Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Okulun ilk günlerinde kaygıyı azaltan 6 altın kural

Uzun yaz tatilinin ardından başlayan yeni eğitim dönemi, çocuklar için yalnızca ders zilinin yeniden çalması anlamına gelmiyor. Anaokulundan liseye kadar farklı yaş gruplarındaki öğrenciler; yeni okul, öğretmen, arkadaş çevresi, kurallar, akademik beklentiler ve aileden ayrılma gibi pek çok değişiklikle aynı anda karşı karşıya kalabiliyor. Uzmanlar, okulun ilk günlerinde görülen ağlama, huzursuzluk, ayrılmak istememe, öfke ve kaygının her zaman bir uyum sorunu anlamına gelmediğini belirterek, ebeveynlerin güven veren ve tutarlı bir yaklaşım benimsemesinin önemine dikkat çekiyor.

Uzun yaz tatilinin ardından başlayan yeni eğitim dönemi, çocuklar için

Yeni eğitim öğretim döneminin başlamasıyla birlikte çocuklar yalnızca derslere değil, yeni bir düzene, yeni arkadaşlara, öğretmenlere ve farklı sorumluluklara da uyum sağlamaya çalışıyor. Anaokulundan liseye kadar her yaş grubunda farklı biçimlerde görülebilen okul kaygısında ebeveynlerin yaklaşımı büyük önem taşıyor. Uzm. Psk. Deniz Mutlu, okulun ilk günlerinde çocukların kaygısını azaltmaya yardımcı olabilecek 6 önemli noktaya dikkat çekti.

Uzun bir tatil döneminin ardından okulların açılması, çocuklar açısından yalnızca yeni bir eğitim döneminin başlangıcı değil, aynı zamanda önemli bir geçiş süreci anlamına geliyor.

Kimi çocuk ilk kez anaokuluna başlarken, kimisi ilkokula, ortaokula ya da sınavla kazandığı liseye adım atıyor. Her yeni dönem beraberinde farklı bir okul ortamı, yeni kurallar, öğretmenler, arkadaşlar ve artan akademik sorumluluklar getiriyor.

Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda ebeveynden ayrılma deneyimi öne çıkarken, ortaokul ve liseye başlayan öğrenciler yeni düzene uyum sağlamaya çalışıyor. Lise son sınıf öğrencilerinde ise sınav ve gelecek kaygısı daha belirgin hale gelebiliyor.

Bu nedenle okulun ilk günlerinde çocuklarda ağlama, ebeveynden ayrılmak istememe, huzursuzluk, öfke, anne-babaya daha fazla yakınlık gösterme ya da akademik baskı hissetme gibi tepkiler görülebiliyor.

Çocuğun zihnindeki temel soru ise çoğu zaman şu oluyor:

“Ben burada güvende miyim, bu sürecin üstesinden gelebilir miyim?”

Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Deniz Mutlu, okulun ilk günlerinde çocukların yaşadığı uyum sürecine ilişkin önemli önerilerde bulundu.

1. “Elimi bırakıyorum ama sevgim hep seninle”

Okul kapısında her gün aynı kısa cümleyle vedalaşmak, çocuk için güçlü bir güven ritüeline dönüşebiliyor.

“Elimi bırakıyorum ama sevgim hep seninle” gibi bir cümle, çocuğa yalnızca o an fiziksel olarak ayrıldığını, ebeveyniyle arasındaki bağın ise devam ettiğini hatırlatıyor.

Uzmanlara göre burada önemli olan kullanılan cümlenin uzunluğu değil, tutarlı ve öngörülebilir olması.

Her gün farklı açıklamalar yapmak, vedayı uzatmak ya da çocuk ağladığında tekrar tekrar geri dönmek ayrılık kaygısını artırabiliyor.

Buna karşılık kısa bir sarılma, aynı cümle ve kararlı bir vedalaşma çocuğa şu mesajı veriyor:

“Burada güvendesin, ben geri geleceğim.”

İlk günlerde çocuğun ağlaması, ebeveyninden ayrılmak istememesi ya da sınıfa girmekte zorlanması, her zaman okula uyum sağlayamayacağı anlamına gelmiyor.

Bu süreçte çocuğun duygusunu küçümsememek ve uzun açıklamalar yerine güven veren kısa ifadeler kullanmak öneriliyor.

Örneğin, “Gitmek istemiyorum” diyen bir çocuğa şu şekilde yaklaşılabilir:

“Biliyorum, ayrılmak şu an zor geliyor. Ama sen güvendesin ve ben seni almaya geleceğim.”

Amaç, çocuğun kaygısını tamamen ortadan kaldırmak değil, bu duyguyu yaşayabileceğini ve bununla baş edebileceğini hissettirmek.

2. Önce güven, sonra uyum

Okula uyum sürecinde ilk hedefin çocuğun hemen kurallara uyması ya da istenilen davranışları eksiksiz yerine getirmesi olmaması gerekiyor.

Öncelik, çocuğun yeni ortamda kendisini güvende hissetmesi.

Çocuk öğretmenine, sınıfına ve okulun günlük rutinine alıştıkça ayrılık kaygısı da çoğu zaman azalıyor.

İlk uyum dönemi geride kalmaya başladığında ise ebeveynlerin çocuklarını yalnızca ders başarısı üzerinden değerlendirmemesi gerekiyor.

