Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Karahan: Vadesi gelen altınlar yeniden rezervlere dönecek

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, savaşın ekonomi üzerindeki etkilerini sınırlamak amacıyla altın kaynaklı işlemlerin kullanılmasının doğal bir tercih olduğunu söyledi. Karahan, yapılan işlemlerin önemli bölümünün vadeli altın-döviz takası niteliğinde olduğunu belirterek, vadesi geldiğinde söz konusu altınların yeniden rezervlere döneceğini vurguladı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, savaşın ekonomi üzerindeki

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışmaların Türkiye ekonomisine etkileri, rezerv yönetimi, enflasyon görünümü ve döviz likiditesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karahan, son dönemde kamuoyunda tartışılan altın rezervleri ve swap işlemlerine ilişkin önemli mesajlar verdi.

Altın işlemleri için “doğal tercih” değerlendirmesi

Karahan, döviz likiditesinin desteklenmesi gereken dönemlerde altın kaynaklı işlemlerin kullanılmasının son derece doğal olduğunu belirtti. Merkez Bankası’nın rezerv yönetiminde farklı araçları birlikte kullandığını ifade eden Karahan, son dönemde yapılan işlemlerin önemli bölümünün vadeli altın-döviz takası niteliğinde olduğunu söyledi.

Bu çerçevede kullanılan altınların kalıcı bir rezerv kaybı anlamına gelmediğine işaret eden Karahan, vadesi geldiğinde söz konusu altınların yeniden rezervlere döneceğini kaydetti.

“Amacımız fiyat istikrarını ve finansal istikrarı güçlendirmek”

Merkez Bankası Başkanı, enflasyonla mücadeleyi olumsuz etkileyen dışsal bir şokla karşı karşıya olunduğunu ifade ederek dezenflasyon sürecinin devamı için gerekli sıkılığın korunmasında kararlı olduklarını söyledi.

Karahan, rezerv yönetimi ve likidite araçlarında proaktif, esnek ve kontrollü bir yaklaşım izlediklerini vurgularken, temel hedeflerinin fiyat istikrarını ve finansal istikrarı güçlendirmek olduğunu dile getirdi. Bankaların yeniden TCMB ile swap işlemlerine yönelmesini de sistemde döviz likiditesi sıkıntısı bulunmadığının ve kur rejiminin sağlıklı işlediğinin göstergesi olarak değerlendirdi.

Petrol fiyatlarındaki artışın enflasyona etkisi

Karahan’ın değerlendirmelerinde savaşın enerji fiyatları üzerinden enflasyona etkisi de öne çıktı. Buna göre petrol fiyatlarında yaşanan yükseliş, Türkiye’de enflasyon üzerinde maliyet kaynaklı baskı yaratıyor. Karahan, yapılan analizlerin petrol fiyatlarında yüzde 10’luk kalıcı bir artışın tüketici enflasyonunu bir yıl içinde yaklaşık 1,1 puan artırdığını gösterdiğini belirtti.

Bununla birlikte uygulanan eşel mobil sisteminin bu etkinin tüketici fiyatlarına yansımasını önemli ölçüde sınırladığını ifade eden Karahan, hesaplamalara göre sistemin petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisini yaklaşık üçte bire düşürdüğünü söyledi.

Savaşın büyüme ve cari denge üzerindeki etkisi

TCMB Başkanı, artan enerji maliyetleri, dış belirsizlikler ve dış talepte yaşanabilecek zayıflamanın ekonomik aktivite üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturmasını beklediklerini belirtti. Analizlere göre petrol fiyatlarında arz yönlü yüzde 10’luk bir artış, bir yıllık dönemde büyüme oranında 0,4 ila 0,7 puanlık gerilemeye yol açabiliyor.

Cari dengeye ilişkin değerlendirmesinde de Karahan, petrol fiyatlarında 10 dolarlık artışın yıllık net enerji dengesinde yaklaşık 3 ila 4 milyar dolarlık bozulma oluşturduğunu, doğal gaz fiyatlarındaki artışla birlikte bu etkinin 5 milyar dolara kadar çıkabildiğini söyledi. Buna rağmen mevcut cari açığın tarihsel ortalamanın altında olduğunu ve son gelişmelerle ortaya çıkabilecek bozulmanın yönetilebilir seviyede kalacağını ifade etti.

Kur rejiminde değişiklik mesajı yok

Karahan, rezervlerdeki düşüş ve yabancı çıkışlarıyla birlikte kur rejiminde değişiklik yapılıp yapılmayacağına ilişkin tartışmalara da yanıt verdi. Para politikası metninde açıklandığı üzere mevcut kur rejiminin 2026 yılında da sürdürüleceğini belirten Karahan, savaşın başlamasıyla birlikte üst banttan fonlamaya geçildiğini, Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerinin başlatıldığını ve tahvil alımlarının öne çekildiğini anlattı.

Bu tedbirlerle Türk lirasının cazibesinin korunduğunu ifade eden Karahan, önceki stres dönemleriyle kıyaslandığında yurt içi yerleşiklerin döviz talebinin sınırlı kaldığını söyledi.

Altın rezervlerinin payı yüzde 60’ı aştı

Rezerv politikasına ilişkin değerlendirmelerinde Karahan, yıllar içinde altın rezervlerinin önemli ölçüde artırıldığını da vurguladı. Buna göre 2016 yılında 377 ton olan altın rezervleri iki katına çıkarken, Mart 2026 itibarıyla altın rezervlerinin toplam rezervler içindeki payı yüzde 60’ın üzerine yükseldi.

Karahan, altının Türkiye finansal sistemindeki rolü nedeniyle likidite yönetiminde kullanılmasının zorunlu hale geldiğini belirtti. Bankaların zorunlu karşılık kapsamında altın tesis edebilmesi ve Hazine’nin altına dayalı tahvil ihraçlarının bu yapının önemli parçaları arasında bulunduğunu söyledi.

Swap işlemleriyle döviz pozisyonu güçlendiriliyor

TCMB Başkanı, son dönemde bir miktar altının döviz karşılığı altın swap işlemleri için kullanıldığını, ayrıca sınırlı düzeyde altın satışı da gerçekleştirildiğini açıkladı. Ancak bu işlemlerin ticari kar-zarar bakışıyla değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Karahan, merkez bankacılığında önceliğin finansal istikrar ve politika etkinliği olduğunu söyledi.

Bu kapsamda atılan adımların döviz pozisyonunu güçlendirmeye yönelik olduğunu kaydeden Karahan, işlemlerin vade ve hacminin tamamen Merkez Bankası kontrolünde bulunduğunu, piyasa şartlarına göre artırılabileceğini ya da azaltılabileceğini ifade etti.

“Sıkılığı sağlayacağız” mesajı

Karahan’ın açıklamalarında en dikkat çeken başlıklardan biri de enflasyonla mücadelede geri adım atılmayacağı mesajı oldu. Savaşın gidişatına ilişkin belirsizliğin sürdüğünü belirten Karahan, gelişmelerin beklentiler ve fiyatlama davranışları üzerindeki enflasyonist etkilerini sınırlamak için gereken sıkılığın sağlanacağını söyledi.

Bu değerlendirme, TCMB’nin jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde hem rezerv yönetimi hem de para politikası araçları üzerinden kontrollü ve müdahaleci bir çizgiyi sürdüreceğine işaret etti.