değiştirmekle suçluyor.

Pakistan arabuluculuğunda kritik diplomasi trafiği

ABD ile İran arasındaki süreçte Pakistan’ın arabuluculuk rolü öne çıkıyor. Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, tarafların barış anlaşmasına “her zamankinden daha yakın” olduğunu belirterek mutabakatın kısa süre içinde sonuçlanabileceğini söyledi.

Şerif, anlaşmanın ardından elektronik ortamda imza sürecinin devreye girebileceğini, gelecek hafta ise teknik düzeyde görüşmeler yapılacağını ifade etti.

Pakistan’ın girişimi, özellikle nisan ayında ABD-İsrail ile İran arasında ateşkes sağlanmasındaki rolünün ardından daha da önem kazandı. İslamabad yönetimi, son haftalarda Washington ve Tahran arasında iletişim kanallarının açık kalması için yoğun diplomasi yürüttü.

Müzakerelerin üç temel başlığı var

Pakistan arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerin üç ana başlıkta yoğunlaştığı belirtiliyor.

Bunlardan ilki, ABD ile İran arasındaki doğrudan çatışma ve karşılıklı saldırıların sona erdirilmesi. İkinci başlık, Hürmüz Boğazı’nın deniz trafiğine yeniden açılması ve enerji sevkiyatının normale dönmesi. Üçüncü başlık ise İran’ın nükleer programı konusunda yeni bir güvence ve denetim mekanizması kurulması.

Trump, anlaşmayı “nükleer silaha karşı bir duvar” olarak nitelendirirken, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Baghaei, bu aşamada önceliğin tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi olduğunu, nükleer meselenin ise ayrı bir başlık olarak ele alınabileceğini ifade etti.

Bu farklı vurgu, tarafların anlaşmanın kapsamına ilişkin beklentilerinde hâlâ ayrışmalar bulunduğunu gösteriyor.

Trump: İran artık nükleer silah istemiyor

ABD Başkanı Trump, İran’ın artık nükleer silah sahibi olmak istemediğini öne sürdü. Trump’a göre Tahran, nükleer silahı ne satın alma, ne geliştirme, ne de başka bir tedarik yöntemiyle edinme yoluna gidecek.

Trump, önceki ABD yönetimlerinin İran politikasını da eleştirerek, mevcut sürecin geçmiş dönemlerden “çok farklı ve daha iyi” olduğunu savundu.

ABD Başkanı ayrıca İran ile herhangi bir para alışverişi olmayacağını belirtti. Bu açıklama, Washington’ın anlaşmayı ekonomik tavizlerden çok güvenlik garantileri üzerinden şekillendirdiği mesajı olarak yorumlandı.

Trump’ın açıklamalarında dikkat çeken bir diğer unsur ise İran’daki nükleer materyale ilişkin sözleri oldu. ABD Başkanı, “her şey sakinleştiğinde” İran’daki nükleer tozun alınarak imha edileceğini söyledi. Trump, bu süreçte ABD’nin B-2 bombardıman uçaklarını ve pilotlarını öven ifadeler kullandı.

Hürmüz Boğazı anlaşmanın merkezinde

Hürmüz Boğazı, ABD-İran mutabakatının en kritik başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. İran’ın boğazı kapatması, yalnızca bölgesel güvenliği değil küresel enerji arzını da doğrudan etkiledi.

Körfez ülkelerinin petrol ve doğalgaz ihracatında hayati konuma sahip olan boğaz, dünya enerji piyasalarının en hassas geçiş noktalarından biri olarak biliniyor. Bu nedenle boğazın yeniden trafiğe açılması, anlaşmanın en hızlı sonuç doğurabilecek maddesi olarak değerlendiriliyor.

