Adalet Bakanı Akın Gürlek, kamuoyunun yakından izlediği soruşturma ve yargı süreçlerine ilişkin kapsamlı açıklamalarda bulundu. Gülistan Doku’nun naaşının birkaç kez yer değiştirmiş olabileceğini belirten Gürlek, cansız bedenin kimyasal maddeler kullanılarak tamamen ortadan kaldırılmış olması ihtimalinin de araştırıldığını söyledi. Bakan Gürlek; faili meçhul dosyalar, Rojin Kabaiş ve Kaşif Kozinoğlu soruşturmaları, AHBAP ve Alihan Kuriş dosyaları, uyuşturucu ve yasa dışı bahis operasyonları, borsada manipülasyon, FETÖ ile mücadele, Ekrem İmamoğlu davası, Ahmet Davutoğlu ve Gökçek ailesi hakkındaki soruşturmalar ile yargıya güven ve cezasızlık tartışmaları konusunda da ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görev yapan yargı muhabirleriyle bir araya gelerek gündemdeki soruşturmalar, davalar ve adalet sistemine ilişkin soruları yanıtladı.
Gürlek’in açıklamalarında en dikkat çeken başlıklardan biri, 5 Ocak 2020’de Tunceli’de kaybolduktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyası oldu.
Altı yılı aşkın süredir akıbeti aydınlatılamayan Doku’nun dosyasında son dönemde önemli ilerlemeler sağlandığını belirten Gürlek, soruşturmanın tamamlandığını söylemek için ise henüz erken olduğunu ifade etti.
Gürlek, Doku’nun cansız bedeninin bulunmasını soruşturmanın en önemli başlıklarından biri olarak göstererek şöyle konuştu:
“Burada bizim için en önemli konulardan biri Gülistan’ın naaşının bulunması. Arkadaşlarımız özellikle bu konu üzerinde hassasiyetle çalışıyor. Dosyadaki bazı beyanlarda naaşın birkaç kez yer değiştirmiş olabileceğine ilişkin bilgiler bulunuyor. En son Pertek yolu üzerindeki bir noktaya götürüldüğüne yönelik beyanlar var.”
Gürlek, Doku’nun cansız bedeninin bulunamamasına ilişkin son derece dikkat çekici bir ihtimalin de araştırıldığını belirterek:
“Gülistan kimyasal madde ile ortadan kaldırılmış olabilir.”
dedi.
Bu ihtimalin kesinleşmiş bir adli bulgu olmadığı, soruşturma kapsamında değerlendirilen beyan ve ihtimallerden biri olduğu önem taşıyor.
Gürlek, soruşturmanın geçmiş dönemine ilişkin bazı kamu görevlilerinin eylemlerinin de mercek altında olduğunu belirtti:
“Soruşturma kapsamında, geçmiş dönemde bazı kamu görevlilerinin kendilerine tanınan yetkileri usulsüz şekilde kullanarak olayın aydınlatılmasını engellemeye veya bazı delilleri ortadan kaldırmaya çalıştıklarına ilişkin ciddi iddialar ve bulgular da inceleniyor.”
Bakan Gürlek, soruşturmada kişilerin geçmişte sahip oldukları makamın belirleyici olmayacağını özellikle vurguladı:
“Burada kişinin vali olması veya başka bir makamda bulunması önemli değil. Somut suç şüphesi varsa, kişinin unvanına bakılmaksızın ilgili savcılık hukuk çerçevesinde gereken işlemleri yapar.”
“Bir takım delil kaybı olabilir”
Gürlek’in Gülistan Doku soruşturmasıyla ilgili en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri de dosyanın geçmiş yıllarda yürütülme biçimine ilişkin oldu.
Soruşturmanın yeniden gündeme gelmesinin ardından dosyanın çok daha titiz şekilde incelendiğini belirten Bakan Gürlek:
“Belki de bu zamana kadar bu şekilde yürütülmediği için bir takım delil kaybı olabilir.”
ifadelerini kullandı.
