“Bağımlılık yalnızca bir insanı değil; bir aileyi, bir mahalleyi ve bir milletin geleceğini yaralar. Bu mücadele hepimizin ortak sorumluluğudur.”
Bir ülkeyi yalnızca silahlar yıkmaz.
Bazen bir hap, bazen bir poşet, bazen de “Bir kereden bir şey olmaz.” cümlesi, bir milleti içeriden çökertmeye yeter.
Bugün ülkemizin karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri, belki de en sessiz olanıdır: Alkol ve madde bağımlılığı.
Terör, can alır. Uyuşturucu ise hem can alır hem de geride yaşayanları her gün yeniden öldürür.
Çünkü bağımlılık sadece bir genci zehirlemez; bir annenin duasını, bir babanın umudunu, bir eşin huzurunu, bir çocuğun geleceğini de elinden alır.

Ben yaklaşık üç yıldır madde bağımlısı gençlerle birebir ilgileniyorum. Her birinin ayrı bir hikâyesi var. Kimisi sevgisizlikten, kimisi parçalanmış ailelerden, kimisi yanlış arkadaş çevresinden, kimisi meraktan, kimisi de yalnızlıktan bu karanlığın içine düşmüş.
Hiçbiri “Ben bağımlı olacağım.” diye başlamamış.
Hepsi bir gün “Bir defadan bir şey olmaz.” diyerek ilk adımı atmış.
Sonrası ise derin bir uçurum…
Bugün bağımlılık yaşı maalesef ilkokul çağlarına kadar inmiş durumda. Artık yalnızca liseleri değil, ortaokulları hatta çocuk parklarını bile konuşuyoruz.
Bu tablo hepimizi ürkütmelidir.
Çünkü mesele artık birkaç kişinin sorunu değildir.
Bu mesele, millet meselesidir.
Bağımlılık Önce Ruhu Öldürüyor
Uyuşturucu önce insanın bedenini değil, ruhunu esir alıyor.
Vicdanını susturuyor.
Merhametini yok ediyor.
Sevgiyi unutturuyor.
Anneye el kaldıran…
Babasını dolandıran…
Kardeşinin telefonunu satan…
Evladının rızkını uyuşturucuya veren insanlar bir gün böyle doğmadılar.
Bağımlılık onları bu hâle getirdi.
Her bağımlının arkasında sessizce yıkılan bir aile vardır.
Sabahlara kadar kapının önünde bekleyen anneler…
Evladının cenazesini değil de yeniden eve dönüşünü bekleyen babalar…
“Babam bugün ayık gelir mi?” diye korkuyla yaşayan çocuklar…
Bunlar istatistik değildir.
Bunlar gerçek hayatlardır.
Asıl Mücadele Başlamadan Kazanılır
Uyuşturucu ile mücadele yalnızca polis operasyonlarıyla kazanılmaz.
Elbette güvenlik güçlerimiz büyük fedakârlık gösteriyor.
Binlerce operasyon yapılıyor.
Tonlarca uyuşturucu ele geçiriliyor.
Fakat mesele sadece satıcıyı yakalamak değildir.
Yeni bağımlılar oluşmasını engelleyemezsek bu savaş hiç bitmez.
Onun için mücadele evde başlar.
Anne babanın ilgisinde başlar.
Okul koridorlarında başlar.
Öğretmenin bir öğrencisinin gözlerindeki hüznü fark etmesiyle başlar.
İmamın kürsüde yaptığı uyarıyla başlar.
Mahallelinin sahip çıkmasıyla başlar.
Spor salonunda başlar.
Sanatta başlar.
Kültürde başlar.
Yani topyekûn başlar.
Çocuklarımıza Sadece Harçlık Değil, Zaman Verelim
Bugün birçok anne baba çocuklarına her şeyi alıyor.
Telefon alıyor.
Tablet alıyor.
Bilgisayar alıyor.
Ama zaman ayıramıyor.
Oysa çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey pahalı hediyeler değil; dinleyen bir kulak, anlayan bir yürek ve güven veren bir ailedir.
Evlatlarımızın arkadaşlarını tanıyalım.
Nerelere gittiklerini bilelim.
Sosyal medya hesaplarını tamamen başıboş bırakmayalım.
Onlarla birlikte yemek yiyelim.
Bir çayın başında sohbet edelim.
Çünkü sevgisiz büyüyen çocuklar, sevgiyi yanlış yerlerde aramaya daha açık hâle geliyor.
Bu Çocuklar Bizim Çocuklarımız
Bağımlı gençleri dışlamak çözüm değildir.
Onları “bitmiş” görmek büyük bir yanlıştır.
Onlar bizim çocuklarımız.
Onları kaybetmeye hakkımız yok.
Tedavi gören, yeniden ayağa kalkmayı başaran binlerce insan var.
Yeter ki uzanan eli geri çevirmeyelim.
Yeter ki “Bu işten kurtulamaz.” demeyelim.
Bir insanı bağımlılıktan kurtarmak, sadece bir kişiyi değil; bir aileyi, hatta gelecek nesilleri kurtarmaktır.
Sessiz Kalmak Suça Ortak Olmaktır
Uyuşturucu artık yalnızca büyük şehirlerin sorunu değildir.
Kasabalarda…
Mahallelerde…
Okulların çevresinde…
Parklarda…
Her yerde karşımıza çıkabiliyor.
Bu nedenle herkesin gözü açık olmalıdır.
Şüpheli durumları görmezden gelmek, “Bana ne.” demek, bu karanlığın büyümesine zemin hazırlar.
Toplum olarak bilinçlenmek zorundayız.
Çünkü uyuşturucu satıcıları bir çocuğu hedef alırken, aslında bir ailenin geleceğini çalmaktadır.
Son Söz
Uyuşturucunun kazananı yoktur.
Kaybedeni ise sadece bağımlı olan kişi değildir.
Anne kaybeder.
Baba kaybeder.
Kardeş kaybeder.
Eş kaybeder.
Çocuk kaybeder.
Millet kaybeder.
Artık birbirimizi suçlamanın değil, omuz omuza verme zamanıdır.
Kurumlarımız, okullarımız, üniversitelerimiz, camilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, sağlık çalışanlarımız, öğretmenlerimiz ve ailelerimiz aynı hedefte buluşmalıdır:
Gençlerimizi yaşatmak.
Çünkü güçlü devlet, yalnızca güçlü ekonomiye sahip olan değil; gençlerini uyuşturucudan koruyabilen devlettir.
Bir genci kurtarmak, bir geleceği kurtarmaktır.
Bir aileyi ayakta tutmak, bir milleti ayakta tutmaktır.
Unutmayalım ki; uyuşturucuya karşı verilecek en büyük mücadele; sevgiyle büyüyen çocuklar, bilinçli aileler ve duyarlı bir toplum inşa etmektir. Çünkü karanlığı lanetlemek yetmez; her evde, her okulda ve her gönülde bir umut ışığı yakmak gerekir. İşte o zaman uyuşturucu değil, umut kazanacaktır.



