Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki okullarda meydana gelen silahlı saldırıların ardından, gençlerde ve çocuklarda şiddet eğilimine yol açan etkenler yeniden gündeme geldi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, aile içinde erken yaşta şiddetle karşılaşma, akran zorbalığı, sosyal dışlanma, medyada ve toplumsal yaşamda şiddetin normalleştirilmesi gibi unsurların gençlerde şiddeti meşrulaştırma eğilimi oluşturabildiğini belirtti.
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okul şiddetinin tamamen sıfırlanamasa da büyük oranda önlenebilir bir olgu olduğunu söyledi. Tarhan, okul şiddetinin ani bir patlama değil, önceden gelişen bir süreç olduğunu vurgulayarak, “Çünkü okul şiddeti ani patlama değil, önceden gelişen bir süreçtir, bu yüzden erken fark edilirse önlenebilir. Çünkü araştırmalar şunu gösteriyor, saldırganların yüzde 70-80’i önceden sinyal verir. Çoğunda sosyal geri çekilme, tehdit dili, yoğun öfke ve planlama davranışı vardır. Şiddet görünmez değil, erken evrede fark edilebilir” dedi.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki okul şiddeti verilerine de değinen Tarhan, 2013-2023 yılları arasında silahlı olaylarda yüzde 324’lük artış yaşandığını, bunun ardından okullarda bilinçli farkındalık, empati, dürtü kontrolü ve sosyal-duygusal beceri eğitimlerinin başlatıldığını hatırlattı. Bu çalışmaların sonuç verdiğini belirten Tarhan, 2024’te 336 olan olay sayısının 2025’te yaklaşık yüzde 22 azalarak 254’e gerilediğini ifade etti.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şiddeti önlemek için üç aşamalı bir strateji önerdi. Birincil önlemede tüm öğrencilere yönelik empati, zorbalık karşıtı programlar ve duygu düzenleme becerilerinin kazandırılması gerektiğini söyleyen Tarhan, ikincil önlemede riskli, sessizleşen veya alışılmışın dışında davranan öğrencilerin erken tespit edilerek psikolojik danışmanlık hizmetlerine yönlendirilmesini önerdi. Üçüncül önleme kapsamında ise yüksek risk durumlarında kriz müdahale ekiplerinin kurulması ve aile-okul-uzman iş birliğinin sağlanmasının önemine işaret etti.
Dijitalleşmenin sosyal izolasyonu artırdığına dikkat çeken Tarhan, bazı rol modellerin şiddeti estetikleştirdiğini belirterek, modern önleme çalışmalarının yalnızca okul duvarları arasında kalmaması, dijital yaşamı da kapsaması gerektiğini söyledi. Tarhan, “Genç ‘kimse beni anlamıyor’ diyorsa orada bir risk vardır” ifadelerini kullandı.
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Prof. Dr. Gökşin Karaman da ergenler üzerinde ebeveyn, sosyal medya ve akran çevresi kaynaklı çok sayıda yük ve talep bulunduğunu belirtti. Ergenlerin bu taleplerle baş edecek yeterli donanıma her zaman sahip olmadığını söyleyen Karaman, dışlanmanın saldırgan davranışı artırdığını ifade etti.
Karaman, “İzolasyonun agresyonu artırdığını biliyoruz. Yani dışarıda kalmak öyle ya da böyle teknik olarak saldırgan davranışı artırıyor. Dışarıda bırakırsan ve rehabilite etmezsen, bir formül bulmazsan, ergenin gözünde ‘Bu çocuk gözden çıkarıldı.’ şeklinde yazılıyor. İstenmeyen davranışlar artabiliyor. Bireysel sorunlar yok mu? Ergenlerin tek tek mutlaka bireysel problemleri var ama ortam da buna, onları gözden çıkararak bence zemin hazırlıyor. Yani kazanmak üzerinden değil de sistem elemek ve diskalifiye etmek üzerinden gidince böyle oluyor” dedi.
Çocuğun sessiz olmasının problem olmadığı anlamına gelmediğini vurgulayan Karaman, bunun çoğu zaman ilişki eksikliğine işaret ettiğini belirtti. Karaman, “Çocuğun sessiz olması problem olmadığı anlamına gelmiyor, ilişkinin olmadığı anlamına geliyor. Çocuğun problem vermemiş olması, vermeyeceği anlamına gelmiyor” diye konuştu.
Peş peşe yaşanan olayları “kopyalama” davranışı olarak değerlendiren Karaman, medyanın kullandığı dilin de bu noktada çok önemli olduğunu kaydetti. Olayların aksiyon filmi gibi anlatılmasının özendirici etkisi olabileceğini belirten Karaman, psikolojiden önce her zaman güvenliğin sağlanması gerektiğini söyledi.