Dosya kapsamında Umut Altaş’ın da ifadesinin alındığını belirten Gürlek, soruşturmanın özellikle Gülistan Doku’nun naaşına ulaşılması ve olayın bütün boyutlarının ortaya çıkarılması üzerinde yoğunlaştığını söyledi.
Faili meçhullerde 40 dosya aydınlatıldı
Bakan Gürlek, Gülistan Doku soruşturmasını değerlendirirken Adalet Bakanlığı bünyesinde faili meçhul suçlarla ilgili yürütülen çalışmalara da geniş yer verdi.
Faili meçhul cinayetlerin yeniden ele alınması amacıyla oluşturulan birimin çalışmalarını anlatan Gürlek:
“Faili meçhul dosyalar yeniden ele alınıyor. Başsavcılıklarla toplantılar yapılıyor, dosyalardaki imkanlar değerlendiriliyor. Adalet Bakanlığı bünyesinde kurduğumuz bu dairenin çalışmalarıyla güzel sonuçlar aldık. Birim kurulalı dört ay oldu; 46 maktulün yer aldığı 40 dosya aydınlatıldı.”
dedi.
Gürlek, yıllar sonra sonuç alınabilmesinin vatandaşın adalete güveni açısından da önemli olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
“Bu çalışmalar vatandaşta önemli bir duygu oluşturuyor. Hiçbir şeyin sonsuza kadar karanlıkta kalmayacağı, adaletin er ya da geç tecelli edeceği görülüyor. O dönem deliller yeterince toplanmamış, olaylar bütün yönleriyle aydınlatılamamış olabilir. Ancak devletin bütün imkanlarıyla ve kararlılıkla çalışması halinde yıllar sonra dahi sonuç alınabileceğini görüyoruz. Bu da adalete olan güveni artırıyor.”
Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasına ilişkin soruşturmanın da sürdüğünü belirten Gürlek:
“Muhsin Yazıcıoğlu soruşturması devam ediyor. Soruşturma ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yürütülüyor; Ceza İşleri Genel Müdürlüğümüz bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımız da kendi görev alanı çerçevesinde koordinasyon ve dosya inceleme çalışmalarını sürdürüyor.”
ifadelerini kullandı.
Yeni faili meçhul soruşturmalarına ilişkin isim vermenin doğru olmayacağını belirten Gürlek:
“Bir soruşturmanın başlatılması için hukuken gerekli şüphe şartlarının oluşması gerekir. Faili meçhul dosyaların tamamı ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarınca kendi delil durumu içinde değerlendiriliyor.”
dedi.
Rojin Kabaiş dosyasında telefon incelemesi devam ediyor
Gürlek, Van’da yaşamını yitiren üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin soruşturmada da teknik incelemelerin sürdüğünü açıkladı.
Bakan Gürlek:
“DNA incelemeleri yapıldı. Cep telefonuna yönelik teknik incelemeler de devam ediyor. Ancak şu an itibarıyla doğrudan ve kesin bir sonuca götüren somut bir veriye ulaşıldığını söyleyemeyiz.”
dedi.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü yeniden araştırılıyor
Gürlek’in ayrıntılı açıklamalar yaptığı bir başka dosya, eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun 2011 yılında cezaevinde hayatını kaybetmesi oldu.
Kozinoğlu’nun ölümünün Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeniden soruşturulduğunu belirten Gürlek:
“Kaşif Kozinoğlu, devletimizin yetiştirdiği müstesna isimlerden ve önemli bir devlet görevlisiydi. Maalesef o dönemde Ergenekon kumpası kapsamında tutukluluk süreci geçirirken, sağlıklı, spor yapan ve öz bakımına dikkat eden bir kişi olmasına rağmen şüpheli şekilde hayatını kaybetti.”
ifadelerini kullandı.
Gürlek, soruşturmanın yeniden açılmasına ilişkin geçmişten gelen ihbar ve beyanların bulunduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Bu konuda daha önce şikayetler ve ihbarlar vardı. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız da bunları dikkate alarak bir soruşturma başlattı. Daha sonra yurt dışında firari bulunan ve FETÖ bağlantısına ilişkin hakkında adli süreç bulunan eski bir cezaevi personelinin önemli beyanlarının ardından bazı adli işlemler gerçekleştirildi. Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında yeni deliller ortaya çıkarsa yeni işlemler de gündeme gelebilir; buna elbette Cumhuriyet Başsavcılığı delil durumuna göre karar verecektir.”
