Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Şerife Bozoğlan Eker
Şerife Bozoğlan Eker

Eğrilik normalleşirse, vicdan susar

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!

İnsanlık tarihi, aslında bir istikamet mücadelesidir. Bir yanda hakikatin sarsılmaz çizgisi, diğer yanda eğriliğin cazibeli fakat yıkıcı gölgesi… Bugün asıl tehlike, kötülüğün varlığı değil; kötülüğün “normal” kabul edilmesidir. Çünkü eğrilik normalleştiğinde, en büyük kayıp davranışlarda değil, vicdanın sesinde başlar.

Dosdoğruluk, yalnızca bireysel bir ahlak meselesi değil, ilahî bir istikamettir. Kur’an-ı Kerim’ deki  “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” hitabı, insanın omurgasını sadece bedensel değil, ruhsal olarak da ayakta tutan bir ilahi ölçüdür. Bu ölçü kaybolduğunda, toplumlar şekil olarak büyür ama mana olarak çürür.

Eğriliğin, yanlışın yaygınlaşması güveni yok eder. İnsanlar birbirine şüpheyle bakar, sözler değerini yitirir, ilişkiler çıkar üzerine kurulur. Güvenin çöktüğü yerde medeniyet değil, yalnızca kalabalıklar kalır. Psikolojik olarak ise birey, içsel bir parçalanma yaşar. Söylediği ile yaptığı, düşündüğü ile yaşadığı arasında uçurum oluşur. Bu uçurum, insanın ruhunu sessizce tüketir.

Felsefî olarak eğrilik, hakikatin reddidir. İnsan, hakikati reddettiğinde aslında kendini inkâr etmeye başlar. Çünkü insan, hakikatle uyumlu olduğu kadar “kendidir.” Uyum bozulduğunda yabancılaşma başlar. Bu yabancılaşma, en çok vicdanda hissedilir.

Tasavvufî perspektiften bakıldığında ise dosdoğruluk, kalbin kıblesidir. Eğrilik ise nefsin gölgesidir. Nefs büyüdükçe hakikat küçülür, hakikat küçüldükçe insan kendi içinden uzaklaşır. Oysa insanın asıl yolculuğu dışarıya değil, içindeki istikamete doğrudur.

Kültürel olarak bir toplum, değerlerini kaybettiğinde sadece geleneklerini değil, yönünü de kaybeder. Dil bozulur, ölçü değişir, doğru ile yanlış yer değiştirir. İşte en tehlikeli an budur: Yanlışın alışkanlık, doğrunun ise istisna haline gelmesi.

Bireysel düzeyde ise dosdoğruluk, insanın kendisiyle barışıdır. Kendi içinde eğri olan, dış dünyada dik duramaz. Vicdan ise bu noktada son hakemdir. Fakat vicdan sürekli bastırılırsa, bir gün konuşmayı bırakır. Ve en büyük felaket işte o sessizliktir.

Bugün insanlığın ihtiyacı daha çok bilgi değil, daha çok istikamettir. Daha çok söz değil, daha çok duruştur. Çünkü eğrilik normalleşirse, toplum bozulmaz sadece… insan susar. Vicdan susarsa, geriye sadece gürültü kalır.

Eğriliğin alışıldığı yerde, doğruluk devrim olur.

Reklamı Geç