Üsküdar Üniversitesi Nöropsikiyatri İstanbul Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan ise okullarda artış gösteren şiddet vakalarının arkasında bireysel, ailesel ve toplumsal çok sayıda faktör bulunduğunu söyledi. Erdoğan, şiddet eğilimi gösteren gençlerin önceden fark edilebileceğini belirterek, ani öfke patlamaları, küçük olaylara aşırı tepki verme, kurallara karşı isyan, otoritelerle sürekli çatışma, fiziksel kavgalara karışma, tehditkar davranışlar, yoğun kızgınlık, kin, intikam düşünceleri ve aile ile arkadaşlardan uzaklaşma gibi belirtilere dikkat çekti.
Şiddet içerikli materyallere ilginin de erken uyarı işareti olabileceğini belirten Erdoğan, sosyal dışlanma yaşayan gençlerin aidiyet duygusunu kaybettiğinde görünür olmak için şiddete başvurabildiğini söyledi. Medyada, siyasette ve toplumsal hayatta şiddetin normalleşmesinin gençler için model oluşturduğunu ifade eden Erdoğan, dijital ortamda yaşanan zorbalığın da okul içi şiddete psikolojik zemin hazırlayabileceğini kaydetti.
Şiddet olayları sonrasında okul ortamının hızla güvenli ve öngörülebilir hale getirilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, günlük rutinlere kontrollü dönüşün, sosyal destek ağlarının güçlendirilmesinin, okul psikolojik danışmanlarıyla iş birliği yapılmasının ve gerekli durumlarda uzman desteğine başvurulmasının önemine dikkat çekti.
Üsküdar Üniversitesi Nöropsikiyatri İstanbul Hastanesi Çocuk ve Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım da son günlerde yaşanan okul şiddeti olaylarının çok boyutlu değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yıldırım, bireysel düzeyde duygusal sıkıntılar, dürtü kontrol zorluğu, geçmişte şiddete maruz kalma; aile düzeyinde sert, tutarsız ya da ihmalkar ebeveynlik; okul düzeyinde dışlanma, düşük bağlılık ve başarısızlık; toplumsal düzeyde ise eşitsizlik, umutsuzluk ve çevresel şiddetin etkili olduğunu belirtti.
Sosyal medya ve dijital kültürün tabloyu daha karmaşık hale getirdiğini ifade eden Yıldırım, asıl meselenin yalnızca kapıda güvenlik görevlisi bulunup bulunmaması olmadığını söyledi. Riskli sürecin erken fark edilmesi, sağlıklı ilişki kurulması ve krizin büyümeden doğru yönlendirilmesinin esas olduğunu vurgulayan Yıldırım, şiddetin estetik bir kılıfa sokulmasının ya da popülerlik aracına dönüşmesinin en büyük tehlikelerden biri olduğunu ifade etti.
Yıldırım, olayların ardından öğrenci ve öğretmenlerin ciddi psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu da belirterek, herkesin travma tepkisinin farklı olabileceğini söyledi. Yas ve travma süreçlerinde bireysel desteklerin sürdürülmesi, akran zorbalığına tolerans gösterilmemesi, çocukların öfke kontrolü ve çatışma çözme becerilerinin güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ ise özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede yoğunluk bulunduğunu söyledi. Aile içi iletişimde yaşanan sorunların çocukların davranışlarına doğrudan yansıdığını belirten Dağ, çocukların şiddet eğiliminin azaltılmasında ailelerin ve okulların koordineli hareket etmesinin büyük önem taşıdığını kaydetti.
Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençler üzerindeki etkisine de dikkat çeken Dağ, toplumsal düzeyde belirginleşen kutuplaşmanın bireyleri ve grupları birçok konuda uzlaşmaz taraflar haline getirdiğini, bunun da güvensizlik, korku ve öfke gibi duygular üzerinden şiddet eğilimlerini beslediğini ifade etti.
Dr. Berat Dağ, okullardaki yönetici, öğretmen ve öğrenci ilişkilerinin güven ve adalet üzerine inşa edilmesi gerektiğini belirterek, öğrencilerin eğitim öğretim süreci boyunca güven, sevgi, saygı ve adalet gibi değerleri içselleştirmesinin önemine vurgu yaptı. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin etkinliğinin artırılmasının şiddetin önlenmesinde kritik rol oynadığını söyleyen Dağ, bu birimlerin eğitim alanında uzmanlaşmış sosyologlarla da birlikte çalışması gerektiğini dile getirdi.
Uzmanların ortak görüşü, okullardaki şiddet olaylarının yalnızca güvenlik önlemleriyle değil; aile, okul, toplum ve dijital yaşamı kapsayan çok yönlü politikalarla azaltılabileceği yönünde oldu.




