Yaşlanmanın yalnızca fiziksel değişimlerden ibaret olmadığını belirten Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, bu dönemde kişinin yaşamındaki rollerini, ilişkilerini ve kendilik algısını yeniden değerlendirdiğini ifade etti.
Emeklilik, eş veya arkadaş kaybı, çocukların evden ayrılması ve fiziksel kapasitedeki değişimlerin yaşlı bireylerin psikolojik dünyasını etkileyebildiğini kaydeden Tunçel, yalnızlık, kaygı, değersizlik ve çaresizlik duygularının ortaya çıkabileceğini söyledi.
Buna karşılık yaşlılığın yalnızca sorunlarla tanımlanmaması gerektiğini vurgulayan Tunçel, yaşam deneyiminin bazı bireylerde kabullenme, duygusal olgunluk ve hayata anlam verme becerisini de güçlendirebildiğini belirtti.
“Ben yaparım” yerine “Birlikte yapabiliriz”
Ailelerin iyi niyetle sergilediği aşırı korumacı tutumların olumsuz sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Tunçel, yaşlı bireyin yapabildiği işleri sürekli üstlenmenin bağımsızlık ve yeterlilik duygusunu zayıflatabileceğini söyledi.
Tunçel, gerçekten yardıma ihtiyaç duyulan alanlarda destek verilmesi gerektiğini ancak bireyin yapabileceği işlerin elinden alınmamasının önemli olduğunu ifade ederek, “Ben yapayım” yaklaşımı yerine “İstersen birlikte yapabiliriz” denilmesinin daha sağlıklı olacağını kaydetti.
Yaş almak karar verme hakkını ortadan kaldırmıyor
Yaşlı bireyin kendi yaşamıyla ilgili konularda fikrinin alınmasının önemine işaret eden Tunçel, kişinin yaşının ilerlemesinin karar verme hakkının otomatik olarak ailesine geçtiği anlamına gelmediğini belirtti.
Sürekli olarak yaşlı bireyin yerine karar verilmesinin kırgınlık, öfke, değersizlik ve geri çekilme duygularını artırabileceğini ifade eden Tunçel, temel yaklaşımın “onun için karar vermek” değil, “onunla birlikte karar vermek” olması gerektiğini söyledi.
Bilişsel kapasiteyi etkileyen özel durumlarda profesyonel değerlendirme gerekebileceğini belirten Tunçel, bunun dışında yaşın tek başına bireyin söz hakkını ortadan kaldırmadığını vurguladı.
Sosyal yaşamın sürmesi önemli
Yaşlı bireyin yalnızca bakım alan kişi olarak görülmemesi gerektiğini belirten Tunçel, aile ve sosyal yaşamın aktif bir üyesi olarak kalmasının psikolojik açıdan önemli olduğunu söyledi.
Birlikte yemek yemek, sohbet etmek, yürüyüşe çıkmak, arkadaşlarla görüşmeyi kolaylaştırmak ve ilgi duyulan etkinliklere katılımı desteklemek gibi basit adımların önemli katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Tunçel, özellikle kişinin istemediği halde sosyal ilişkilerinden uzaklaşmasının üzüntü, kaygı, içe kapanma ve yaşamdan alınan keyfin azalmasıyla ilişkili olabileceğine dikkat çekti.
Çocuklaştıran iletişimden kaçınılmalı
Ailelerin yaşlı yakınlarına neye ihtiyaç duyduklarını doğrudan sormasının daha sağlıklı olduğunu belirten Tunçel, “Neye ihtiyacın var?”, “Bunu kendin yapmak ister misin?” ve “Nasıl destek olabilirim?” gibi ifadelerin tercih edilmesini önerdi.
Yaşlı bireyle yüksek sesle, aşırı yavaş veya çocukla konuşur gibi iletişim kurulmasının doğru olmadığını belirten Tunçel, yetişkin bir bireyle konuşur gibi doğal ve saygılı bir dil kullanılması gerektiğini kaydetti.
Tunçel, yaşlı bireye verilebilecek en önemli desteğin, onun yerine hayatı yaşamak değil, yapabildiklerine güvenerek bağımsızlığını mümkün olduğunca sürdürebilmesi için yanında olmak olduğunu ifade etti.