Kozinoğlu’nun mezarında feth-i kabir işlemi gerçekleştirileceğini belirten Gürlek ayrıca:
“DNA örnekleri alınacak, eğer alınan örneklerde bir zehirlenme ya da başka bulgu varsa rapor haline getirilecek ve soruşturma dosyasına sunulacak.”
dedi.
Cinayet ihtimali dahil bütün olasılıkların değerlendirildiğini belirten Gürlek, kesin bir hüküm kurmaktan kaçınarak:
“Elbette bunun mutlaka bir cinayet olduğunu peşinen söylemek doğru değil. Bütün ihtimaller soruşturma kapsamında değerlendiriliyor. Süreç devam ediyor.”
ifadelerini kullandı.
“Ucu nereye giderse gitsin, kim çıkarsa çıksın”
Bakan Gürlek, yürüyen soruşturmalarda kişilerin makamına, görevine veya siyasi kimliğine göre hareket edilmemesi gerektiğini de güçlü ifadelerle dile getirdi.
Gürlek:
“Bizim söylediğimiz şu: ‘Ucu nereye giderse gitsin, kim çıkarsa çıksın; dosyanın kapağındaki ismi kapat, içindeki delillere bak. Kararını yalnızca hukuka ve delile göre ver.’”
dedi.
Bakanlığın devam eden soruşturmalara yön verme yetkisinin bulunmadığını belirten Gürlek:
“Buradaki yaklaşımımız bir soruşturmanın yönünü göstermek değil; savcının hukuka uygun görevini herhangi bir baskı veya çekince hissetmeden yerine getirebilmesi gerektiğini vurgulamaktır.”
ifadelerini kullandı.
AHBAP soruşturması: 4,6 milyon dolarlık senet ve 245 milyon dolar iddiası
Gürlek’in açıklamalarının en ayrıntılı bölümlerinden biri AHBAP hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin oldu.
Bakan Gürlek, dosyada mali hareketlerden müşteki beyanlarına, taşınmaz devirlerinden senetlere kadar çok sayıda iddianın araştırıldığını belirterek şunları söyledi:
“AHBAP’la ilgili soruşturma devam ediyor. Soruşturmada çok farklı iddialar, mali hareketler ve müşteki beyanları araştırılıyor. Soruşturmanın seyri ve ortaya çıkacak yeni deliller doğrultusunda yeni adli işlemler de gündeme gelebilir. MASAK tespitleri yapılıyor, itirafçı beyanları bulunuyor. Toplanan yardımların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı bizim için son derece önemli. Az önce görüştüğüm bir kişi, o tarihlerde Amerika’da bulunan kliniğine Haluk Levent’in geldiğini anlattı. Türkiye’de bir yardım kuruluşunun bulunduğunu, kamuoyunca da tanınan bir kişi olduğunu söyleyerek kendisinden yardım istediğini ifade etti. O kişi de ‘Tamam, ne gerekiyorsa verelim.’ diyor. Söz konusu para 4 milyon 600 bin dolar. Hatta buna ilişkin senet de düzenlenmiş. Dosyada buna benzer çok sayıda senet olduğu belirtiliyor. Bazı işlemlerde Haluk Levent’in kendi adına borç aldığı, ‘Bu parayı kullanacağım’ dediği veya taşınmaz aldığına ilişkin belgeler bulunuyor. Ancak daha sonra bu paraların ödenmediği iddia ediliyor. Senet var, borçlu sıfatıyla imza var ancak ödeme yapılmadığı iddiası var. Bu paraların nereye gittiği araştırılıyor. Para transferlerinin kimlere yapıldığı, taşınmazların hangi kişiler üzerinden devredildiği ve bu işlemlerin gerçek mahiyetinin ne olduğu savcılıkça inceleniyor. Müşteki sayısını şu anda kesin olarak bilmiyoruz. Olay duyuldukça başvurular artıyor. Dosyadaki bilgilere göre bu taşınmazların doğrudan Haluk Levent adına değil, önce asistanı Yeliz Kaya adına, ardından Esin Önder Çağlayan’a devredildiğine ilişkin işlemler bulunuyor. Bu taşınmaz devirlerinin yardım amacıyla mı gerçekleştirildiği, başka bir mali ilişkinin parçası mı olduğu veya sisteme para sokmaya yönelik bir mekanizma bulunup bulunmadığına ilişkin iddiaların tamamı soruşturma makamlarınca aydınlatılacak. Tespitlere göre yaklaşık 245 milyon dolarlık bir para toplandığı ifade ediliyor.”