Akademik sonuçların yanı sıra çocuğun duygusal, sosyal ve gelişimsel sürecinin de dikkate alınması önem taşıyor.

3. “Dikkati dağınık” demeden önce gözlemleyin

Okulun ilk haftalarında ailelerin en sık dile getirdiği konulardan biri çocukların dikkat süresi oluyor.

“Dersi dinlemiyor”, “Etkinliği tamamlamıyor”, “Çabuk sıkılıyor” gibi gözlemler önemli olsa da bunlar tek başına bir dikkat problemi bulunduğunu göstermiyor.

Okula başlangıç dönemindeki kaygı, uyku düzenindeki değişiklikler, yoğun ekran kullanımı, yeni ortama uyum süreci ve çocuğun gelişim özellikleri dikkat performansını etkileyebiliyor.

Bu nedenle geçici bir uyum güçlüğü ile süreklilik gösteren dikkat probleminin birbirinden ayrılması gerekiyor.

Gerekli görüldüğünde yaşa uygun dikkat testleri ve psikolojik değerlendirmeler yapılabiliyor.

Bu değerlendirmeler çocuğun;

  • odaklanma,
  • sürdürülebilir dikkat,
  • yönerge takibi,
  • dürtü kontrolü,
  • çalışma hızı,
  • hata örüntüleri

gibi alanlarda daha sistematik biçimde değerlendirilmesini sağlayabiliyor.

Ancak uzmanlar, hiçbir çocuğun yalnızca tek bir test sonucuna göre değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor.

Aile görüşmeleri, öğretmen gözlemleri ve çocuğun gelişim öyküsü de değerlendirme sürecinin önemli parçaları arasında yer alıyor.

Buradaki amaç çocuğa bir etiket koymak değil, ihtiyacını doğru anlamak ve gerekli desteği zamanında sağlamak.

4. Dikkat becerileri desteklenebilir

Dikkat, sabit ve değişmez bir özellik olarak görülmemeli.

Çocuğun ihtiyacına uygun çalışmalarla odaklanma, görsel ve işitsel dikkat, çalışma belleği, yönerge takibi, planlama ve dürtü kontrolü gibi beceriler geliştirilebiliyor.

Bu nedenle okulun ilk döneminde çocuğun performansına bakarken yalnızca;

“Yapabiliyor mu, yapamıyor mu?”

sorusuna odaklanmak yerine;

“Neye ihtiyacı var ve bu beceriyi nasıl destekleyebiliriz?”

sorusunu sormak daha sağlıklı bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.

5. “Arkadaşın yapıyor, sen neden yapamıyorsun?” demeyin

Okula uyum sağlandıktan sonra çocukların karşı karşıya kalabildiği en önemli sorunlardan biri de kıyaslanmak.

Özellikle ilkokulun ilk yıllarında;

“Arkadaşı okumaya geçti”,
“O daha uzun süre dikkatini veriyor”,
“O daha güzel yazıyor”

gibi ifadeler çocuğun kendisini yetersiz hissetmesine neden olabiliyor.

Oysa her çocuğun gelişim hızı, öğrenme biçimi ve güçlü olduğu alanlar farklı.

Önemli olan çocuğun başka çocuklara yetişmesi değil, kendi gelişim çizgisi içinde ilerlemesi.

Bu nedenle ebeveynlerin çocukların eksiklerine odaklanmak yerine gösterdiği çabayı fark etmesi ve gelişimini kendi önceki performansıyla karşılaştırması öneriliyor.

Örneğin;

“Daha önce yapamıyordun, şimdi bunu yapabiliyorsun.”

gibi ifadeler çocuğun gelişimini fark etmesine yardımcı olurken özgüvenini de destekliyor.

6. Ne zaman uzman desteği alınmalı?

Okula uyum süreci ilerlemesine rağmen dikkat güçlükleri devam ediyorsa, çocuk yönergeleri takip etmekte sürekli zorlanıyorsa, başladığı işi tamamlayamıyorsa ya da bu durum hem okul performansını hem günlük yaşamını etkiliyorsa uzman değerlendirmesi yararlı olabiliyor.

Buradaki temel amaç çocuğu yaşadığı bir sorun üzerinden tanımlamak değil, davranışın altında yatan ihtiyacı anlamak.

Erken dönemde yapılan doğru değerlendirmeler, çocuğun güçlü olduğu ve desteklenmesi gereken alanların daha erken fark edilmesine imkan sağlayabiliyor.

Çocukların ihtiyacı mükemmel başlangıç değil, güvenli başlangıç

Çocukların okula başlarken ihtiyaç duyduğu şey kusursuz bir başlangıç değil.

Kendilerini güvende hissettikleri, hata yapabildikleri, duygularını ifade edebildikleri ve gerektiğinde destek alabildikleri bir başlangıç, uyum sürecini çok daha sağlıklı hale getirebiliyor.

Ebeveynlerin çocuklarına verebileceği en güçlü mesajlardan biri ise şu olabilir:

“Alışmak için zamanın var. Hata yapabilirsin. Ben sana güveniyorum.”

Çocuklar yıllar sonra ilk okul çantalarını, ilk derslerini ya da ilk ödevlerini hatırlamayabilir.

Ancak hayatlarının önemli bir döneminde kendilerine güvenilip güvenilmediğini kolay kolay unutmazlar.