Trump, anlaşma imzalanır imzalanmaz Hürmüz Boğazı’nın “herkese açık” olacağını söylese de İran bu konuda egemenlik haklarını vurguluyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Baghaei, Hürmüz Boğazı’nın İran ve Umman karasuları içinde yer aldığını savunarak, Tahran’ın boğazdaki hizmetler karşılığında bedel alma hakkı bulunduğunu söyledi.

Bu açıklama, İran’ın boğazın açılması konusunda mutabakata yakın olsa bile geçiş düzeni, ücretlendirme ve denetim gibi konularda kendi pozisyonunu korumak istediğini ortaya koydu.

İsrail ve Lübnan hattı anlaşmadan etkilenebilir

ABD-İran anlaşma sürecinin yalnızca Washington ve Tahran ile sınırlı kalmayacağı, İsrail ve Lübnan hattında da sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.

İsrail medyasına yansıyan bilgilere göre, İsrail güvenlik kaynakları ABD ile İran arasında varılması beklenen anlaşma kapsamında İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki “güvenlik bölgesinden” çekilmeyeceğini belirtti.

Kaynaklar, İsrail’in Lübnan’ın iç kesimlerindeki saldırılarını azaltmaya hazırlanabileceğini, ancak güneydeki askeri operasyonların süreceğini ifade etti.

Bu yaklaşım, Tel Aviv yönetiminin ABD-İran anlaşmasını doğrudan kendi güvenlik politikalarını sınırlandıran bir metin olarak görmek istemediğini gösteriyor.

Netanyahu güvenlik kabinesini topluyor

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun, ABD ile İran arasında beklenen anlaşmayı görüşmek üzere güvenlik kabinesini toplaması bekleniyor.

Toplantıda, Washington ile Tahran arasındaki mutabakatın bölgesel etkilerinin ele alınacağı belirtiliyor. Özellikle İran’ın nükleer programı, Lübnan’daki askeri gelişmeler, İsrail’in güvenlik bölgesi politikası ve İran destekli grupların gelecekteki pozisyonu masadaki başlıklar arasında yer alıyor.

İsrail’in anlaşmaya yaklaşımı, sürecin uygulanabilirliği açısından önemli görülüyor. Çünkü İsrail’in Lübnan ve Suriye hattındaki operasyonlarını sürdürmesi, İran ile varılacak anlaşmanın sahadaki etkisini sınırlayabilir.

Savaş şubat sonunda başlamıştı

Bölgedeki son kriz, ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda İran’a yönelik hava saldırıları düzenlemesiyle tırmandı.

Washington ve Tel Aviv, saldırıların İran’ın nükleer programı ve “İran rejiminden kaynaklanan yakın tehditlerin ortadan kaldırılması” gerekçesiyle gerçekleştirildiğini savundu.

Tahran ise saldırılara Körfez’deki ABD ve İsrail bağlantılı hedefleri vurarak karşılık verdi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla kriz bölgesel güvenlik meselesi olmaktan çıkarak küresel enerji krizine dönüştü.

Bu süreçte Körfez ülkeleri, deniz taşımacılığı, petrol ihracatı ve bölgesel askeri üsler üzerinden doğrudan baskı altında kaldı.

Lübnan’da ağır bilanço

İsrail’in Lübnan’daki operasyonları da kriz tablosunun önemli parçalarından biri oldu.

Lübnanlı yetkililere göre İsrail ordusunun 2 Mart’tan bu yana sürdürdüğü saldırılarda 3.700’den fazla kişi yaşamını yitirdi, 11.600 kişi yaralandı ve 1,5 milyondan fazla kişi yerinden edildi.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında 10 kilometreden fazla ilerleyerek “güvenlik bölgesi” olarak tanımladığı bir alan oluşturduğu belirtiliyor.

ABD-İran anlaşmasının bu cephede nasıl bir sonuç doğuracağı ise belirsizliğini koruyor. İran ve müttefikleri açısından Lübnan cephesi bölgesel pazarlığın önemli bir unsuru olarak görülürken, İsrail bu alandaki askeri varlığını kendi güvenliği açısından vazgeçilmez sayıyor.