Gürlek’in aktardığı hususlar devam eden soruşturmadaki iddia, beyan ve mali incelemelere dayanıyor. Dosyada adı geçen kişiler hakkındaki nihai hukuki değerlendirme yargı makamlarınca yapılacak.
Alihan Kuriş soruşturması: Almanya’dan adli yardım istendi
Gürlek, vatandaşların dini ve insani duygularının suç amacıyla kullanılmasına yönelik soruşturmalara da değindi.
Alihan Kuriş dosyasına ilişkin Bakan Gürlek’in kapsamlı açıklaması şöyle:
“Bir taraftan da vatandaşlarımızın iyi niyetini ve dini duygularını sömüren suç yapılanmalarına ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızın yürüttüğü bir soruşturma var. Burada özellikle bir hususun altını çizmek lazım. Bizim herhangi bir dini yapılanmayla, toplumsal oluşumla veya sivil toplum kuruluşuyla kategorik bir problemimiz yok. Bizim mücadele ettiğimiz; din, inanç veya yardım faaliyeti kisvesi altında vatandaşın iyi niyetini kullanan, bunu kişisel veya mali menfaat temin etmek için istismar eden ve suç teşkil ettiği değerlendirilen yapılanmalardır.”
Gürlek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dini veya insani duygular üzerinden kendisine özel bir mali alan ya da ayrıcalıklı bir yaşam düzeni oluşturan yapılara karşı hukuk çerçevesinde mücadelemiz devam ediyor. Almanya’dan adli yardım talebinde bulunuldu. Alihan Kuriş Suç Örgütü soruşturmasında, Alihan Kuriş’in etrafında kümelenen bir yapılanmaya ilişkin kapsamlı bir dosya var. MASAK raporları, yeni tanık beyanları ve önemli itirafçı beyanları ortaya çıktı. Burada özellikle şunun altını çizelim: Eğitim gören öğrencilerle, Kur’an kursu öğrencileriyle veya okullarda eğitim alan çocuklarla bizim hiçbir problemimiz yok. Soruşturmanın odağında, MASAK raporları ve diğer deliller çerçevesinde suç teşkil ettiği değerlendirilen mali yapılanma bulunuyor. Adli işlemler de bu çerçevede gerçekleştiriliyor. Burada dini duyguların kullanılarak üst kademede bulunan bazı kişilere özel ve lüks bir yaşam alanı oluşturulduğuna ilişkin ciddi iddialar bulunuyor. Savcılığın incelediği alan da esas itibarıyla bu mali ilişkiler ve suç şüpheleridir.”
Gürlek aynı dosyanın uluslararası mali bağlantılarına ilişkin de:
“Bazı işlemlerin hangi kaynaklarla, hangi kişiler aracılığıyla ve kimlerin bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğinin aydınlatılması amacıyla uluslararası adli yardımlaşma mekanizmaları işletiliyor.”
dedi.
Gürlek ayrıca:
“Bir takım kişilerin özel ve lüks bir yaşam oluşturduğuna ilişkin ciddi iddialar bulunuyor.”
ve:
“Hiçbir cemaatle, hiçbir dini toplulukla ya da sivil kuruluşla derdimiz yok.”
ifadelerini kullandı.
