ABD ile İran arasında Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yürütülen kritik görüşmelerden sonuç çıkmadı. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in başkanlık ettiği Amerikan heyeti ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın öncülük ettiği heyet arasında yapılan görüşmelerin, 1979’dan bu yana iki ülke arasındaki en üst düzey temaslardan biri olduğu belirtiliyor. Görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması, 8 Nisan’da devreye giren kırılgan ateşkesin geleceğine ilişkin kaygıları da artırdı.
Nükleer program masanın en sert başlığı oldu
ABD basınında yer alan haberlere göre masayı kilitleyen en önemli konu, İran’ın nükleer programı oldu. Buna göre Washington, Tahran’dan tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmasını, büyük nükleer zenginleştirme tesislerini sökmesini ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını teslim etmesini istedi. Amerikan tarafının özellikle İran’ın nükleer kapasitesini kalıcı biçimde sınırlandırmayı hedefleyen bu talepleri, görüşmelerin en sert ve en zorlayıcı boyutunu oluşturdu.
Hürmüz Boğazı talebi kriz başlıklarından biri oldu
Görüşmeleri zorlaştıran bir diğer başlık ise Hürmüz Boğazı oldu. Ateşkes sürecinde boğazın yeniden açılması önemli bir şart olarak öne çıkarken, ABD tarafı İran’dan geçişlerin herhangi bir ücret ya da kısıtlama olmaksızın tamamen normale dönmesini istedi. Bu talebin, savaşın başlamasından bu yana küresel enerji sevkiyatında yaşanan baskı nedeniyle Washington açısından kritik önemde olduğu değerlendiriliyor.
Yaptırımlar ve dondurulmuş varlıklar anlaşmazlığı derinleştirdi
Yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve zamanlaması da temel anlaşmazlık başlıkları arasında yer aldı. Özellikle İran’ın dondurulmuş mali varlıklarının ne kadarının serbest bırakılacağı ve bunun hangi takvimle yapılacağı konusunda tarafların ortak zeminde buluşamadığı bildirildi. İran tarafı da güven inşası ve ekonomik rahatlama olmadan kalıcı bir uzlaşının mümkün olmayacağı mesajını verdi.
Washington vekil güçlerle bağların kesilmesini istedi
ABD medyasına yansıyan bilgilere göre Washington’un İran’dan Hamas, Hizbullah ve Husiler gibi gruplara verilen desteğin kesilmesini istediği de öne sürüldü. Amerikan yönetimi, yalnızca nükleer başlıkta değil, bölgesel güvenlik denkleminde de İran’ın etkisini sınırlamayı hedefleyen taleplerle masaya oturdu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter de savaşın ancak İran ile vekil güçleri arasındaki bağın kopmasıyla gerçekten sona ereceği yönünde açıklamalar yaptı.
Vance ilerleme sağlanamadığını açıkladı
Görüşmelerin ardından konuşan JD Vance, ilerleme sağlanamadığını açık biçimde ilan etti. Vance, İran’ın nükleer silah arayışından vazgeçtiğine dair güvence istediklerini söylerken, anlaşma çıkmamasını daha çok Tahran’ın tavrına bağladı. Amerikan tarafı, masaya nihai ve güçlü bir teklif koyduğunu savunurken, görüşmelerin sonuçsuz kalması diplomatik beklentileri aşağı çekti.
İran cephesi güven krizine işaret etti
İran cephesi ise ABD’yi aşırı ve gerçekçi olmayan talepler ileri sürmekle suçladı. İran medyası ve İranlı yetkililer, Washington’un taleplerinin Tahran’ın güvenini kazanmayı zorlaştırdığını savundu. Kalibaf da artık karar sırasının ABD’de olduğunu söyleyerek Washington’un İran’ın güvenini yeniden kazanıp kazanamayacağının test edildiğini ifade etti.