Anlaşmanın kapsamı hâlâ netleşmedi

Trump’ın açıklamalarına rağmen anlaşmanın kapsamı konusunda belirsizlik devam ediyor.

ABD tarafı, mutabakatı İran’ın nükleer silah edinmesini engelleyecek geniş kapsamlı bir anlaşma olarak sunuyor. İran tarafı ise önceliğin savaşın sona erdirilmesi ve bölgesel cephelerde ateşkes sağlanması olduğunu vurguluyor.

Bu fark, anlaşmanın imzalanması halinde bile uygulama sürecinde yeni krizlerin yaşanabileceğine işaret ediyor.

Özellikle nükleer denetim mekanizması, Hürmüz Boğazı’nın statüsü, İsrail’in Lübnan’daki askeri varlığı, İran destekli grupların pozisyonu ve yaptırımların geleceği gibi başlıklar, mutabakatın kaderini belirleyecek ana alanlar olarak öne çıkıyor.

Enerji piyasaları için kritik eşik

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, küresel enerji piyasaları açısından en yakından izlenen başlıkların başında geliyor.

Boğazın kapalı kalması, petrol ve LNG taşımacılığında maliyetleri artırırken, piyasalarda arz güvenliği endişesini büyüttü. Anlaşmanın imzalanması ve boğazın deniz trafiğine açılması halinde enerji fiyatlarında rahatlama beklentisi oluşabilir.

Ancak İran’ın boğaz üzerindeki egemenlik ve hizmet bedeli vurgusu, geçişlerin tamamen eski düzenine dönüp dönmeyeceği konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Bu nedenle piyasalar yalnızca anlaşmanın imzalanıp imzalanmayacağını değil, Hürmüz’deki fiili uygulamanın nasıl şekilleneceğini de yakından takip ediyor.

Washington iyimser, Tahran temkinli

Sürecin mevcut tablosunda Washington anlaşmaya oldukça yakın olunduğu mesajını verirken, Tahran daha temkinli bir dil kullanıyor.

Trump, anlaşmanın pazar günü imzalanacağını ve Hürmüz Boğazı’nın hemen açılacağını söylerken; İran, imzanın pazar günü atılmayacağını ancak önümüzdeki günlerde mutabakat ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiyor.

Bu tablo, tarafların anlaşmanın siyasi zemini üzerinde büyük ölçüde ilerleme sağladığını, ancak takvim ve uygulama ayrıntılarında henüz tam mutabakata varamadığını gösteriyor.

Bölge için yeni dönem mi, geçici ateşkes mi?

ABD-İran hattında imzalanması beklenen mutabakat, Orta Doğu’da yeni bir diplomatik dönemin başlangıcı olabilir. Ancak anlaşmanın kalıcı bir barış mı, yoksa geçici bir çatışmasızlık düzeni mi sağlayacağı henüz belli değil.

Trump yönetimi anlaşmayı büyük bir diplomatik başarı olarak sunarken, İran egemenlik hakları ve uygulama takvimi konusunda temkinli davranıyor. İsrail ise Lübnan’daki askeri pozisyonunu koruyacağını gösteren mesajlar veriyor.

Bu nedenle anlaşma imzalansa bile bölgedeki gerilimin tamamen sona ermesi kısa vadede kolay görünmüyor. Hürmüz Boğazı’nın açılması enerji piyasalarında rahatlama sağlayabilir, ancak nükleer dosya, Lübnan cephesi ve İsrail-İran rekabeti bölgenin kırılganlığını korumasına neden olabilir.

Önümüzdeki günlerde Washington, Tahran, İslamabad ve Tel Aviv’den gelecek açıklamalar, anlaşmanın gerçekten imzalanıp imzalanmayacağını ve Orta Doğu’daki savaşın diplomatik bir hatta çekilip çekilemeyeceğini belirleyecek.