Sosyal medyadaki “Menzil Cemaati operasyonu” iddialarına da yanıt veren Gürlek:
“Bizim bir cemaatle, dini oluşumla veya sivil toplum kuruluşuyla ilgili özel bir gündemimiz yok. Cemaatler Türkiye’nin toplumsal gerçekliğinin bir parçası. Ancak bir yapı, din kisvesi altında devleti ele geçirmeye yönelik faaliyet yürütürse veya suç teşkil eden yöntemlerle maddi menfaat sağlarsa yetkili savcılıklar deliller çerçevesinde hukuken gerekeni yapar. Ama söylediğiniz anlamda şu anda yürütülen özel bir çalışma yok.”
dedi.
Uyuşturucu ve yasa dışı bahis operasyonları sürecek
Uyuşturucuyla mücadelede yeni operasyonların da gündeme geleceğini söyleyen Bakan Gürlek:
“Uyuşturucuyla mücadele kapsamındaki operasyonlar devam edecek. İlgili başsavcılıklar tarafından üzerinde çalışılan ve değerlendirilen dosyalar var. Uyuşturucu konusunda kesinlikle taviz vermiyoruz.”
dedi.
Kamuoyunca tanınan kişilere yönelik soruşturmaların caydırıcı etkisine de değinen Gürlek:
“Özellikle kamuoyunca tanınan isimler ve sanat camiasına yönelik soruşturmaların da önemli bir caydırıcı etkisi oldu. Bundan sonraki süreçte uyuşturucuyla mücadelenin farklı alanlarında da adli soruşturmalar gündeme gelebilir.”
ifadelerini kullandı.
Gürlek, spor dünyasındaki bahis ve şike iddialarına ilişkin ise:
“Sadece futbol değil, basketbol da dâhil olmak üzere farklı spor alanlarında yasa dışı bahis ve şike iddiaları inceleniyor.”
dedi.
Beyaz et ve şeker sektöründeki operasyonlar
Gürlek, soruşturmaların vatandaşın ekonomik hayatını ve kamu sağlığını doğrudan ilgilendiren sektörlere de uzandığını belirtti.
Bakan:
“Bunun yanında vatandaşın doğrudan ekonomik hayatını ve kamu sağlığını etkileyen sektörlere de bakılıyor. Beyaz et sektörüne yönelik bir operasyon yapıldı. Şeker sektöründe kamu sağlığını ilgilendiren bir operasyon gerçekleştirildi. Benzeri alanlarda, somut suç şüphesi oluşması hâlinde yetkili adli makamlarca yeni soruşturmalar yürütülebilir.”
ifadelerini kullandı.
Borsada manipülasyon takibi: “SPK ile koordinasyon içerisinde takip edilen süreçler oluyor”
Bakan Gürlek, sermaye piyasalarındaki gelişmelere ilişkin de önemli açıklamalarda bulundu.
Son yıllarda borsadaki işlem hacminin ciddi şekilde büyüdüğünü, buna paralel olarak bazı yatırımcı mağduriyetlerinin gündeme geldiğini belirten Gürlek:
“Bunlara ilişkin değerlendirilen konular olabiliyor. SPK ile koordinasyon içerisinde takip edilen süreçler oluyor.”
dedi.
Gürlek devamında:
“Özellikle manipülasyon konusunda mevzuatın SPK’ya verdiği yetkiler ve usuller var. Adli süreçler de bu yasal çerçeve içerisinde yürütülüyor.”
ifadelerini kullandı.
Piyasaların gereksiz şekilde tedirgin edilmemesinin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek:
“Elbette piyasaların gereksiz yere tedirgin edilmemesi de önemli. Çünkü borsada çok sayıda yatırımcı ve vatandaşımız var. Ancak suç teşkil eden manipülatif işlemlerin de hukuk çerçevesinde karşılıksız bırakılmaması gerekir. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor.”
dedi.
Borsa İstanbul’daki manipülasyon iddialarıyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın bulunduğu, dosyaya son olarak “bySerez” isimli X hesabının 2023 yılında BIST’te işlem gören 9 pay hakkındaki paylaşımlarının eklendiği belirtildi.
Gürlek: “FETÖ bir casusluk örgütü”
FETÖ ile mücadele konusunda da açıklamalarda bulunan Gürlek:
“FETÖ yıllarca planlı biçimde hareket ederek en sonunda 15 Temmuz’da ülkeyi ele geçirmeye çalışan bir ihanet örgütü. Aynı zamanda bir casusluk örgütü.”
dedi.
