Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Şerife Bozoğlan Eker
Şerife Bozoğlan Eker

Mutluluğun şifresi

Geçtiğimiz günlerde Kızılay’ın “İyilik Sensiz Olmaz” çağrısına kulak verip gönüllü olarak ihtiyaç sahibi aileleri ziyaret ettik. O gün gördüklerim bana hayatın en büyük gerçeklerinden birini bir kez daha hatırlattı: İnsan bazen kendi derdini unutmak için başkasının derdine ortak olmalıdır.

İşin ilginç tarafı, bu ziyaretlerden bir gün önce benim evim de adeta küçük çaplı bir gölete dönüşmüştü. Şiddetli yağmurdan sonra oturma odam ve mutfağım sular içindeydi. Yağmurun suçu yoktu aslında. Su, kendisine gösterilen en zayıf noktayı bulmuştu.

Mesele biraz da bazı müteahhitlerin “kaliteli malzeme” ile olan mesafesiydi. Öyle bir bina yapmışlar ki içine iki ördek bıraksan yüzmeyi reddeder, “Ben bu işe karışmam.” der.

İlk başta insanın morali bozuluyor elbette. Evinin içinde su birikintilerine bakarken geleceğe dair şiir yazmak da pek kolay olmuyor. Sonra kendi kendime dedim ki:

“Çözebiliyorsan çöz. Çözemiyorsan çözülene kadar kapa kapağı, bekle.”

Çünkü bazı meseleleri sürekli düşünmek onları çözmüyor. Sadece insanın enerjisini tüketiyor.

Kapıyı çekip çıktım.

Gün boyu bir aileden diğerine gittik. Kalabalık aileler, küçücük evler, daralan geçim şartları, artan kiralar, büyüyen umutlar ve küçülen maaşlar…

Televizyon ekranlarında rakam olarak gördüğümüz birçok sorun, o evlerde ete kemiğe bürünmüş hâlde karşımızdaydı.

Bu sırada telefonlar da susmuyordu.

“Senin ev sular altında, sen ne geziyorsun oralarda?” diyenler çok oldu.

Haklıydılar.

Çünkü günümüzde insanlardan beklenen şey önce kendini düşünmesi. Hatta öyle bir çağdayız ki bazıları komşusunun adını bilmezken telefonunun şarj yüzdesini ezbere biliyor. Kimseyi suçlamıyorum; hayat herkesi kendi telaşına hapsetmiş durumda.

Ama ben şunu biliyordum:

O stresin, o sıkıntının, o çaresizlik hissinin ilacı yine insandı.

Bir annenin duası, bir çocuğun tebessümü, yaşlı bir amcanın “Allah razı olsun evladım” sözü bazen en pahalı psikolojik destekten daha etkili olabiliyor.

Akşam eve döndüğümde suyun büyük kısmı hâlâ oradaydı.

Ama stres yoktu.

Çünkü gün boyunca gördüğüm insanlar bana önemli bir ders vermişti:

Mutluluk, sahip olduklarımızın çokluğunda değil; paylaşabildiklerimizin değerindedir.

Çünkü insan, evinin duvarlarını tamir ederek rahatlar; ama gönlünün duvarlarını ancak iyilikle onarır. Ve günün sonunda anladım ki dünyada en güvenli çatı betonla değil, bir insanın duasıyla kurulur.

Evimdeki su bir gün çekilecek. Duvarlar kuruyacak, eksikler tamamlanacak. Ama o gün dağıttığımız umut, dokunduğumuz gönüller ve aldığımız dualar kalacak.

Çünkü insanı ayakta tutan sadece sahip oldukları değil, paylaşabildikleridir.

Mutlu olmanın yolu aslında sanıldığı kadar karmaşık değil.

Şifresi de çok basit:

Mutlu et ki mutlu olasın.

Reklamı Geç