Trump’tan nükleer mesaj ve baskı vurgusu
Başkan Donald Trump da görüşmeler sonrasında yaptığı açıklamalarda, tarafların birçok konuda yakınlaştığını ancak asıl sorunun İran’ın nükleer emellerinden vazgeçmemesi olduğunu söyledi. Görüşmelerin çökmesinin ardından Hürmüz Boğazı çevresindeki baskının artırılmasına dönük mesajlar da dikkat çekti. Bu durum, diplomatik çıkmazın sahadaki askeri gerilimi daha da tırmandırabileceği yorumlarına yol açtı.
Ateşkesin geleceği belirsizliğini koruyor
İslamabad temaslarının başarısızlıkla sonuçlanması, yalnızca bir diplomatik tıkanma değil, aynı zamanda daha geniş savaşın geleceği açısından da kritik bir kırılma olarak görülüyor. Çünkü taraflar 8 Nisan’dan bu yana yürürlükte olan iki haftalık ateşkesi kalıcı bir siyasi zemine taşıyamadı. Şimdilik en net tablo, görüşmeleri bozan ana düğümün İran’ın nükleer kapasitesi, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol, yaptırımların kaldırılması ve İran’ın mali kaynaklarına erişimi etrafında şekillendiğini gösteriyor.

Yetkililer, İran’ın müzakere masasında ‘stratejik kazanımlardan’ taviz vermeyeceğini söylüyor
İran medyası ve yetkilileri, İslamabad’da ABD ile yapılan uzun soluklu müzakerelerin çöküşünü Washington’ın “maksimalist taleplerinin” bir sonucu olarak nitelendirerek, Hürmüz Boğazı, nükleer politika ve savaşla ilgili tazminat konularındaki derin görüş ayrılıklarını vurguladı.
40 günlük bir savaşın ardından ve Pakistan’ın arabuluculuğuyla sağlanan kırılgan iki haftalık ateşkes altında yapılan görüşmeler, hem siyasi hem de uzman ekiplerin katılımıyla 21 saatten fazla süren müzakerelerin ardından anlaşma sağlanamadan sona erdi.
İran heyeti, Meclis Başkanı Mohammad Bagher Qalibaf başkanlığında, Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi ve üst düzey güvenlik yetkilisi Ali Bagheri Kani’yi de içererek, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance başkanlığındaki ABD heyetiyle birçok görüşme gerçekleştirdi. Teklif ve taslak metinlerin alışverişine rağmen, ortak bir çerçeveye varılamadı.
‘ABD’nin mantıksız talepleri’
İran devlet televizyonu IRIB, ABD’nin “mantıksız taleplerinin” yoğun müzakerelere rağmen bir anlaşmaya varılmasını engellediğini bildirdi.
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Tasnim Haber Ajansı, bilgilendirilmiş kaynaklara dayanarak İran’ın “makul öneriler” sunduğunu ve “topun artık Washington’ın sahasında olduğunu” belirtti.
Güvenlik kurumlarıyla yakın bağlarıyla bilinen Fars Haber Ajansı, ABD tarafının görüşmelerden çekilmek için bir bahane arıyor gibi göründüğünü bildirirken, Mehr Haber Ajansı ise çıkmazın Amerikan heyetinin ayrılmasına yol açtığını belirtti.
IRNA tarafından yayınlanan bir analizde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in açıklamalarının “diplomatik normların ötesinde” talepleri yansıttığı ve tek taraflı koşullar dayatma girişimleri olarak nitelendirildiği belirtildi.
Hürmüz ve nükleer dosya: bilinen fay hatları
İran medyası İslamabad’daki son görüşmelerin ayrıntılı bilgilerini açıklamamış olsa da, haberlere göre temel anlaşmazlıklar görüşmeler öncesinde gündeme gelen konularla örtüşüyordu.
Hürmüz Boğazı zaten temel bir anlaşmazlık noktası olarak belirlenmişti. İranlı yetkililer, müzakerelerden önce boğaz üzerindeki kontrolün stratejik bir mesele olduğunu ve taviz verilemeyeceğini defalarca vurgulamıştı.
İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, boğazın İran silahlı kuvvetlerinin tam kontrolünde kalacağını ve savaş öncesi yönetim sistemine geri dönmeyeceğini belirtmişti.