Örgütün faaliyetlerinin sona erdiği düşüncesine karşı uyarıda bulunan Gürlek:
“Bu örgütün amaçlarından ve yöntemlerinden vazgeçtiğini düşünmemek lazım. Şu anda kabuğuna çekilmiş gibi görünebilir ancak yeni yapılanma arayışları bulunabiliyor. Finansal kaynaklarına ilişkin çalışmalar var. Farklı isimler ve yapılar altında yeniden örgütlenme veya kamu kurumlarına sızma girişimlerine karşı devlet son derece dikkatli.”
ifadelerini kullandı.
Gürlek:
“Biz bunlara müsaade etmeyeceğiz. FETÖ ile mücadele tavizsiz şekilde devam ediyor.”
dedi.
Umut Altaş ve Eylem Tok’un iade süreçleri
Yurt dışında bulunan şüpheli ve sanıkların Türkiye’ye iade süreçlerine ilişkin de konuşan Gürlek, Umut Altaş hakkında:
“Umut Altaş’la ilgili iade talebinde bulunduk. Olumlu gelişmeler de oldu. Sürecin iade yönünde ilerlemesini bekliyoruz ancak nihai kararın ilgili ülkenin yetkili yargı ve idari makamlarına ait olduğunu da unutmamak gerekir.”
ifadelerini kullandı.
Eylem Tok hakkındaki süreci de değerlendiren Gürlek:
“Karar üst mahkemeye taşındı. Dolayısıyla üst mahkemenin kararının beklenmesi gerekiyor. Biz iade taleplerimizin arkasındayız ve bu süreçleri hassasiyetle takip ediyoruz.”
dedi.
“Terörsüz Türkiye” süreci
Gürlek, “Terörsüz Türkiye” sürecinde kabul edilen yasal düzenlemeye ilişkin:
“Terörsüz Türkiye sürecinde çerçeve yasa yaklaşık 467 oyla kabul edildi. Bu gerçekten çok büyük bir başarı.”
ifadelerini kullandı.
Düzenlemenin uygulanmasına ilişkin şartları anlatan Gürlek:
“Örgütün silah bırakması, silahlarını teslim etmesi ve tüm unsurlarıyla tasfiye edilmesine ilişkin süreç Milli Savunma Bakanlığımız ve MİT tarafından takip ediliyor.”
dedi.
Adalet Bakanlığının ise kanunun yürürlüğe girmesinin ardından ortaya çıkacak hukuki ve idari süreçlere yönelik hazırlık yaptığı belirtildi.
Çocuk suçluluğunda yeni yaklaşım
Bakan Gürlek, çocukların suça sürüklenmesinin yalnızca ceza hukuku üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek:
“Adalet sistemi suç işlendikten sonra devreye giriyor. Bir suç işlendiğinde savcılık süreci başlıyor. Ancak çocuğu suça iten sebepler çok daha önce ortaya çıkıyor. Bir çocuk sorunlu bir aile ortamından gelebiliyor, okulda problemler yaşayabiliyor veya sosyal çevresinden olumsuz etkilenebiliyor. Dolayısıyla mesele yalnızca adli boyutuyla ele alınamaz.”
dedi.
Çocuk Paketi’yle getirilen yaklaşımı da anlatan Gürlek:
“Çocuk Paketi kabul edildi. Artık ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramı yerine ‘adli süreçteki çocuk’ yaklaşımı getirildi. Buradaki amaçlardan biri, suç örgütlerinin çocukları kolayca kullanabilmesini önlemek; diğeri ise çocuğun işlediği fiilin hukuki sonuçlarının daha açık ve caydırıcı hâle gelmesini sağlamaktır. Örgüt çocuğu kullanamayacak; çocuk da kendisinin suç faaliyetlerinde araç olarak kullanılmasının ciddi hukuki sonuçları bulunduğunu bilecek.”
ifadelerini kullandı.
