Gazeteci Yazar, TV Program Sunucusu ve Emekli Astsubay Bahri Kılınçel, Ahmet Yesevî’nin hayatını anlatırken onun yalnızca menkıbelerle, kerametlerle ve halk hafızasında yaşayan rivayetlerle anlaşılmaması gerektiğini özellikle vurgulamaktadır. Çünkü Ahmet Yesevî, menkıbevi yönü güçlü bir gönül eri olduğu kadar, ciddi bir ilim, tasavvuf ve irfan terbiyesiyle yetişmiş büyük bir mürşittir.
Onun hayatındaki menkıbeler, halkın kendisine duyduğu sevgi ve saygının yansımasıdır. Fakat Ahmet Yesevî’yi büyük yapan asıl temel; sağlam bir ilim anlayışı, güçlü bir manevi disiplin ve halkı irşat etmeye adanmış bir hayat çizgisidir. Bu nedenle Buhara yılları, Yesevî’nin düşünce dünyasını anlamak bakımından son derece önemlidir.

Buhara’nın ilim merkezi oluşu
Ahmet Yesevî, genç yaşta dönemin en önemli ilim merkezlerinden biri olan Buhara’ya gitmiştir. Buhara, o yıllarda Maveraünnehir’in en büyük kültür, ilim ve irfan merkezlerinden biri kabul edilmektedir. Şehir yalnızca medreseleriyle değil; âlimleri, mutasavvıfları, fikir ortamı ve manevi hareketliliğiyle de dikkat çeken bir merkezdir.
Buhara’ya gitmek, Ahmet Yesevî için sadece eğitim almak anlamına gelmez. Bu yolculuk, çocukluk döneminde başlayan manevi arayışının daha sistemli bir ilim ve tasavvuf terbiyesine dönüşmesidir. Sayram ve Yesi’de başlayan gönül yürüyüşü, Buhara’da derinleşmiş; burada aldığı eğitim, onun ileride büyük bir irşat önderi olmasının temelini oluşturmuştur.
Bu yönüyle Buhara, Ahmet Yesevî’nin hayatında bir ilim kapısıdır. O, burada hem zihnini hem gönlünü besleyen bir çevreye dâhil olmuş; dönemin seçkin ilim ve tasavvuf büyükleriyle aynı manevi atmosferi paylaşmıştır.

Yusuf Hemedânî’ye intisap
Ahmet Yesevî’nin Buhara’daki en önemli durağı, büyük mutasavvıf Yusuf Hemedânî’ye intisap etmesidir. Yusuf Hemedânî, dönemin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından biri olarak bilinmektedir. Onun yanında yetişmek, Ahmet Yesevî için yalnızca bilgi öğrenmek değil; aynı zamanda edep, disiplin, teslimiyet ve manevi olgunluk kazanmak anlamına gelmiştir.
Yesevî, Yusuf Hemedânî’den hem zahirî hem de bâtınî ilimleri öğrenmiştir. Zahirî ilimler, dinin görünen hükümlerini, ibadetleri, ahlaki esasları ve İslamî bilgiyi ifade ederken; bâtınî ilimler insanın iç dünyasını, kalp terbiyesini, nefsin arındırılmasını ve Allah’a yönelişin derinliğini anlatır.
Ahmet Yesevî’nin düşünce sisteminde bu iki yön birbirinden kopuk değildir. Onda ilim ile irfan, şeriat ile tasavvuf, bilgi ile ahlak birlikte yürür. Bu nedenle sonraki yıllarda ortaya koyduğu irşat anlayışı, yalnızca duygusal bir tasavvuf dili değil; sağlam bir ilim ve edep temeline dayanan güçlü bir manevi eğitim sistemidir.

Hocasının teveccühünü kazanan talebe
Ahmet Yesevî, Buhara’daki eğitimi sırasında hocası Yusuf Hemedânî’nin teveccühünü kazanmıştır. Bu teveccüh, onun yalnızca zeki ve kabiliyetli bir öğrenci olduğunu değil; aynı zamanda manevi terbiyeye açık, edep sahibi ve hizmet bilinci taşıyan bir talebe olduğunu da göstermektedir.
Tasavvuf geleneğinde hocanın teveccühünü kazanmak, yalnızca bilgiyle mümkün değildir. Bunun için sabır, sadakat, tevazu, hizmet ve iç olgunluk gerekir. Ahmet Yesevî’nin Yusuf Hemedânî’nin halifeleri arasında yer alması, onun bu yolda büyük bir mesafe katettiğini göstermektedir.
Bu durum, Yesevî’nin ileride Türkistan halkı üzerinde neden bu kadar etkili olduğunu da açıklar. Çünkü o, yalnızca okuyan ve bilen bir kişi değil; öğrendiğini yaşayan, yaşadığını anlatan ve anlattığını halka ulaştıran bir mürşittir.