İran medyası ayrıca, görüşmeler sırasında yeniden gündeme gelen temel sürtüşme kaynaklarından birinin, ABD’nin boğazdan deniz yoluyla erişim konusundaki beklentileri (kesintisiz geçişin sağlanması çağrıları da dahil olmak üzere) olduğuna işaret etti.
İran’ın nükleer programı konusunda da benzer bir durum gözlemlendi.
İslamabad görüşmelerinin ayrıntılı bir dökümü kamuoyuna açıklanmasa da, daha önceki İran medyası haberlerinde ABD’nin zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması ve İran’dan yaklaşık 400 kilogram %60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun çıkarılması da dahil olmak üzere kapsamlı tavizler istediği belirtilmişti.
İran medyası bu talepleri kabul edilemez olarak nitelendirerek, Tahran’ın kendi topraklarında zenginleştirmeyi egemenlik hakkı olarak gördüğünü vurguladı. Haberlere göre İran teknik düzenlemelere açık olsa da, zenginleştirilmiş uranyum stokunun yurt dışına transferini ve nükleer faaliyetlerin tamamen askıya alınmasını reddediyor.
Genel olarak değerlendirildiğinde, İran medyasındaki anlatılar, İslamabad’daki sonucun ani bir kopuştan ziyade, Hürmüz ve nükleer politika konusundaki uzun süredir devam eden anlaşmazlıkların yeniden ortaya çıkmasını yansıttığını göstermektedir.
Tazminat ve daha geniş kapsamlı talepler
İran medyası da savaş zararlarının tazmini konusunu merkezi bir mesele olarak vurguladı.
İslam Danışma Meclisi Haber Ajansı, Tahran’ın tazminatı herhangi bir anlaşmanın temel bir bileşeni olarak gördüğünü ve bunu ABD ve İsrail saldırıları sırasında verilen zararlardan sorumlu tutulmayla ilişkilendirdiğini bildirdi.
Yaptırımların kaldırılması ve uygulanma sırası da çözüme kavuşmamışken, Lübnan’daki gelişmeler de dahil olmak üzere daha geniş bir bölgesel ateşkesin kapsamı da bir diğer önemli anlaşmazlık alanı olarak belirlendi.
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Esmail Baghaei, görüşmelerin “çok çeşitli konuları” kapsadığını belirterek, bazı ilerlemeler kaydedilmiş olsa da “iki üç önemli konuda önemli boşlukların kaldığını” sözlerine ekledi.
Diplomasi ‘güç’le birlikte devam ediyor.
Anlaşmaya varılamamasına rağmen, İranlı yetkililer diplomasinin daha geniş bir stratejinin parçası olmaya devam ettiğini vurguladı.
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mohammad Reza Aref, Tahran’ın haklarını “Hürmüz Boğazı’ndan tazminat talebine kadar” savunacağını belirterek, İran’ın tutumunun kararlılığını koruduğunun sinyalini verdi.
“Hormuz Boğazı’ndaki gücümüzden tazminat talebimize kadar, halkın hakları konusunda kararlı duruşumuzla öne çıkıyoruz,” dedi.
İran heyetine başkanlık eden Kalibaf, İran’ın görüşmelere iyi niyetle girdiğini ancak güven inşa edip edemeyeceğine karar vermenin artık Washington’a bağlı olduğunu söyledi.
“Artık ABD’nin güvenimizi kazanıp kazanamayacağına karar vermesi gerekiyor,” diyen yetkili, İran’ın ulusal haklarını koruma çabalarının yanı sıra diplomasiye de devam edeceğini sözlerine ekledi.
Önümüzdeki yol belirsiz.
Görüşmeler anlaşma sağlanamadan sona erse de, İran medyası sürecin diplomatik kanallar aracılığıyla devam edebileceğini öne sürdü.
Ancak İran medyasındaki hakim söylem, Hürmüz Boğazı, nükleer politika ve tazminat konularında süregelen anlaşmazlıklara işaret ederek, yakın vadede bir anlaşma olasılığını belirsiz kılıyor.
Tahran için mesaj açık ve net: Çatışma sırasında elde edilen stratejik kazanımlar müzakere yoluyla elden çıkarılamaz.