Gürlek ailelerin sorumluluğuna ilişkin de:
“Ailelerin sorumluluğunu da güçlendirdik. Daha önce bu konuda bazı boşluklar vardı. Aileler çocuklarının eğitimine, davranışlarına, sosyal çevresine ve bulunduğu ortamlara karşı daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda.”
dedi.
İmamoğlu davası: “Nihai takdir mahkemeye ait”
Ekrem İmamoğlu’nun sanıkları arasında bulunduğu dava hakkında da değerlendirmelerde bulunan Gürlek, dosyanın artık kovuşturma aşamasında olduğunu hatırlattı.
Gürlek:
“Başsavcılık görevini yürüttüğüm dönemde, soruşturma dosyasındaki eylemlerin delillerle desteklendiği yönündeki kanaatimi ifade etmiştim. Ancak dosya artık kovuşturma aşamasında. Bundan sonra delillerin değerlendirilmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve sanıkların hukuki durumuyla ilgili nihai takdir mahkemeye aittir.”
dedi.
Yargılamanın ne zaman sonuçlanacağı sorusuna ise:
“Mahkeme yargılamasını yapıyor, tanıkları dinliyor, sanık müdafilerinin beyanlarını alıyor ve savunmaları değerlendiriyor. Bu yargılamanın ne zaman tamamlanacağını benim söylemem mümkün değil. Sürecin takvimi ve verilecek karar tamamen mahkemenin yetkisinde.”
yanıtını verdi.
İmamoğlu dosyasında ek iddianame hazırlığı bulunup bulunmadığına ilişkin de Gürlek:
“Evet, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından ek iddianameye konu olabilecek yeni delil, rapor ve hukuki değerlendirmeler üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Yeni bazı ihale raporları söz konusu olduğu belirtiliyor.”
ifadelerini kullandı.
Ahmet Davutoğlu ve Gökçek soruşturmaları
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla yürütülen soruşturmayı değerlendiren Gürlek:
“Burada hukuken bakılması gereken iki temel husus var. Birincisi suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı, ikincisi ise zamanaşımı. Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu bakımından burada zamanaşımı süresinin dolmadığı değerlendiriliyor. ‘O video o tarihte vardı, neden o zaman işlem yapılmadı da şimdi yapıldı?’ denilebilir. Bir soruşturmanın hangi tarihte başlamış olması tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmez. Bir ihbar, CİMER başvurusu veya şikayet üzerine savcılık önüne gelen iddiayı hukuken değerlendirebilir. Suçun oluşup oluşmadığına ve zamanaşımına ilişkin değerlendirmeyi de soruşturmayı yürüten savcılık yapar. Az önce söylediğim gibi, burada isim ve sıfat üzerinden hareket edilmez.”
ifadelerini kullandı.
Melih Gökçek ve oğulları hakkında yapılan başvurulara ilişkin de Gürlek:
“Melih Gökçek ve oğullarıyla ilgili konu da kamuoyunda uzun süre tartışıldı. Şikayet ve başvurular yapıldı. Cumhuriyet başsavcılığı da kendisine ulaşan ihbar ve şikâyetleri hukuken değerlendirdi, soruşturma başlattı ve bazı ifadeler aldı. Bundan sonraki süreç de deliller çerçevesinde savcılığın takdirinde ilerleyecek.”
dedi.
“Cezasızlık algısının üzerine gidiyoruz”
Adalet sistemine yönelik eleştiriler ve kamuoyundaki cezasızlık algısı da toplantının gündemindeydi.
Bakan Gürlek:
“Toplumda ‘Suç işleyenin yanına kar kalıyor’ şeklinde bir kanaat oluşmuştu. Bunun özellikle üzerine gidiyoruz.”
dedi.
Hakim ve savcıların da hukuk karşısında ayrıcalığının bulunmadığını belirten Gürlek:
“Hakim veya savcı olmak kimseye ayrıcalık sağlamaz. Trafikte bir olaya karışmışsa vatandaş için hangi hukuk uygulanıyorsa onun için de aynı hukuk uygulanır.”
ifadelerini kullandı.