Yesi’ye dönüş ve irşat dönemi
Ahmet Yesevî, hocasının yanında aldığı ilim ve tasavvuf terbiyesinden sonra manevi bir işaretle Yesi’ye dönmüştür. Bu dönüş, onun hayatında yeni bir dönemin başlangıcıdır. Buhara’da öğrenen, yetişen ve olgunlaşan Ahmet Yesevî; Yesi’de öğreten, irşat eden ve halkı aydınlatan büyük bir gönül eri hâline gelmiştir.
Yesi’ye dönüşü yalnızca memlekete dönüş değildir. Bu dönüş; ilmin halka taşınması, hikmetin gündelik hayata indirilmesi ve Türkistan insanının manevi ihtiyaçlarına cevap verilmesi anlamına gelir. Ahmet Yesevî, Buhara’da aldığı derin ilmi, Yesi’de halkın anlayacağı bir dille anlatmaya başlamıştır.
Burada onun büyüklüğü bir kez daha ortaya çıkar. Çünkü bazı insanlar ilim öğrenir fakat o ilmi halka ulaştıramaz. Bazıları yüksek hakikatleri bilir fakat onları sade bir dile dönüştüremez. Ahmet Yesevî ise öğrendiği yüksek ilmi, halkın gönlüne dokunan hikmetler hâline getirmeyi başarmıştır.

Yüksek ilmi halkın diline indiren üslup
Ahmet Yesevî’nin asıl başarısı, yüksek ilmi halkın anlayacağı bir dile dönüştürmesidir. O, dinî bilgiyi ağır kavramlarla, anlaşılması güç ifadelerle veya yalnızca seçkin zümrelere hitap eden bir dille anlatmamıştır. Aksine Türk insanının gönlüne dokunan sade, açık ve etkili bir üslup geliştirmiştir.
Bu üslubun temelinde hikmet vardır. Yesevî’nin hikmetleri yalnızca şiir ya da edebî metin değildir. Onlar aynı zamanda birer ahlak dersi, kulluk çağrısı, nefis muhasebesi ve gönül terbiyesidir. Bu yüzden onun sözleri halk arasında kolayca benimsenmiş, ezberlenmiş ve nesilden nesile aktarılmıştır.
Ahmet Yesevî, halkın anlayacağı dili kullanarak dinî bilgiyi hayatın içine taşımıştır. Onun anlatımında İslam, yalnızca medrese duvarları arasında kalan bir bilgi değil; pazarda, evde, dergâhta, bozkırda ve gündelik hayatın içinde yaşanan bir ahlak düzenidir.

Buhara’dan Yesi’ye taşınan irfan
Buhara’da aldığı eğitim, Ahmet Yesevî’nin ilim yönünü güçlendirmiş; Yesi’de yürüttüğü irşat faaliyetleri ise halkla kurduğu bağı derinleştirmiştir. Bu iki şehir, onun hayatında birbirini tamamlayan iki büyük duraktır.
Buhara, ona ilmin disiplinini kazandırmıştır. Yesi ise bu ilmin halka nasıl ulaştırılacağını göstermiştir. Buhara’da öğrenilen bilgi, Yesi’de hikmete dönüşmüştür. Buhara’da alınan tasavvuf terbiyesi, Yesi’de geniş halk kitlelerinin gönlüne ulaşan bir irşat hareketi hâline gelmiştir.
Bu nedenle “Buhara’da ilim, Yesi’de irşat” ifadesi Ahmet Yesevî’nin hayatını özetleyen güçlü bir cümledir. O, ilmi öğrenmiş; fakat onu yalnız kendisi için saklamamıştır. Öğrendiğini milletiyle paylaşmış, halkın inanç ve ahlak dünyasını aydınlatmak için kullanmıştır.

Bahri Kılınçel’in anlatımıyla
Gazeteci Yazar, TV Program Sunucusu ve Emekli Astsubay Bahri Kılınçel’in kaleminden aktarılan bu bölüm, Ahmet Yesevî’nin yalnızca menkıbelerle değil, ciddi bir ilim ve tasavvuf terbiyesiyle anlaşılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Ahmet Yesevî; Buhara’da ilim öğrenmiş, Yusuf Hemedânî’nin terbiyesinde olgunlaşmış, hocasının teveccühünü kazanmış ve ardından Yesi’ye dönerek halkı irşat etmeye başlamıştır. Onun asıl büyüklüğü de burada ortaya çıkmaktadır: Yüksek ilmi halkın anlayacağı bir dile dönüştürmek, dinî hakikatleri ağır kavramlar yerine gönle dokunan hikmetlerle anlatmak ve Türk insanına kendi diliyle seslenmek.
Bu nedenle Ahmet Yesevî, yalnızca bir mutasavvıf değil; ilmi irfana, irfanı hikmete, hikmeti de halkın hayatına dönüştüren büyük bir gönül öğretmenidir.