Yargı teşkilatıyla ilgili disiplin süreçlerinin de takip edildiğini söyleyen Gürlek:
“Bu konuda soruşturma ve disiplin istatistiklerini de yakından takip ediyoruz. Çünkü hakim ve savcı toplumda güven duyulan bir konumda olmak zorunda. Yaklaşık 27 bin 500 kişilik bir yargı teşkilatından söz ediyoruz. Bunun belki yüzde 3-5’lik küçük bir kesiminin meslek onuruna zarar veren davranışları yüzünden yüzde 90’dan fazla büyük bir kesimin zan altında kalmasını kabul edemeyiz. Bu nedenle bu konularda gerekli adımları atıyoruz.”
dedi.
“Kara Haydar” olayına da değindi
Van’da kamuoyuna “Kara Haydar” olarak yansıyan olay hakkında da konuşan Gürlek, kaynağı açıklanamayan servet ve gösterişli yaşam görüntülerinin toplumdaki etkisine dikkat çekti.
Gürlek:
“En son Van’da ‘Kara Haydar’ olarak kamuoyuna yansıyan bir olay oldu. Daha sonra olayın farklı boyutları ortaya çıktı. İnsanların gözü önünde, kaynağı açıklanamayan yüksek miktarda para ve aşırı gösterişli yaşam görüntüleri üzerinden devletin ve kamu kurumlarının itibarıyla oynanmasına müsaade edilemez. Bir tarafta insanlar geçim sıkıntısı çekerken diğer tarafta kaynağı tartışmalı servetin, korumaların ve lüks hayatın sosyal medyada teşhir edilmesi toplumda ciddi rahatsızlık meydana getiriyor. Son dönemde sosyal medya fenomenliği üzerinden de bu tür örnekler çoğaldı. Elbette sosyal medya fenomenliği ayrı ve meşru bir alan. Ancak suç teşkil eden bir mali faaliyet, kamu kurumlarına yönelik hukuka aykırı eylem veya başka bir suç şüphesi varsa bunun gereğini bağımsız yargı makamları yapar. Bizim yaklaşımımız bu. Suç kim tarafından işlenirse işlensin aynı hukuk uygulanmalı.”
ifadelerini kullandı.
Gazetecilere saldırı için dikkat çeken mesaj
Bakan Gürlek, açıklamalarının sonunda gazetecilere yönelik fiziki saldırılara da değindi.
Basın mensuplarının toplumun haber alma hakkına hizmet eden kamusal nitelikte bir görev yaptığını belirten Gürlek:
“Basın mensuplarına yönelik fiziki saldırılar maalesef zaman zaman yaşanabiliyor. Siz sonuç itibarıyla toplumun haber alma hakkına hizmet eden, kamusal nitelikte bir görev yapıyorsunuz.”
dedi.
Gazetecilerin görevleri nedeniyle uğradıkları saldırıların daha geniş bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Gürlek:
“Bu nedenle gazetecilere, görevlerini yaptıkları için yönelen saldırıların yalnızca bireye karşı değil, toplumun haber alma hakkına karşı bir saldırı olarak da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.”
ifadelerini kullandı.
Gürlek’in açıklamaları, toplantının yalnızca tek tek soruşturmalardaki son durumu aktaran bir görüşme olmadığını; faili meçhul suçlardan ekonomik suçlara, uyuşturucu ve bahis soruşturmalarından yargıya güven sorununa kadar geniş bir adalet gündeminin değerlendirildiği kapsamlı bir toplantı olduğunu ortaya koydu.
Toplantının en çarpıcı başlığı ise yine Gülistan Doku dosyası oldu. Altı yılı aşkın süredir bulunamayan Doku’nun naaşının birkaç kez yer değiştirmiş olabileceğinin açıklanması, kimyasal maddelerle tamamen ortadan kaldırılmış olabileceği ihtimalinin soruşturmaya dahil edilmesi ve geçmişte bazı kamu görevlilerinin delilleri ortadan kaldırmaya çalışmış olabileceği iddialarının incelendiğinin açıklanması, dosyanın önümüzdeki dönemde de Türkiye’nin en yakından takip edilen soruşturmalarından biri olmaya devam edeceğini gösteriyor.




